Hala eğitim adasıyız

Ambargolar altındaki ülkemizde, sanayileşme ve üretime dayalı bir yapılanmanın olmadığı, devlet kuruluşlarında memur ve işçi olmanın dışında, tatmin edici iş bulma seçeneklerinin çokta fazla bulunmadığı bilinen bir gerçektir.
Ambargolar altındaki ülkemizde, sanayileşme ve üretime dayalı bir yapılanmanın olmadığı, devlet kuruluşlarında memur ve işçi olmanın dışında, tatmin edici iş bulma seçeneklerinin çokta fazla bulunmadığı bilinen bir gerçektir. Bununla birlikte, son yıllardaülkemizin her ilçesinde, her köşesinde eğitime dayalı bir yapılanmanın varlığı söz konusudur.
Üniversitelerimiz, eğitim ve araştırma gibi temel misyonlarını yerine getirerek, bulundukları bölgelerin gelişmesine, kuruldukları bölgede, kurumlarının çevreye olan etkilerine, o bölgenin nüfus yapısına, sosyal hayatına ne ölçüde ve nasıl etki ettiğine yönelik herhangi bir araştırma yapmışlar mıdır bilmiyoruz. Üniversitelerinkurulu olduğu ilçelerde, tek başlarına bir ekonomi modeli yada bir ekonomi modelinin oluşma nedeni olup olmadıkları da, bulundukları bölgelerdeki nüfus ve göç hareketleri üzerindeki etkileri de, elimizde, bu alanda yapılmış bir bilimsel çalışmaya dayalıveri olmadığı için hep soru işareti olarak kalacak.
Günümüzde Üniversite dendiğinde,ulusal ve uluslararası hemen her sektörle kurduğu doğrudan veya dolaylı bağlarıyla, eğitim ve araştırmaçalışmalarıyla, kampüsleriyle, istihdama sağladıkları dev katkılarıyla, devasa bütçe olanakları ve harcamalarıyla çok daha farklı ve çok daha karmaşık bir yapı anlaşılmaktadır…

Ülkemizde Üniversitelerin, 2000’li yıllardan itibaren hızla büyümeleri, öğrenci akışındaki hızlı artış, barınma, öğretim elemanı ve öğrenciye hizmet verecek yetişmişpersonel açığını da beraberin de getirmiştir.Barınma ihtiyacını gören fırsatçılar hızla ev satın alma ve öğrenciye fahiş fiyatla kiralayarak evin bedelini o şekilde ödeme yoluna gitmiş, Öğretim elamanı açığı akademik yeterliliği olmayan kişilerin istihdam edilmesiyle karşılanmış, personel açığı da; Mesleki eğitime, en azından insanlarla iletişim teknikleri eğitimine tabii tutulmadan istihdam edilen, muhasebeci, güvenlikçi, servis şoförü gibi görevleri yürütenler, ailesinden uzak güler bir yüze hasret bu öğrencilerden, küçük bir tebessümü bile esirgemişlerdir.Öğrenci sevilmediği, küçük görüldüğü, bu ülkede istenmediği duygusuna itilmiştir. Hal böyle olunca her giden öğrenci, bu duygu ve düşüncelerini çeşitli ortamlarda biraz da abartarak anlatmış, her geçen gün ülkemize gelen öğrenci sayısı hızla azalmıştır.

Bugün; Acaba eğitim adası olmaktan çıkıyor muyuz gibi gereksiz bir tartışmanın içine girdik. Hemen her bölgemizde üniversitelerimiz mevcut, seçenek geçmişe göre daha fazla. Yapılması gereken, her Üniversite kendi içerisinde bu durumu sorgulamalı ve bir rapor haline getirmelidir. Bu rapor hükümet yetkililerininde içerisinde olduğu, Üniversite temsilcilerinden oluşan bir kurulda ele alınmalı, duygusallıktan tamamen uzak bir atmosferde değerlendirilmeli ve atılacak adımlar özenle belirlenmelidir.
Aksi takdirde, Üniversitelerin yarattığı doğrudan veya dolaylı istihdamda, devasa kurumlarda, öğrencilerin ve velilerin yaptığı harcamalarda olmayacak, burada oluşacak ekonomik sıkıntıyı başka yerden giderme imkânı kalamayacağı gibi, bir çok yan etkisinin de olacağı,ülkeden göçlerin hızla artacağı açıktır
Özetle;Sık sık eğitim adası olmaktan çıkıyoruz cümlesini fazla dillendirmenin ülkeye yarar getirmeyeceğini, durumun ciddiye alınıp, gerekli tedbirlerin zaman kaybetmeden alınması gerektiğini düşünüyor, sayısı her geçen gün artan dünya çapındaki Üniversitelerimizle “ hala eğitim adası” olduğumuza inanıyoruz.
  • Vatan   Ankara - 27.08.2012 Bence çocuklarını göndermesinler hem TC yi istemezler ama para gelsin isterler.
  • Doğru ama.. Ankaralı  Ankara - 26.08.2012 Burada yazılanların hepsi doğru ama eksik. Bi kere kiralar çok yüksek. Kumarhaneler var. Türkieyli-Kıbrıslı tartışması var. Bunlar can sıkıcı. Ailelerde ürküyor çocugunu oraya göndermeye.

:

:

:

: