“İyi, kötü ve çirkin”

Yazının başlığı, ünlü aktör Clint Eastwood’un, dillere destan filmi “ The Good, The Bad and The Ugly” filminin adı gibi oldu…

Yazının başlığı, ünlü aktör Clint Eastwood’un, dillere destan filmi “ The Good, The Bad and The Ugly” filminin adı gibi oldu…

Bu haftaki ünlü ekonomi dergisi “The Economist”in, Britanya ekonomisiyle ilgili başyazısının başlığı aynen böyle…

İngiltere’de, ekonomideki olumsuz gelişmeler, 2008’in başından,  son çeyreğine girildiği şu ana kadar, en baştakinden tutun, hastaneden, okula, sokaktakinden, kahvedeki vatandaşa kadar,

“hava durumundan” sonra konuştuğu, tek ortak konu.

Nasıl olmasın?

Buraya gelip, gidenler, evi,  barkı, ailesi, çoluğu çocuğu, işi burada olanlar yakından bilecekler..

Fiyatların yıllarca yerinde saydığı, her hafta aldığınız yiyecek-içeceğin, ödediğiniz telefon, havagazı, elektrik, belediye-taşıt vergisinin sabit kaldığı İngiltere’nin yerinde artık yeller esiyor..

Kendimden biliyorum..

Son bir yıldır iki-üç kişi bir araya geldiğimizde, en çok konuştuğumuz ortak konu ne deseniz, ekonomik şartlar, pahalılık, aklıma ilk gelenler olur… İnanın eski günleri çok, ama çok özlüyoruz…

En basitinden örnek vermek gerekirse; 10 sterline dolan bir torba gıda maddesini, 20 sterlinden aşağıya almanız artık zor.

Son 12 ayda tüketici fiyatlarındaki artışın kaba rakamlarla yükselişi, ekonomistlere göre yüzde 30…

Evet, küresel kriz, ekonomik iklim, dünyanın her ülkesini etkiledi ve etkilemeye devam ediyor... Ancak yaşadığım ülke olduğundan mıdır nedir, sanki yıllardır bunlardan etkilenmeyen, muafmış hissi veren Britanya, birden fırtınanın tam ortasına düşmüş gibi.

Maliye Bakanı Alistair Darling, soyadına uygun olmayan bir sertlikle, ülkedeki ekonomik krizin, son 60 yılın en kötüsü olduğunu söyleyiverdi…

Söyleyiverdi ve başta Başbakan, eski Maliye Bakanı Gordon Brown olmak üzere şimşekleri de üzerine çekti.

Hangisini yazayım ki…

Ev fiyatlarındaki düşüş mü?

Northern Rock krizi mi?

Artan fiyatlar mı? Fiyat artışları sadece gıdada, küresel şartlara bağlı petrol ve yan  ürünlerinde değil, iğdenen ipliğe herşeye yansımış durumda..

Kemerleri sıkın diyen diyene…

Economist’deki başyazı, “Britanita ekonomisi öldü mü” diye de soruyor…

Belki öldü de, peşinden ağlayanı yok…

İngiliz Merkez Bankası, beklenen geleneksel toplantısında, son beş aydır uyguladığı faiz politikasını yine değiştirmedi… Ve yüzde 5 olan resmi faiz oranını, dondurulmuş oranda koruma kararı aldı 5’inci defa…

Bazı ekonomistler, ekonomik tablonun anlatıldığı, yazıldığı ve de gösterildiği gibi “karamsar” olmadığı konusunda ısrarlı…

Vatandaş cebine giren, çıkan ve ay sonunda kalan paraya bakıyor artık.(Para çoğu kez, ayın sonu gelmeden bitiyor zaten)

Ev masraflarındaki büyük artış, ulaşım, A’dan Z’ye elinize aldığınız her şeyin fiyatının sinsi sinsi artması, cebimizdeki parayı da kuşa çeviriyor…

Bir hafta önce aldığınız bir şeyi, ikinci hafta aynı fiyata bulamıyorsunuz..

İşten artmaz, dişten artar der büyüklerimiz…

En kısılacak harcama, gıda ve lüks tüketim harcamaları…

Vatandaş, ucuz gıda maddesi satan süpermarketlerden alışverişi tercih ediyor artık..Evinin üzerine mortgage alan binlerce emlak sahibinin borcu, evin değerini aşmış durumda.. Yani satsanız, elinizde ne ev kalacak, ne de borcunuz ödenecek…

Bir üniversite mezunu genç, eğer şanslıysa, iş bulup çalışır, yılda 40-50 bin sterlin kazanırsa, bir göz odalı daireyi, ana-babasından maddi yardım görmeden alamaz…

Eskiden 16 yaşında anne-baba ocağını terk edip, kendi başına yaşayan İngiliz gençliğinin yerini,  artık 40’lı yaşlarda, evlenene kadar anne-babasıyla yaşayan profesyonel, yetişkinler ordusu almış durumda…

İngiliz ekonomisinin, yılsonuna kadar ekonomik gerileme ve durgunluğun tam pençesine düşeceği tahmin ediliyor…

On yıl Maliye Bakanlığı yapan, Başbakanınız Gordon Brown ise iş ve emek sektöründeki dayanıklılığın, birçok Avrupa ülkesinden daha sağlam olduğu görüşünde ısrarlı… Hükümetinin Maliye Bakanının görüşüne katılmıyor…

Brown, sanki son 10 yıl bütçeyi hazırlayan o değilmiş gibi, ekonominin içinde bulunduğu olumsuz tablodan hiçbir sorumluluk üstlenmiyor…

Evet, yaz ayları, tatiller bitti… Okullar açılmaya başladı… Herkes işinin başına dönüyor… Ve biriken faturalarla yüz yüze gelince, gerçekler acıtıyor, korkutuyor…

2009’un, 2008’i aratmaması hem vatandaşın, hem ekonomistlerin, hem bankerlerin, hem politikacıların ortak arzusu…

Büyük Britanya’da artık havadan para harcama, har vurup harman savurma günleri, çoktan geride kaldı… Tabi nefesine güvenen borazancı başı…

İyi günler geride kaldı… Kötüyü yaşıyoruz… Tanrı, çirkinden korusun..

:

:

:

: