Ne Özelleştirmeyi Ne de Özerkleştirmeyi Mamur ettik!....

Bir iktisatçı olarak defaatle ifade ettiğimiz gibi; bir ülkenin kalkınması kaynaklarının rasyonelce tahsisi ve yapılan mal ve hizmet üretiminin etkin ve verimli olmasına bağlıdır. Verimlilik ve etkinliği esas almayan bir ülke ekonomisinin rekabet edebilirliği ve sürdürülebilirliği olamaz. İşte bu gerçek maalesef KKTC için de geçerlidir.

Bir iktisatçı olarak defaatle ifade ettiğimiz gibi; bir ülkenin kalkınması kaynaklarının rasyonelce tahsisi ve yapılan mal ve hizmet üretiminin etkin ve verimli olmasına bağlıdır. Verimlilik ve etkinliği esas almayan bir ülke ekonomisinin rekabet edebilirliği ve sürdürülebilirliği olamaz. İşte bu gerçek maalesef KKTC için de geçerlidir.
Otonom, Federe ve son olarak Cumhuriyet adı altında yaklaşık 40 yıllık devlet tecrübemize rağmen tüm kurumlarımızı neredeyse iflasa sürüklediğimiz tartışılmaz bir şekilde gözler önündedir. Özellikle, son ekonomik programda öngörülen hedefler deve gibi her tarafımızın eğri olduğunu göstermektedir. Tutunuz hukuk siteminden, sağlıka, kamu reformuna, kayıt dışı ekonomiye, mali, idari ve yargısal denetime her taraftan döküldüğümüz net bir şekilde ortaya konulmaktadır. Başka bir ifade ile, bir ülkenin sürdürülebilirliği ve rekabet edebilirlği için gerekli “ETKİNLİK” ve “VERİMLİLİK”in özellikle kamu yönetiminin hiç bir alanında olmadığı aşikardır.
Devlet olarak yönetimdeki beceriksizliğimiz ve basiretsizliğimiz sonucunda birçok kamu iktisadi kuruluşunu iflas ettirip çaresiz bir şekilde kapattık veya özele devrettik. Bu kurumların başlıcaları tabi ki Sanayi Holding, KTHY, Ercan, DAÜ, DAİ, DAK ve ETİ’dir. Başta sendikalar olmak üzere bu kurumların iflasına seyirci kalınmış ve kurumları çiftlik ve arpalık olarak kullanan siyasileri frenleme gayreti içerisine samimi olarak girilmemiştir. İş işten geçtikten sonra ise “PEŞKEŞ” ve “HALKIN ÖZVARLIĞI” gibi söylemlerle demagoji yapılmaya başlanmıştır. İflas eden KTHY’de 14. maaş alınmadı diye sendikanın grev yapması bu acı gerçeği açıkça ortaya koymaktadır.
Peki özelleştirdiğimiz kurumları mamur mu ettik? Maalesef yapılan sadece çalışanların haklarını ve iş güvenliğini ortadan kaldırmak ve bazı açılardan halkın sağlığıyla oynamak oldu. Bir de bütçeden artık para aktarmaktan kurtulduk. Halkuki, çağdaş ülkeler özelliştirmede bu amaçları gütmemektedirler. İngiltere hükümeti özelleştirme kararı verirken “The White Paper” (Beyaz Kitap) isimli özelleştirme teklifi açıklamış ve bilahare bu teklifi yasalaştırmıştır. Beyaz Kitap’daki amaçlar aşağıdaki gibi sıralanmıştır (The White Paper 1998):
• Elektrik üretimi ile ilgili kararları tüketici ihtiyaçları doğrultusunda yönlendirmek,
• Tüketici çıkarlarını garanti altına almak için rekabet ortamını sağlamak,
• Rekabetin artırılması, fiyatların gözetimi ve doğal tekellerin oluştuğu bölgelerde müşteri menfaatinin korunması doğrultusunda düzenlemelerde bulunmak,
• Elektrik arz güvenliğini sağlamak,
• Tüketicilere arz güvenliği dışında başka haklar vermek,
• Sektörde çalışanlara gelecekte yeni kariyer fırsatları sağlamak ve ticari faaliyetleri devlet müdahalesi olmaksızınn yürütebilme özgürlüğünü temin etmek (Şirin ve Denizli, 2009).
İngiltere gibi Türkiye de elektrik enerjisine yönelik benzeri amaçlar için 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanununu çıkarmıştır. Türkiye’de rekabet kanununa göre temel amaç “Rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterecek mali açıdan güçlü, şeffaf ve eşit, taraflar arasında fark gözetmeyen bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulmasını ve bu piyasada bağımsız bir düzenleyici kurumun denetimi altında elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulmasını ve tüketicilerin hak ve menfaatlerinin korunmasını sağlamak”tır.
Yukarıdan da anlaşılacağı gibi özelleştirme halkın menfaati için yapılır. AMA BUNUN İÇİN DE BELİRLİ KURUMLAR ELİYLE DEVLET OTORİTESİNİN İŞLER KILINMASI GEREKMEKTEDİR. BİZDE İSE BU DEVLET OTORİTESİNDEN YOKSUN OLUNDUĞU İÇİN ÖZELLEŞTİRMEYİ YÜZÜMÜZE GÖZÜMÜZE BULAŞTIRIP HALKIN MENFAATİNİ KORUMAKTA ACİZ KALIYORUZ.
Neredeyse iflas ettirip TC-KKTC protokolü gereği özelleştirtirmeyi öngördüğümüz bir kurum da KIB-TEK’dir. Yeni hükümet programında ise KIB-TEK’i özelleştirme değil özerkleşirme kararlılığı ortaya konmaktadır. Peki sormazlar mı size bugüne kadar hangi kurumu özerkleştirip mamur ettiniz? Başta KTHY olmak üzere populizm ve makamları peşkeş çekmek suretiyle tüm kurumları batırmadınız mı? KURUMLARI ÖZERKLEŞTİRİP VERİMLİ VE ETKİN ÇALIŞTIRMAYI BAŞARDINIZ DA SİZE BUNLARI İLLE DE ÖZELLEŞTİRİN DİYEN Mİ OLDU?
Bugün halkın tanıklığında bakanlıkların ve kurumların iktidar ortakları arasında paylaşımını ve siyasi güç kullanma heyecanını gözlemlerken başta KIB-TEK olmak üzere etkin çalışmayan kamu kurumları nasıl özerkleşecek? Özerkleştirme sözde mi olacak? Yoksa bizim bildiğimiz özerkleştirme tanımıyla siyasilerin tanımlaması farklı mıdır?
Özerkleştirmedeki temel amaçların başında kamu hizmetlerinin etkili bir şekilde işletme mantığı ile verilmesidir (Kablay 2002:36). Özerklik, “merkezden yönetimin ve bürokratik çalışmanın sakıncalarını gidermek veya azaltmak için düşünülen bir yöntem” (Tortop 1994:18); “bir topluluğun işlerini yaparken, kendi başına, kendi organları eliyle görmesi ve buna olanak verecek kaynaklara da sahip olabilmesi” (Keleş 1992:39); “Kamu tüzel kuruluşlarının, Anayasanın ve kanunların kendilerine tanıdığı yetkiler çerçevesinde görevlerini yaparken, hizmetlerin gerektiği mali imkanlara, ayrı bir bütçeye ve karar organlarına sahip olmaları” (Kaplan 1997: 8) gibi farklı açılardan tanımlanabilir.

Yukarıdan da anlaşılacağı gibi özelleştirmede olduğu gibi özerkleştirmenin de başarısı güçlü bir devlet otoritesinin varlığına bağlıdır. Güçlü bir yargı sistemi, şeffaf ve hesap verebilir bir yapı, güçlü bir iç denetim ve dış denetim, kurumların yasa ile sağlanmış mali ve idari özerkliği başarılı özerkleştirmenin ön koşullarıdır. İŞTE BÖYLESİ BİR ÜLKEDE NASIL BİR ÖZERKLEŞTİRME MODELİ SORUSUNA GELECEK HAFTA YANIT VERMEYE ÇALIŞACAĞIM.

:

:

:

: