Hayata koş

Yaşam bizi beklemez. Kendi akışında akar gider... Bu nedenle bize sadece onunla yarışmak düşer. Hızlı kararlar almak zorunda kalabiliriz.
Yaşam bizi beklemez. Kendi akışında akar gider... Bu nedenle bize sadece onunla yarışmak düşer. Hızlı kararlar almak zorunda kalabiliriz.
İşte böyle bir örnek...

' Bu senin hayatın... Vereceğin her karar, atacağın her adım sadece seni değil, hayatının içinde olanları da etkileyecektir...

Dur...
İyice düşün...
Ne kadar az zararla sıyrılabileceksin?

Kayıplarına bir bak...
Daha kaybedecek neyin kaldı?

Hiç kimse için yıllarını harcamaya değmez. Bir gün geriye dönüp baktığında, avucunda sadece PİŞMANLIK çiçeklerinin solgun yapraklarını bulabilirsin...

Haydi bir cesaret...
Arkana bakmadan kaç ve kendini kurtar...

Bazen hayat / bencillik değil / kendini kurtarmaktır..

AŞKI HATIRLATMAK GEREK

yağmur yağıyor çisi çisi
gönlümün bahçesine
gri gökyüzü
hüzünleri döküyor toprağa
ağaçlara, çiçeklere...

bir hangi yerinde dünyanın
barış adına şiirler yazıyor şairler
barış adına
silaha sarılıyor, insan geçinenler...

bir hangi yokluklara,
ölümlere gebe zamanlara
kurşun sıkıyorlar, acımasızca...

şiir dilinde bir genç adam,
öyküler diziyor acıdan
umutsuzca da olsa
sarılıyor sözcüklere...
uçurtmalar gibi salıyor gökyüzüne
bir umut...
bir gelecek...
bir güneş olsun diye...

güvercinleri vuruyorlar, bir yerde
kanatları koparılıyor
uçmasınlar diye...
zalimce...
haince...

aşkı hatırlatmak gerek
zamanın tozlu sayfalarından çıkarıp...
kurumuş gelincikler gibi
kızarır mı dersin umutlar? ...

leylak kokuları
hatırlatır mı insanlığımızı,
geri getirir mi kayıp zamanları? ...

nar taneleri gibi keyifle
dişlerimizi kamaştırır mı yeniden
YAŞAMAK...

Ayşe TURAL

16.5.2011 Sarayevo

YENİ BİR UMUT, YENİ BİR GÜNEŞ

Bu sabah, henüz gün ağarmadan uyandım. Gece zifiri karanlık sayılır. Ay da yok. Bir yerde okumuştum, gecenin en karanlık olduğu zaman, tam da o an başlarmış gün ağarmaya... Tıpkı hayatımızda yaşadıklarımıza benzer durumlar gibi... Umutlarımızın tam da sona erdiği anda, yeni bir umut, yeni bir güneş giriverir hayatımıza... “ Sakın, umudunu kaybetme!” dercesine...
Hani başına ne geldiği değil de senin o gelene gösterdiğin tepkidir, cevaptır yaşamın bütünü, denir ya aynen öyle... Yaşamdaki her olaya, onu gözde büyütmeden çözülmesi gereken bir problem gibi bakmayı bilmek belki de... O zaman yollar arıyorsunuz çözmek için düğümü. Matematiksel problemlere dönüştürdünüz mü, çözüm yolları da üretiliyor ardından...

Hani iki kere ikinin dört ettiğini bilirsiniz... Sonucu değiştirmeyi kafanıza koymuşsanız, o zaman sayılardan birini değiştirmeniz gerekir.

Olay ya da bir durumda da taraflardan birinde değişiklik yapmak zorundasınız. Ya siz ya da karşınızdaki... Deneyin bakalım ama bilin ki gücünüz kendinizi değiştirmeye yetebilir ancak...

SANA

Bir demet SEVGİ getirdim sana
Umutlarımdan derlenmiş
İnançla yoğrulmuş...

Bir demet DÜŞ getirdim sana
Güzelliklerle,
Hayallerle bezenmiş...

Bir demet İNANÇ getirdim sana
Doğruluk, dürüstlük
Hoşgörü dolu...

Ayşe TURAL

ÖĞREN

Tam bir yaşam tutkunu ol! Öğrenmeyi, başkalarını tanımayı, onların dünyalarına girmeyi, yüreklerine dokunmayı öğren...

Önce kendini öğren...
Önce kendini tanı...
Zayıflıklarını çöz...

Yüreğindeki fısıltıları dinle...
Onları şarkıya dönüştür...
Gözlerini kamaştıran güneşi, yanağını okşayan rüzgarı farket...
Kana kana içtiğin suyun hücrelerine yayılışını hisset...

İşte bu SENSIN...
Artık gökkuşakları senin içinde...

SEVİŞME

yastıkta saçların
harman misali
düşler
kuştüyü yataklarında...

zaman
suya düştü...

aynaya yansıdı gövden
buğusu
gökkuşakları
boyadı gökyüzünü...

umudun gülleri açtı
yanaklarında...

kırlangıç uykusu düştü
tenine...
Ayşe Tural

KARŞIMIZDAKİNİ ANLAYABİLMEK...

Başkalarına akıl verirken, anlayışlı olmanın önemini vurgularız...

EMPATİ yapmanın önemine değiniriz. Değiniriz de kendimiz ne kadar empati yapabiliyoruz ki... Bunun sanıldığı kadar kolay olmadığını düşünüyorum ben...

Benzer olaylar ve durumlar karşısında BEN:
ne düşünürdüm?
ne söylerdim?
ne yapardım?
diye kendimize soru sormak ve cevaplar verebilmektir...

Karşımızdakinin sıkıntılarını anlamak, kendimizi onun yerine koyup endişelerine ortak olmak, üzüntüsünü ya da sevincini hissedebilmek...

Atalarımızın dediği gibi iğneyi kendimize bir batırabilsek Hanya'yı Konya'yı anlayacağız ama... Aması var...

En azından anlamaya çalışmak da bir adımdır diye düşünüyorum... Hoşça kalın efendim...

YERİNDE KAL

ben ve sen
eğer
BIZ olacaksak gel...

şayet
ben ve sen olarak kalacaksak
sakın kıpırdama...
yerinde KAL..

Ayşe TURAL

BİR BABA

Acelem yok... Nasılsa yerim en önde... Otobüste de uçakta da mümkünse en önde bir yer isterim... Aralarda ruhum sıkılır, bunalırım.

Yine son yolculardan biriyim. Yerime oturuyorum. Kemerimi bağlarken yan tarafa çocuklarıyla bir baba geliyor. Ellerinde taşıdıkları pekçok şey var: Eşyalar, çantalar ve paltolar...

Hostes yardım ediyor. Neyse güç bela oturuyorlar. Uçak kalkmak üzere. Onlar hala yerleşemediler.

Sanırım iki erkek çocuk ikiz... Birbirinin kopyası adeta. Ufak tefek oluşları yaş tahminimde beni zorluyor. Dört ya da beş yaşlarında olmalılar. Çantadan çıkan tabletler ellerine tutuşturuluyor. İkisi de oyunlara konsantre oluyorlar. Bir süre sesleri çıkmıyor.

Göz ucuyla babaya bakıyorum. Sakin görünüşlü, ufak tefek, gözlüklü... Eğitimli ve kültürlü birine benziyor. Oturalı çok olmamasına rağmen çocuklara hiç bağırmadı... Başını arkaya yaslayıp gözlerini kapatıyor.

Taş çatlasın otuz beş yaş civarlarında... Hafifçe seyrek ve dalgalı saçlarında tek tük beyazlar seçiliyor. Yüzünde derinleşmeye başlayan hayat çizgileri var.

Spor giyimli, keten bir pantolon, ayağında devetüyü rengi botlar, temiz... Çocukların kıyafetleri de gayet düzgün.

Huyum kurusun... Hemen sorular kafamda yarışa başlıyor.
Anneleri yok mu?
Parçalanmış bir aile mi?

Çocuklardan biri ansızın ' Babacığım ! ' diye ağlayarak kucağına atlıyor. Baba, sarılıyor, kucaklıyor... Sakin bir sesle kulağına bir şeyler fısıldıyor. Başını okşayıp yerine oturtuyor...

Yüreğime dert oluyor. Tam da anne babaya ihtiyaç duydukları yaş...
Anne nerde?
Neden yok?
Anne öldü mü?

Ya da çocuklarını bırakıp kaçtı?
İnsan çocuklarını bırakıp kaçar mı hiç?
Hele de bir anne?
Neden olmasın? Kaçan yok mu?

Of!
Elimdeki kitabı okuma hevesim bitti gitti işte...

En iyi ihtimalle anne çalışıyor, izin alamamıştır. Baba çocukları şubat tatilinde dedelerini ve babaannelerini görmeye götürmüştür...

Saf yüreğim kanmaya hazır; yeter ki yürek acıtan bir öykü olmasın...

Gözlerimi sıkı sıkı yumup hafifçe çalan müziğe kendimi vermeye çalışıyorum...
İçimden de ' Ne olur Tanrım! Sen çocukları annesiz babasız bırakma! ' diye dua ediyorum...

AŞKA DAİR

bu akşam
mis gibi bir fincan
kahve içer gibi
konuğu ol gönül soframın...

yüreğimin nilüfer beyazına
dokundur dudaklarını
sıcaklığında çözülsün
dağ başlarının buzu karı...

sana adasam göçebe akşamlarımı
birlikte koşar mı
nefes nefese
atlarımız?

Ayşe TURAL

YAŞAMAK CİDDİ İŞTİR

Yaşamak ciddi iştir. Öyle ciddidir ki, yeterince önem vermezseniz başınıza akla gelmeyen belalar açar.

Öyle belalar ki aklınız durur. “ Nasıl oldu da bu noktaya geldik? “ sorusunu sorduğunuzda iş işten çoktaaaaan geçmiştir. Dönülmeyen noktalara gelmişsinizdir.

Tıpkı yanlış yola girdiğinizi anladığınızda olduğu gibi dört dönersiniz ne fayda... Başlangıca dönmeye ne ZAMAN kalmıştır ne de yürek!

Oysa işin başında biraz akıllı ve ileriyi görme yetisi yeter de artardı bile...

Her adım, her olay, her kayıp kafamıza DANK eder ya hani, marifet onu o an gelmeden fark etmek ve değerlendirebilmektir.

Hayatın her adımı, aslında bir SUNUŞtur...
ARMAĞANdır çözene...

EĞİTİME bir adım...
Ciddiyseniz zamanında doğru ataklarla başarı çizginizi sağlamlarsınız...

AŞKA atılan adım...
Sizi bir ömür sevgi, saygı ve sırtınızı dayayabileceğiniz güvene hazırlar.

EVLİLİĞE atılan adım da...
Eğer kıymet bilip şımarmazsanız, bencil istekleriniz, saçma kaprisleriniz olmazsa, yetiştireceğiniz çocuklarınızı düşünerek, eşinize ve çocuklarınıza değer vererek yaşama planları yaparsanız işte o zaman değer kazanır.

İŞE atılan adım...
Ne kadar ciddiyet ve sorumluluk taşıdığınızı bilmek ve anlamak önemlidir. Yanlışlıklara DUR diyebilme kapasiteniz yoksa, vay halinize...
Göz göre göre yapılanlara GÖZ YUMMAK, aynı suça KATILMAK demektir.

Sayın BAYLAR,
BAYANLAR
ve SEVGİLİ ÇOCUKLAR...

YAŞAMAK O KADAR CİDDİ BİR İŞTİR Kİ!
Beceremezseniz eğer YAŞADIM deme hakkınız bile olmaz.

Şimdi oturun ciddi ciddi DÜŞÜNÜN...

Gerçekten YAŞAMA HAKKINIZ var mı? O HAK için her gün ne kadar ÇABA gösteriyorsunuz?

KENDİNİZ için...
AİLENİZ için...
ÇOCUĞUNUZ için...

TOPLUMUNUZ için...
DÜNYA için...

Ayşe TURAL

SANA

Bir demet SEVGİ getirdim sana
Umutlarımdan derlenmiş
İnançla yoğrulmuş...

Bir demet DÜŞ getirdim sana
Güzelliklerle,
Hayallerle bezenmiş...

Bir demet İNANÇ getirdim sana
Doğruluk, dürüstlük
Hoşgörü dolu...

Ayşe TURAL

:

:

:

: