Fransız olmak veya Fransız kalmak

Son yıllarda, büyüyen ve artan acıları, acımasızca yaşamaya başladık.
Son yıllarda, büyüyen ve artan acıları, acımasızca yaşamaya başladık.
Nasılsa bizde olmaz diye diye, ciddiye almadık, doğru dürüst bir otorite oluşturmadık, üzerine gitmedik, üstünü örttük, şimdi ne ektikse, onu biçiyoruz.
Yine içimiz buruk ve yine aynı nakarat 'ne kaldı paylaşacak, acıdan başka'.
Popülizmi, sandığı, bir sonraki seçimleri, iktidarı her şeyin üstünde tuttuk, devleti tabu haline getirirken, devletin görevlerini sorgulamadık.
Acılardayız, yastayız, trafik kazalarıyla hayatımızda oluşan boşluklar, şimdi de doğa karşısında, yüreğimizi yerle bir etti.
Evet, yastayız, gencecik insanları verdik yağmur suyunda, uçurum kenarlarında.
En kötüsü, bunlar ne ilk, ne de sondur.
Çünkü konuşarak, üzülerek, sonrasında ders ve önlem almayarak, aksi unutarak, hiçbir sorun çözülmez.
Bu nasıl bir anlayıştır, anlamak gerçekten zor.
Tam bir sosyal medya faciası yaşıyoruz, üstelik bu kadarda olmaz denilen cinsten.
Dört gencimizi kaybettiğimiz facia ortaya çıkar çıkmaz, bir bilgi kirliliği, bir 'like' alma hevesi, yapılan yanlış bilgilendirme ve buna inanan, araştırmadan, yanlış resim ve isimleri manşet yapan basınımız.
Çok yazık, acıya, kedere biraz daha saygı, azıcık daha özen, lütfen.
Zamanında üzerinde durulmayan, hiçbir siyasetin önüne geçmediği popülist icraatlar bugün canımızı yakıyor.
Peki, suç, ihmal, sadece siyasetçilerde mi?
Bu düzenden, hepimiz nemalanmıyor muyuz, bu yaşam düzeninden hepimiz sorumlu değil miyiz?
Direndik mi yapılanlara, ses çıkardık mı yanlışlara, yoksa sıranın bize gelmesini mi bekledik?
Oysa halk direnci karşısında, durabilecek hiçbir irade yoktur.
Fransa da haftalardır yaşanan olaylar var.
Olayların sebebi veya sebepleri nelerdir?
Batırılan kamu kurumları mı var, hepsinin faili meçhul mü, dosyalar bir köşeye mi atıldı, sorumlular yıllardır, bulunmadı, hesabı sorulmadı mı?
Bu mu Fransızların eylem sebebi?
Hayır, değil, nedir o zaman?
Yollarda, trafik kazasından, yağmur sularından, insanlar mı ölüyor, sebep bunlara isyan mı?
Hayır, sebep bu da değil.
Kurumlar batırıldı, siyasilerin adı yolsuzluklara karıştı, keyfi vatandaşlıklar verildi, kamu kaynakları şahsi çıkarlar için kullanıldı, mecliste paralar sallandı, Bakanın adı rüşvet olayıyla anıldı, bunlar mı yaşandı Fransa da?
Dağ, taş, tepe, deniz, sahiller, miras kalmış gibi dağıtıldı mı, parsellendi mi, gece kulüplerinde, iş kazalarında, insanlar hayatını kaybetti de hesap soran mı olmadı?
Sokaklarda, evlerde, kadınlar öldürülüyor, şiddet görüyor, çocuklar taciz ediliyor, tecavüze uğruyor da, devlet koruyamıyor mu?
Her gün hırsızlık, kavga, bıçaklama, silahlı olay, soygun, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, artan ve çeşitlenen adli olaylar mı yaşanıyor?
Aşırı zamlar mı yapıldı, devlet sadece kendi alacağının peşinde mi koşuyor, asgari ücretli ile bir milletvekili maaşı arasında kat ve kat fark mı var, okullarda öğretmen, kitap, sınıf eksiği mi var, hastanelerinde cihaz ve doktor, hemşire mi yetersiz, özel hastanelerde ölen insanlar var ve olaylar aydınlatılmadı mı?
Sarı yelekli Fransızların, hükümeti, Cumhurbaşkanı Macron'un koltuğunu sallayan ve günlerdir süren eylemlerini sebebi nedir?
Bu olay ve eylemler, sadece akaryakıt zammına tepki olarak başladı.
Eylemler, çeşitlenip, yayıldıkça, tepki Cumhurbaşkanı Macron'un yönetim şekline doğru genişledi, beklentileri büyüttü.
Hükümet zam kararını geriye alıp, tepkiyi azaltmaya çalışsa da öfke ve eylemlerin dozu düşmüyor.
Bu Fransızların hiç derdi, sorunu yokmuş.
Bu ülkede yaşanan ve sıradanlaştırılan olaylar başka bir ülkede olsaydı, yer yerinden oynardı.
Bizim sorunumuz, Fransız olamamak, Fransız kalmak.
Çözüm suçlu aramaksa, önce aynaya bakarak başlayalım.
Ve Nazım'ın o anlamlı şiirinden bir bölüm;
'Yüz milyonlarcasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
Gocuklu celep kaldırınca sopasını,
Sürüye katılı verirsin hemen,
Ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani,
Hani şu derya içre olup,
Deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm, senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer,
Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak,
Kabahat senin.
Demeye de dilim varmıyor ama,
Kabahatin çoğu senin, 'CANIM KARDEŞİM!'


:

:

:

: