Bravo Akıncı’ya

Alman Dışişleri Bakanı’nın, Almanya Elçiliği’nde yapacağı ve iki liderin toplumlarını yakınlaştırıcı resepsiyonun, bir skandala dönüşmesi nedeni ile, Sn. Akıncı, bunu protesto ederek, resepsiyona katılmadı.
Alman Dışişleri Bakanı’nın, Almanya Elçiliği’nde yapacağı ve iki liderin toplumlarını yakınlaştırıcı resepsiyonun, bir skandala dönüşmesi nedeni ile, Sn. Akıncı, bunu protesto ederek, resepsiyona katılmadı.
Katılmamasının, nedeni: iki liderin de, eşit statü altında, davet edilmemesinden kaynaklandı.
Anastasiadis’e, davet, Cumhurbaşkanı sıfatı ile yapıldı.
Sn. Akıncı’ya ise: toplum lideri.
Tabii bu sıfatların belirlenmesinde, güneyin ağırlıklı baskısı olduğu kaçınılmazdır.
Anastasiadis’in, Cumhurbaşkanımızı, kendi seviyesinde denk olarak görmek istememesi, konusundaki yargısı veya düşüncesi, görüşme masasındaki, düşünce ve yargısı ile örtüşmektedir.
Bu olay, Rum tarafının, hiçbir zaman, bizleri siyasal eşit olarak
görmediklerinin ve görmek istemediklerinin de, bir kanıtı olsa gerek.
Sn. Akıncı’nın, KKTC devletinin, Federal yapının iki unsurundan biri olduğunu, anlaşmadan sonra, Federe Devlete dönüşeceğini ve Rum Federe Devleti ile ayni statüde olacağı yollu, açıklaması da, güneyi bir hayli kızdırdı.
Güneydeki siyasal partiler, Anastasiadis’ten izahat ve Milli Konseyi toplamalarını istedi.
Tepki, bizlerin de, kendileri ile eşit statüde yan yana durmak istememizden kaynaklanmaktadır.
Ne siyasi eşit.
Ne de, dönüşümlü başkanlığı kabul etmelerini beklemek, mümkün değil.
Siyasi eşit bir yapı için yapılan müzakerelerde, samimi olsalar, Sn. Akıncı’nın, resepsiyona, Anastasiadis’in statüsünde, gitmesine karşı çıkmazlardı.
Bizleri hiçbir zaman, kendi seviyelerinde görmek istemezler.
Bu onlara göre: “İntihardır .”
16 Kasım’daki olaylarda, yaralanan ve araçları zarar gören, Kıbrıslı Türkler hakkında, Sn. Akıncı’nın ve Sn. Talat’ın açıklamaları memnuniyet verici.
Her iki Lider de, suçluların yakalanıp adalete teslim edilmesini talep ettiler.
Tabii bu, işin yargısal boyutu.
ELAM’ın faaliyetlerinin sürdürülmesi ile ilgili, güneyde alınması gerekli tedbirler, Sn. Akıncı tarafından, Anastasiadis’ten talep edildi mi ?
Irkçı ideolojiye dayanan, Türk düşmanlığının, Rum toplumuna enjekte edilmesine, devam edilirse.
ELAM üyelerinin, silahlı eğitim almaları sürdürülecekse, bu tür olayların önüne, polisiye önlemlerle geçmek mümkün mü ?
Bunlar da, EOKA gibi, sıkıştıklarında, saldırılarını illegal olarak yapma yönüne ve yöntemine, dönüştürmeyecekler mi ?
İleride, militarist güç olarak, polis teşkilatlarını, kendi politik doğrultularına çekmeyeceklerini kim garanti edebilir.
1955‘ten, 1960’a kadar, Rum polislerine talimatlar, EOKA yetkililerinden, verilmiyor muydu ?
Yoksa, bizlere bırakılacak toprağın yüzölçümü oranının, dışına çıkmamıza izin verilmeyecek mi ?
Bu işler, kuzeyde de, güneyde de, varılacak bir anlaşmanın kabul edilmesi ile mümkündür.
Bu olay da göstermektedir ki, görüşmelerin seyri ve mayası, dış baskılar yolu ile, her iki Halka kabul ettirilmek istenmektedir.
Olayı, küçük olarak niteleyenler oldu.
“Öğrencilerdir“ dendi.
EOKA’nın başını da çeken cimlasiyolu öğrencilerdi.
EOKA da, nüve olarak küçüktü.
Sonra, Rum toplumunu siyasi partileri ile birlikte, kendine kattı.
Anastasiadis de, dahil.
Böyle olmasa, EOKA ve Grivas’a methiyeler düzer miydi ?
Okullarda daha da “ yüceltilmelerini “ ister miydi ?
Kuzeydeki, tüm kesimleri, ciddi şekilde düşünmeye sevk eden,
saldırı olayları karşısındaki gerçek:
İki toplum arasında ciddi bir güven bunalımının olmasıdır.
Bu da, ciddi olarak , gerçek güven artırıcı önlemleri bulup hayata geçirmektir.

:

:

:

: