Yarım Asır Sonra 10 Downing Street’de

GEÇTİĞİMİZ hafta Kıbrıs ve Kıbrıslı Türkler açısından oldukça hareketli geçti.. Salı günü Orams depremiyle, tüm ada sarsıldı.. Gerçi deprem üssü, Lüksemburg’du.. Ancak şiddeti başta tüm Kıbrıs olmak üzere, Britanya adasında, Türkiye’de de hissedildi..
GEÇTİĞİMİZ hafta Kıbrıs ve Kıbrıslı Türkler açısından oldukça hareketli geçti..
Salı günü Orams depremiyle, tüm ada sarsıldı.. Gerçi deprem üssü, Lüksemburg’du.. Ancak şiddeti başta tüm Kıbrıs olmak üzere, Britanya adasında, Türkiye’de de hissedildi..

Artçı şokların etkisi ise daha hala sürüyor..
Şiddetini Richter ölçeği ne yazık ki ölçemedi.. Sismografların bile aklı karıştı bu depreme.. Çünkü merkez üssünden çok, zaten deprem kuşağında bulunan adada büyük hasara yol açan sarsıntıda, asıl zarar ziyan önümüzdeki aylarda saptanacak…
Allahtan can kaybı yok… Lapta’daki villalar da yerli yerinde…

Evet işin benzetmesi bir yana, Orams davasıyla şimdi gözler yeniden İngiltere’ye çevrildi..
Court of Appeal.. Temyiz Mahkemesi veya İstinaf Mahkemesi… 2005 yılında başlayan bu serüven, bu yıl sonuna doğru Londra’da noktalanacak… Ne kararı çıkacak ?

Lüksemburg’daki tavsiye kararına uyması beklenen davanın sonucunu şimdiden söylemek doğru değil..
İşin politik yanı var..

Yasal tarafı var.. İnsani boyutları var.. Adada evi, barkı bulunan 6 bine yakın Britanya vatandaşının geleceği, ana vatanları İngiltere’deki mal varlıklarının ne olacağı konuları var..
Var da var..

Karışık, bir o kadar da herkesin kendince “haklı”yım dedirteceği nedenler var…
Salı günü , sürpriz olmasa da , özellikle Kuzey’de şok yaratan kararın mürekkebi kurumadan, akşama gelen bir bilgi beni daha çok şaşırttı dersem, yalan olmaz..

“Başbakan Gordon Brown, Çarşamba günü Kıbrıslı Türklerden oluşan bir heyeti, 10, Downing Street’deki makamında görecekti”
Meşhur, İngiltere Başbakanlarının hem evi, hem kabinenin toplandığı , White Hall’un üzerindeki dar sokaktaki bina… Eskiden bu sokağın iki ucu da açıktı.. Ne demir kapılar, ne bu kadar polis kuvveti… Ne de kontrol vardı..

Margaret Thatcher’in başbakan olduğu dönemde, o zamanın “ kelle vergisi” adlı evlerde yaşayanlardan alınan konut vergisine karşı gelenlerin ayaklanmalarında sokağa girmeleri üzerine çareyi demir kapılarda buldular… O günden beri de Downing Street’in iki ucu sürgülü, hapishaneyi andıran demir kapılarla kapatıldı.. Giriş çıkışlardaki kontroller de arttırıldı.

Evet Çarşamba günü Kıbrıs Türk Toplumunun daha önce 2 kere bir araya geldiği Avrupa’dan sorumlu Bakan Caroline Flint’e gidenlerin arasından 5 isim, İngiliz Dışişleri Bakanlığınca seçildi.. Ve bu heyet, Kıbrıs Türk Toplumu adına Başbakan Gordon Brown ile görüşmeye davet edildi..
Orams Davasının hemen ertesi güne rastlayan bu davet bir rastlantı mıydı? Caroline Flint’e göre “tamamen bir rastlantı”. Her dakikası dolu Başbakan Brown’nın, Kıbrıslı Türkleri görecek vakti, tesadüf ya, Orams davasının Adalet Divanı’nın açıkladığı tavsiyesinin 24 saat sonrasına rastlıyordu..Dedik ya tesadüf...
Kıbrıslı Türklerin, Britanya’ya gelişleri 50-60 sene öncesine rastlıyor.. Biz yarım asır diyelim.. 1950’lerden beri Kıbrıs’tan Britanya’ya gelen, toplumun çeşitli kesimlerinde yer alan, önemli yerlerine gelen, söz sahibi olan sayıları 150 bini aşan toplumdan böyle bir temsilci heyeti, ilk kez bu sokaktan içeri girip, Başbakanla görüşüyordu..

Çeşitli kesimlere sordum.. Kendi hafızamı yokladım..40-45 yıldır yaşayanlardan araştırdım. İlk kez bir İngiliz Başbakanı, konutunda bir Kıbrıs Türk heyetini kabul ediyordu..
29 Nisan Çarşamba günü bu açıdan tarihi bir gündü..

Ne konuşulduğu, Başbakan Brown’nın görüşlerini, Caroline Flint ve katılanların ağzından dinledik. Kapalı kapılar ardında başka mesajlar verildi mi bilmiyoruz..
Kıbrıslı Türklerin 10, Downing’in kapısından girip, Başbakanla başbaşa konuşması, kahvesini içmesi neden yarım asırı geçen bir zamanı aldı? Kıbrıs konusunda, İngiltere 3 garantör ülkeden değil mi?
O kapıdan hemen hemen her milletin temsilcisi, her akımın öncüsü, 7’den 70’e kimler girip, çıkmadı ki?

Bu görüşmeyi kimler gerçekleştirdiyse, onlara teşekkür borçluyuz. Ancak, neden bu kadar zaman aldığını da kendi kendimize sormalı, hesaplaşmalıyız.

“Ağlamayana meme vermezler” diye boşuna dememişler. . Kendi hakkımızı biz istemez, arayıp, sormazsak, başkalarının bunu sağlamasını beklemeyelim.

Şahsen Çarşamba günü, üzerinde güneşte pırıl pırıl parlayan, sarı pirinç “ 10 “ rakamı bulunan meşhur kapıda 5 Kıbrıslı Türkü görüntülerken, “Neden bu kadar gecikme” diye düşündüm..

Çoluk çocuğundan, yardım derneklerine, hayvanları korumadan, Gurkaların bu ülkede kalışını destekleyenlere kadar bu kapıdan girdiler. Başbakanla görüştüler. Şimdi sıra geldi demek ki, eski Britanya kolonisi adada doğup-büyüyenlere, sesini duyuranlara.

Dileğim, açılan bu kapıdan daha çok sayıda Kıbrıslı Türkün girmesi… Sesini, varlığını duyurması.

:

:

:

: