Güneş gibi...

Birinin sana elini uzatması için önce sen o insanın yüreğine dokunmalısın, derler... Sanki güneş gibi...
Birinin sana elini uzatması için önce sen o insanın yüreğine dokunmalısın, derler...
Sanki güneş gibi...
Güneş her canlıyı nasıl aydınlatıp ısıtırsa ; doğal olarak da çiçekler, bitkiler ve ağaçlar ona doğru uzanır...
Biz de sevgimizi verirsek, dağıtırsak işte o zaman yürekler ısınır, güzelleşir diye düşünüyorum...
O yürekler de başka yüreklere dokunur...
Ne güzel !
Dünya sımsıcacık olur...
AKDENİZ
Bir çigan müziği
Ruhumu alıp götürüyor
Uzak diyarlara...
Tuz kokulu kıyılar
Akdenizin mor salkımlı
Nar çiçekli sokakları...
Bayırlardan incecik buğulu bulutlar
Hep denize iner akşamları...
Bir kızın yasemin kokar saçları
Etekleri açılır hafiften
Yakasından içeri dalar
Çapkın rüzgarın eli...
Çatanalar, tekneler
Mavi, beyaz, kırmızı yelkenli
Yanık tenli kaptan
Ufukları gözler
Siperinde ellerinin
Çatlamış, yosun kokulu...
Özgürlüğe koşar yüreği
Alır alır da başını
Gider uzaklara
Martı kanadında sevileri...
Ayşe TURAL
BAŞARI GÖKTEN ZEMBİLLE İNMİYOR...
Başarılı bireylere imreniriz... Hatta biraz da kıskanırız onları.
Yeteneklidirler... Allah vergisi filan... Elbette birazı doğrudur da...
Ne var ki, başarılı olmak sanıldığı kadar kolay değildir...
Bir kere çok çalışmayı gerektirir; düzenli ve disiplinli çalışma.
Geniş zamanlar ayırmalısınız... Bazen uzun yıllar ister...
Bıkıp usanmak; hele de vazgeçmek lüksünüz yoktur...
Başkoyduğunuz yolu yürümek zorundasınızdır...
Bazen eğlencenizden vazgeçmek, dinlenme saatlerinizden hatta uykunuzdan vermek zorundasınızdır...
Başarmak istiyorsanız, içinizde o coşku varsa bunlar size KAYIP gibi gelmez...
Ayırdığınız zamanlardan keyif alırsınız.. Tutkulu çalışma size HAZ verir...
Zirvede olanları kıskanmak yerine onlara HAYRAN OLMAYI deneyin...
Hatta örnek alın...
Ayşe TURAL
SÜRGÜN
aşkımız
bir sürgün
tadı ölüm gibi
doğum gibi
yaşamak gibi...
zincirin halkalarında
zaman
ben sana tutsak
yüreğimden...
Ayşe TURAL
ÖĞRENCİLERİM
Ne mutlu bana ki ; uzun YILLAR keyifle yaptığım öğretmenliğimi hala zevkle sürdürüyorum; yavaşlatarak da olsa...
Dile kolay!
Yuvarlak bir hesapla 30- 35 bin öğrenci okuttum..
Her birinin yüreğine dokundum...
Başını okşadım...
Kalemini tuttum...
Dinledim...
Anlattım...
Yol gösterdim...
Sevinçleri sevincim, kederleri kederim oldu...
Öyle güzel zamanlar paylaştık ki!
Hangisine rastlasam ' Sizin için ne yapabilirim? '
' Kendinize çok iyi bakın. '
' Keşke yine öğrenciniz olabilseydik.'' Yine bize hikayeler anlatsanız, öğütler verseniz...' dediler...
Hepsi sorumluluk sahibi gençler, öğretmenler, mimarlar, doktorlar, avukatlar, işadamları oldular...
Daha geçen gün Esin Curcani, Zeynep Denner Erduran ve Halide ile buluştuk...
Geçmişi sevgiyle, güzelliklerle andık.
En önemlisi İNSAN oldular...
ANNE oldular...
BABA oldular...
Kendimi hep baharı yaşayan kocaman bir ağaca benzetiyorum ben... Dallarımda siz çiçeklerim durmadan açıyor...
Ben hepinizi gerçekten, yürekten çooook SEVDİM...
İyi ki hayatımda oldunuz...
İyi ki benim öğrencilerim oldunuz...
ŞİİR OLUYOR
tan ağarırken
gün yaprağa değiyor
gülümsüyor çiçek
günaydına duruyor evren
şiir oluveriyor...
bir kırlangıç kanadı
ansızın dokununca buluta
nisan yağmurları yağıyor
ebemkuşaklarınca
gönlüm şiire boyanıyor...
bakışların dokununca tenime
al basıyor yanaklarımı
deli gibi çarpıyor kalbim
aşkınla sarhoş ruhum
derinden derine şiir kokuyor...
Ayşe TURAL
GEÇMİŞE KISA BİR YOLCULUK
Kıbatek ile Ahıska dostluğu… (Moskova Anıları - 4- )
Sevgili okurlarım, yazı dizime gösterdiğiniz ilgiye sonsuz teşekkürler ediyorum. Bazı konulardaki sorularınıza açıklık getirmek amacıyla bu yazımda bazı ayrıntılara yer vermek istiyorum. İnsan anlatırken sanki sizler yanımdaymışsınız gibi, bilirmişsiniz gibi, bazı noktaları atlayabiliyor. Bir de öncekileri okumayıp da aradan bir bölüm yakalayanları da düşünerek biraz daha açıklıkla yazıyorum.
İsterseniz, biz tören günümüze dönelim tekrar…
19 Mayıs 2012… Moskova’da kaldığımız Marco Polo Otelinin konferans salonu… Kocaman salona, dünyanın dört bir yanında yaşayan ve Türkçe konuşulan ülkelerin bayrakları asılmış. Otelde kalanların şaşkın bakışları altında tatlı bir telaş yaşanıyor. Saat 11.00 de etkinlik başlayacak. KIBATEK (Kıbrıs- Balkanlar- Avrasya Edebiyat Kurumu) ile Rusya’da yaşayan AHISKA TÜRKLERİ’nin buluşması var.
KIBATEK, 1997 yılında, projesi Feyyaz SAĞLAM tarafından 1997 yılında İzmir’de hocalık yaptığı Dokuz Eylül Üniversitesi’nde hazırlanmış bir kuruluştur. Uzun bir hazırlık döneminden sonra, 1998 yılında 12 ülkenin katılımıyla kuruluş gerçekleştirilir. KIBATEK’in kuruluş felsefesi: Türk dilinin konuşulduğu her ülkede, her toplulukta öne çıkarılması; bilimsel anlamda, dile emek verenlerin bulunup ödüllendirilmesi ama farklı dillerde de ÇEVİRİ çalışmalarının ön plana alınması…
Elbette bu çalışmalar sırasında, o toplulukların tarihlerini, kültürlerini, örf ve adetlerini, yaşama bakış tarzlarını da öğreniyorsunuz. Siz de dolayısıyla gittiğiniz her ülkede de kendi ülkenizin edebiyatını, şirini, tarihini, coğrafyasını anlatıyorsunuz. Ben, kuruluşundan beri KIBATEK’in en faal üyelerinden biriyim ve KKTC temsilcisiyim. Geçen 14 yıl boyunca, ülkemin pek çok şair ve yazarı bu etkinliklere katıldı. Şiirleriyle, hazırladıkları bildirilerle, tanıtıcı konuşmalarla, kültürümüzü anlattılar. Her biri ayrı ayrı emek vererek, onurla ve gururla ülkemizi temsil ettiler ve etmeye devam ediyorlar.
Kültürel bağlamda yapılan bu çalışmalarda, hemen hepimizin değişik dillerde şiir kitapları yayınlandı. Sizler de bilirsiniz ki, çeviri çalışmaları, günümüzde daha bir önem kazanmıştır. Böylece şair ve yazarların eserlerinin başka dillerde de hayat bulması, edebiyat kardeşliğinin tüm dünyaya yayılması amacımızı gerçekleştirmiş oluyoruz. Her adım yeni bir adıma kapı açıyor. Çünkü yazı devam ediyor…
Elbette bu çalışmalar, çok uzun zaman alan, çok emek ve sabır isteyen çalışmalardır. Bir şiiriniz diyelim ki Bulgarcaya çevrildi. O ülkede çeşitli edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yayınlanır. KIBATEK Bültenine girer. Aradan geçen yıllarda bazı baskıları da yapılır. Örneğin 2003 yılında bana ait şiirlerin çevirilerinin yer aldığı 5. Kitabım GÖKKUŞAĞI, böyle bir çalışmanın ürünüydü. KIBATEK yayınlarının 6. Kitabı olarak İzmir’de basıldı. İçinde, bana ait 50 şiirin Türkçesi ve yanında da çevrildiği dilden yazılmış şekliyle, o alfabe ile yayınlanmıştı. 18 dile çevrilen şiirlerimden bir demetti. Ardından 2010 yılında Özbek şair Alişir TURSUNOV, Aşkın Kum Saati kitabımı Özbekçeye çevirdi. “ SEN- SİZ” adını verdi. Bugün sayılarını bilmediğim kadar çok şiirim dünyayı dolaşıyor ve ben KIBATEK aileme sonsuz teşekkür ediyorum. Onları tanımasaydım, böyle çalışmaların olması imkansızdı. Çeviri, bizde gönüllülük esasına dayalıdır. Gittiğiniz ülkenin şairi ya da eline geçtiği anda, şiirinizden hoşlanırsa onu çevirmek ister.
KIBATEK, siyasi amacı olmayan, kültürel bağlamda ve insanlık, dostluk adına, dil adına çalışmalar yapan bir kültür kurumudur. KIBATEK’in tüzüğünde, kuruluş amaçları arasında yer alan çeviri konusunda şöyle der: “ Kıbrıs –Balkanlar- Batı Avrupa başta olmak üzere Türkiye Türkçesinin egemen olduğu bölgelerdeki Türk Edebiyatları arasında karşılıklı ve sistemli olarak yayın- tanıtım çalışmalarının yapılmasını koordine etmek; aynı edebi potansiyelin Türk lehçe ve şivelerine çevrilmesi girişiminde bulunmak, yine aynı edebi potansiyelin çeşitli doğu ve batı dillerine çevrilmesi için girişimlerde bulunmak…”
Bu amaçlar doğrultusunda yıllarca süren çalışmalar meyvesini verdi. Ancak gönüllülük esasına dayalı çalışmalarla yürütülen etkinlikte kitap basmak kolay değildir. Sonunda 2011 yılında KIBATEK, çeviri çalışmalarını toplu halde kitaplaştırdı. Adı “ Kıbatek Uluslararası Çeviri Şiir Antolojisi… Yılların ürün ve emeğini taşıyan bu değerli kitapta 49 ülke + 6 özerk bölgeden, yani 49 ülke ve bölgeden toplam 229 şair yer aldı. Bu dev bir eser, özellikle bugün onursal başkanımız olan Feyyaz SAĞLAM ile KIBATEK çeviri koordinatörü DR. Şaban KALKAN’ın özverili çalışmaları sayesinde gerçekleşmiştir. Kitabın önsözündeki yazısında Sayın Sağlam, antolojiye giren şairlerin tesadüfen seçilmediğini, tamamının kurumla bağlantılı olduklarını; yurtiçi ve yurtdışı etkinliklere fiilen katılan üyeler, araştırmacı yazar ve şairler olduklarını belirtmiştir.
İsterseniz, antolojiye birlikte bir göz atalım: 232 sayfadan oluşan kitapta KKTC’den Dr. Arif ALBAYRAK, Altay BURAĞAN, Neriman CAHİT, Orbay DELİCEIRMAK, Dervişe GÜNEYYELİ, Mehmet KANSU, Ayhan MENTEŞ, Beste SAKALLI, Hasibe ŞAHOĞLU, Ayşe TURAL, Mine ÖMER, Nevzat YALÇIN ve Şirin ZAFERYILDIZI yer almaktadır. Elbette sadece birer şiirleriyle…
Sanırım bana zaman zaman yönelttiğiniz soruların yanıtlarını böylece vermiş oldum. İzin verirseniz şimdi etkinliğe dönelim. Biliyorsunuz 19 Mayıs 2012 de kalmıştık.
KIBATEK 2012 Uluslar arası Edebiyat ödülleri, bu yıl AHISKA Türklerine verilecekti. Ödüllerin kimlere verileceğini DATÜB (Dünya Ahıska Türkleri Birliği) Yönetim Kurulu belirlemişti.
Biz İstanbul’dan bir ekip olarak gelirken onlar da Ankara’dan DATÜB Bşk. Vekili Prof. Dr. İlyas DOĞAN, Avrupa Temsilcisi Burhan ÖZKOŞAR, Koordinatör Sadr EYÜBOV, şair Mircevat AHISKALI, Yrd. Doç. Dr. Sevil PİRİYEVA, Sevinç ALİYEVA, Nursen ÖZDOĞAN Moskova’ya geldiler.
Tatlı telaşlı bir gün… Salon bayraklarla donanmış. Salon Rusya’nın dört bir yanında yaşayan Ahıskalı Türkler, üniversite öğrencileri ve hocalarıyla dolu… Katılımcılar: Rusya, Fransa, Türkiye, KKTC, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Gürcistan…
Panelin 1. Oturumunda Yrd. Doç. Dr. Sevil PİRİYEVA,” Ahıska Türklerinin Edebiyatçıları ve Aydınları” konulu sunumunu yapıyor. Dinleyicilere, geçmişte yaşamış ve günümüzde yaşayan aydınlar ve edebiyatçılar hakkında geniş bilgi veriyor. Zor günlere ve şartlara rağmen ayakta kalabilmenin onurunu anlatıyor. Konuşmasının sonunda Vatan Cemiyeti Bşk. Cavid Beye Ahıska Türklerinin Ansiklopedisini hediye ediyor.
İkinci bildiriyi Prof. Dr. Rossadin Valentin İVANOVİÇ sunuyor. Seksenli yıllarını süren değerli araştırmacı yazar, uzun boylu ve çok yakışıklı… Tam bir beyefendi… Önce Türkçe konuşuyor ama tam ifade edemeyecekleri noktalar için de Rusça’ya dönüyor.Yumuşacık sesiyle konuşuyor, söyledikleri tercüme ediliyor. “ Ahıska Türklerinin Dil ve Ağız Özellikleri ” konulu bildirisini sunuyor. Elinde bitirilmeyi bekleyen altı tane kitaptan söz ediliyor. Bu kadar yoğun çalışma temposuna ve enerjisine hayran olmamak elde değil. Ardından Onursal Başkanımız Feyyaz SAĞLAM, “ Türk Dünyası Edebiyatı Kavramı İçinde Ahıska Türklerinin Konumu” isimli bildirisini sunuyor.
Oturumun ikinci bölümünde KIBATEK Bşk. Mevlüt KAPLAN, “ Ahıskalı şair Mircevat AHISKALI’nın Şiir Dili” ni anlatıyor. Ardından Hasan DEVRİM “ Ahıska Romanında Göç” konulu bildirisini sunuyor. O anlatırken gözleriniz doluyor.
Ne acılar yaşamış, ne yaralar almış bir toplum tanıyorsunuz… İçiniz eziliyor. Salonu dolduranlara bakıyorum. Var olmanın gururu ve onuru Ahıskalıların gözlerinden okunuyor. İnsan olmak böyle bir şey… Esarete boyun eğmemek, yaşadıklarından sonra bile pes etmemek… Özgürlüğüne sahip çıkmak… En önemlisi de mücadeleden ASLA vazgeçmemek…
Edebiyat köprüleri böyle kuruluyor işte… Yeni dostlar ediniyorsunuz, yeni dostluklar geliştiriyorsunuz ve dünyanın bir yerinde adınızı bilen, sizden söz eden; onları arayıp bulduğunuz, onlara değer verdiğiniz için size şükran duyan yürekler bırakıyorsunuz. Bir HOŞ SADA bırakıyorsunuz…

:

:

:

: