Mazbatadan Hapislik Yetmez İse İdam Cezası Getirelim

Son günlerde “Borç İlişkilerinden Dolayı Hapislik Cezalarının Affedilmesi Yasa Tasarısı” ilgili yaşananlar bizi hayretler içerisinde bırakmaktadır. Şöyle ki, yıllarca mazbatadan hapislik olamaması gerektiği ve dünyada böyle bir uygulama yok deyenlerin dahi bugün “AMMA” diyerek bu yönde atılan yasa tasarısına karşı çıkmaları fevkalade şaşırtıcıdır.
Son günlerde “Borç İlişkilerinden Dolayı Hapislik Cezalarının Affedilmesi Yasa Tasarısı” ilgili yaşananlar bizi hayretler içerisinde bırakmaktadır. Şöyle ki, yıllarca mazbatadan hapislik olamaması gerektiği ve dünyada böyle bir uygulama yok deyenlerin dahi bugün “AMMA” diyerek bu yönde atılan yasa tasarısına karşı çıkmaları fevkalade şaşırtıcıdır.

Sözkonusu yasanın temel gerekçesini teşkil eden aşağıdaki olgulara çok şükür karşı olan yok..

“Tüm dünyada alacak-borç ilişkilerinden kaynaklanan hapislik cezaları artık uygulanmamaktadır. Avrupa Konseyi’nin “İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme” ile ilgili dördüncü protokolünde “Hiçkimse yalnızca akdi ilişkiden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemiş olmaktan dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamaz” prensibi düzenlenmiştir.”
Yasa tasarısın temel gerekçesini teşkil eden yukarıdaki olgu kabul edilmesine rağmen tahsilatta başka çare yokmuş gibi “AMMA” denerek adı geçen yasaya karşı çıkılmaktadır.

Bir finans ve ekonomi uzmanı olarak öncelikle ifade etmek isterim ki; dünyadaki kredi piyasasında tahsilat konusu sistemin esası değil sonucu olarak görülür ve dolayısıyla ““İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin kısıtlanmasının gerekçesi” olarak düşünülemez ve böyle bir fikir tartışılamaz dahi.. Yani icra-iflas, ticaret mahkemeleri ve faiz düzenlemelerindeki eksiklikler var diye hapislik korkusuyla tahsilatı gerçekleştirmeyi çare göstermek hiçbir çağdaş ülkede ortaya konabilecek bir argüman olamaz. Eğer böylesi bir argüman meşru kabul edilirse o zaman korku üzerinden tahsilat için şeriat kanunları ve hatta idam cezasının gündeme gelmesi de maalesef meşru zemin kazanabilir. BUNUN YANINDA MAZBATADAN HAPİSLİK KALKARSA MAFYA PİYASAYA HAKİM OLACAKMIŞ. PEKİ O ZAMAN MAFYANIN HAKİM OLMAMASI İÇİN AF SÜRESİNCE SİSTEMİN YENİDEN KURGULANMASINA YÖNELİK YİNE MECLİSE VE DİĞER YETKİLİLERE YÜRÜYEREK ETKİN OLABİLECEK DİRENÇ ORTAYA KOYALIM.
Peki dünya finans piyasalarında kredilendirme süreci nasıl işlemektedir. Süreç tamamen iki taraf arasındaki borç ilişkilerinden doğan akdin “RİSK –GETİRİ” dengesine dayanmasıdır. Yani kişisel ve kurumsal kredilerde geri dönüş riskine göre faiz uygulanmaktadır. Geri gönüş riski yüksek olan kredilere daha yüksek faiz uygulanması öngörülmektedir. Bu kredilendirme sürecinde kredi riski ile hapislik yoluyla tahsilatın ilişikilendirilmesi finans kavramının kesinlikle bir parçası olamaz. Neden mi? EĞER BİR FİNANS KURULUŞU YAPTIĞI KREDİ DEĞRLENDİRMESİNE GÖRE BİR FİYATLANDIRMA YAPIYORSA VE KREDİYİ KULLANDIRIYORSA GETİRİ BEKLENTİSİNE GÖRE KREDİNİN GERİ DÖNMEME RİSKİNİ ÜSTLENMİŞ DEMEKTİR. Kredinin kredi dönüşünü ise mahkemeyi tahsilatçı pozisyonunda görerek değil akdin bir parçası olarak iki taraflı anlaşılan güvenceler üzerinden taleb edebilir. Bu nedenle dünyadaki Düzenleme ve Gözetleme Kurumları, kredi kuruluşlarını özellikle faiz uygulamaları ve kredi değerlendirmeleri yönünden etkin bir şekilde denetlemektedirler.
Bankalarımız öncelikle mazbatadan hapislik korkusunu dikkate alarak sorumsuzca kredi vermemelidirler. Kişisel kredilerde özellikle “KREDİLENDİRMENİN 5 C’SİNİ”, kurumsal kredilerde ise Avrupa Birliği’nde de uygulanan “BASEL II” kurallarını dikkate almalıdırlar.
Kredi taleplerini değerlendirirken kavramsal olarak ticari bankalar 5 C denilen (İngilizce kelimelerin baş harfleri) yaklaşımdan yararlanmaktadırlar: Character (Karakter), Capacity (Kapasite), Capital (Sermaye), (Conditions) Koşullar ve Collateral (Teminat). Bu unsurlar içerisinde karakter oldukça dikkat çekicidir. Bu unsur kişi veya kurumun ödeme kapasitesi olduğu halde ödeme niyeti olmayan borçluları anlatır. İşte bu noktada, karakter analizi yapıp riski üstlenecek olan kredi kurumudur. Bu riski mazbata yoluyla mahkemenin misyonu haline getirme diye bir yöntem kabul edilir değildir. DOLYISIYLA, MAZBATA İLE HAPİSLİK KORKUSU VEREREK TAHSİLATI ÇARE GÖSTERMEK BİR NEVİ BORÇ ALAN HERKESİ KARAKTER AÇISINDAN BOZUK KATEGORİSNE KOYMAK ANLAMINA GELMEKTEDİR.

Kurumsal kredilerde ise aşağıdaki gibi detaylanan BASEL II kuralları uygulanmalıdır.

Basel II bankaların risk yönetimi kültürünü geliştirmeyi hedefleyen bir dizi önlemleri şart koşmaktadır. Buna göre Basel-II’de kredi riski, krediyi alan firmaların derecelendirme notlarına tabidir. Çoğunlukla bağımsız derecelendirme kuruluşlarının vereceği derecelendirme notları kullanılacak, bazı durumlarda bankacılık denetim otoritesinin izni ile bankalar kendi değerlendirme notlarını kullanabileceklerdir.
Basel-II’nin bankalarda risk yönetiminin etkinliğini artırması, daha etkin aracılık fonksiyonları, bankaların sermaye düzeylerini risklerle paralel tutma, kamuya açıklanan bilgilerin piyasa disiplinini sağlaması ve banka müşterisi olan şirketlerin kurumsal yönetişim yapılarını güçlendirmesi hedeflenmektedir.
Basel-II’de kredi fiyatları, kredi riskine göre hesaplanmaktadır. Kredinin fiyatı, kredi alacak şirketin taşıdığı risk ve bu kredinin bankaya getireceği sermaye yükümlülüğü ile orantılı olarak belirlenmektedir. Basel-II’nin kredi fiyatlandırması bankanın aldığı riske göre belirlenmektedir.

SON SÖZ OLARAK HİÇKİMSE HER NE SEBEPLE OLURSA OLSUN (NE YAPALIM BAŞKA YOLLA TAHSİL EDEMİYORUZ GİBİ) AKDI ILIŞKIDEN DOĞAN BIR YÜKÜMLÜLÜĞÜ YERINE GETIRMEMIŞ OLMASINDAN DOLAYI İNSAN HAKLARI VE TEMEL ÖZGÜRLÜKLERINDEN MEN EDİLEMEZ. BUNU KENDİSİNİ ÇAĞDAŞ DİYE ADDEDEN HERKESİN KULAĞINA KÜPE ETMESİ GEREKİYOR.

:

:

:

: