Özyiğit: “KKTC ilan edildiğinde Yılmazköy’de öğretmenliğimin ilk yılındaydım”

Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Cemal Özyiğit, çözüm olana kadar, kendi kararlarını kendisi alan, kurumlarını kendisi yöneten, ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durabilen, Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerde karşılıklı saygıya dayalı eşitler düzeyinde bir ilişki kuran bir yapıda, Atatürk’ün laiklik ilkesi başta olmak üzere, kendi inanç ve değerleriyle, kendi kültürel kimliğiyle Kıbrıslı Türk varlığının sonsuz kadar, göç etmeden kendi öz yurdunda insanca yaşaması için mücadelelerinin süreceğini söyledi.
Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Cemal Özyiğit, çözüm olana kadar, kendi kararlarını kendisi alan, kurumlarını kendisi yöneten, ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durabilen, Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerde karşılıklı saygıya dayalı eşitler düzeyinde bir ilişki kuran bir yapıda, Atatürk’ün laiklik ilkesi başta olmak üzere, kendi inanç ve değerleriyle, kendi kültürel kimliğiyle Kıbrıslı Türk varlığının sonsuz kadar, göç etmeden kendi öz yurdunda insanca yaşaması için mücadelelerinin süreceğini söyledi.

Özyiğit, temel hedefin Kıbrıslı Türklerin yeniden uluslararası hukukun içine girmesi olması gerektiğine dikkat çekerek, bunun Kıbrıslı Türklerin adadaki varlığını sağlamlaştıracağına inanç belirtti.

Bunun da en olası yolunun Kıbrıs sorununa bulunacak çözümden geçtiğini vurgulayan Özyiğit, “Kabul etsek de, etmesek de bu küresel bir realite. Çözümün parametreleri de bellidir. Rauf Raif Denktaş döneminde başlayan ve 11 Şubat 2014 tarihinde Derviş Eroğlu-Nikos Anastasiadis arasında imzalanan ortak açıklama, iki toplum arasında varılan mutabakatlar ve son olarak 30 Haziran 2017 tarihli Guterres Çerçevesi temelinde dönüşümlü başkanlığı ve kararlara etkin katılımı içerecek iki bölgeli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı Federal çözüm. Aklın yolu birdir.
Uluslararası camia tarafından kabul edilen yaklaşım da budur. Dolayısıyla bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz” dedi.

KKTC olgusunu değerlendirirken devletin kamusal görevi ile siyasi statüsünün ayırt edilebilmesinde fayda olduğunu vurgulayan Cemal Özyiğit, devletin insanların ihtiyaçlarını ve yaşamını organize eden bir mekanizma olduğunu ve bir arada yaşayan tüm insanların böyle bir mekanizmaya ihtiyacı olduğuna, KKTC’nin de asli görevinin bu olduğunu ve olması gerektiğini vurguladı.

KKTC’nin 36. kuruluş yıldönümü nedeniyle, Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) muhabirinin sorularını yanıtlayan TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit, 1983 yılında Yılmazköy İlkokulu’nda öğretmenliğinin henüz ilk yılını tamamladığını ifade ederek, “Şimdi geriye bakınca 23 yaşında oldukça heyecanlı, idealist bir öğretmendim o zaman. Ne mutlu ki, hala daha o heyecanı hiç kaybetmediğimi hissediyorum” dedi.

“HABERİ KÖYLÜLERDEN ÖĞRENDİM, ÇOCUKLARI EVE GÖNDERDİK”

Özyiğit, KKTC’nin kurulduğu haberini ilk nasıl duyduğunu, neler hatırladığını ve neler hissettiğini ise şöyle aktardı:

“O günlerde, Cumhuriyet ilan edilmesi ile ilgili tartışmaların olduğunu biliyordum. Çünkü mesleğe başladığım günden itibaren, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası’na üyeydim. Dolayısıyla, hem sendika çevrelerinden, hem de basından gelişmeleri takip ediyordum. Ancak bu adımın ne zaman atılacağı ile ilgili net bir bilgi yoktu. Nitekim daha sonra öğrendik ki, 14 Kasım akşamı “karartma” uygulanmış ve konunun basına sızması engellenmişti. Sonuçta 15 Kasım sabahı ben her zamanki gibi saat 7.30 dolaylarında Yılmazköy’de görevli bulunduğum okula gitmiştim. Her zaman olduğu gibi, okulun yanından geçerek işe giden köylülerle sabah selamlaşmasını da yapıp saat 8.00’de zili çalıp derse başlamıştım. Okulda o dönemlerde; tek öğretmen olarak görev yapıyordum. Altı sınıf bir arada toplam 25-30 öğrenci vardı. Derse devam ediyordum. Takriben saat 9.00 civarıydı, çünkü henüz teneffüs zili çalmamıştı.
Birden pencereden otobüslerin durduğunu ve sabah işe giden köylülerin geri geldiğini gördüm. Çocuklara “5 dakika sessiz çalışın, geliyorum” diyerek sınıftan çıkıp köylülerin yanına gittim. Orada ‘KKTC’nin ilan edildiğini ve her yer tatil’ duyurusunun yapıldığını öğrendim. Geri döndüm ve radyoyu açtım. O yıllarda yalnızca BRT vardı. Radyoda marşlar çalıyor ve anonslar yapılıyordu. Çocuklara dönüp eşyalarını toplamalarını ve evlerine gitmelerini söyledim. Gelişmeleri takip etmelerini ve okullar tekrar açılınca gelmelerini salık vererek onları evlerine gönderdim. Ben de çantamı alarak okulu kapattım ve köy kahvesine giderek “Cumhuriyet İlanı” ile ilgili köylülerle değerlendirmelerde bulunduk. Birkaç gün sonra okullar açıldı ve ben tekrar okuluma giderek öğrencilerimle eğitime kaldığımız yerden devam ettik.”

“KKTC’NİN KURULUŞU İLK ANDA ÇOĞUMUZUN HAYATLARINDA KESKİN BİR DEĞİŞİM YAŞATMADI”

Özyiğit, KKTC’nin, daha önceki KTFD ve Otonom Türk Yönetimi gibi, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs’ın Kuzeyinde oluşturdukları mekanizmanın adı olduğunu vurgulayarak, “KKTC’nin kuruluşu ilk anda çoğumuzun hayatlarında keskin bir değişim yaşatmadı. Etkileri, daha çok zaman geçtikçe hissettiğimiz siyasi etkilerdi. Hem KKTC’nin siyasi statüsü, hem de bizlerin yaptığı hatalardan dolayı KKTC içerisinde kurduğumuz sistem hayatımı tabi ki de etkiledi” dedi.

Özyiğit, özellikle sonraları hem sendikacı, hem siyasi olarak sorumluluk aldığı dönemlerde bunu daha çok hissettiğini, toplumla iç içe yaşayan biri olarak, toplumun her kesimi için de bu etkileri ve dönüşümleri de yakinen gözlemlediğini söyledi.

KKTC’nin kurulması ardından geçen 36 yılda en büyük başarı ve başarısızlığın neler olduğunun sorulması üzerine ise Özyiğit, KTFD döneminde buradan başta İngiltere olmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkeleriyle Ortadoğu ülkelerine patates, narenciye, sebze-meyve ve canlı hayvan ihraç edildiğini, KKTC kurulduktan sonra da BM’nin 541 ve 550 sayılı kararlarına rağmen, bu ihracat uzun süre devam ettiğini anlattı.

“HALKIN BÜYÜK BÖLÜMÜ ÜRETİMDEN KOPTU VE “TÜKETİM” AĞIRLIKLI BİR TOPLUM OLDUK”

Daha sonra ülkedeki yöneticilerin yaptıkları hatalar üzerine, KKTC aleyhine dava açıldığını, açılan davaya o dönemki hükümetin müdahil olmaması üzerine, tarihe ”ABAD kararları” olarak geçen kararlar alındığını ve ülkede ambargo uygulanmaya başladığını aktaran Özyiğit, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bu da Kıbrıslı Türklerin üretken yapısını derinden etkiledi. Halkın büyük bölümü üretimden koptu ve “tüketim” ağırlıklı bir toplum olduk. Üretmeyen toplumlarda “yozlaşma” da neredeyse kaçınılmaz oluyor. Üretimden koptukça, kamusal yozlaşma paralel olarak arttı ve bugün neredeyse herkesin algısında normalleşti. Aslında güçlü etik değerleri olan bir toplumuz, fakat kamusal ihtiyaçlarda “torpil” kullanma ihtiyacı sanki normalmiş gibi davranıyoruz. Bu da sistemin gelişmesini, devletin güçlenmesini etkiliyor. Bakanlık yaptığım dönemde de bunu fazlasıyla hissettim. Hükümet süremizin yettiği kadar da düzeltmeye çalıştık. Her adımı sistemli ve adaletli attık, geçmiş yolsuzlukların da üzerine gittik.”

“ÜLKENİN GERÇEK NÜFUSU BİLİNMİYOR”

Diğer yandan ülkeye girişlerdeki uygulamalar neticesinde Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan insan sayısının hızla arttığına işaret eden Özyiğit, “O kadar ki hala daha ülkemizin gerçek nüfusu bilinmiyor. Üretmeden tüketmek üzerine kurgulanan toplum yapımız nedeniyle, dışa bağımlılığımız sürekli arttı. TC’den önceleri yalnızca “yatırım bütçesine kaynak aktarılırken, 1990’dan sonra “Cari Bütçeye de kaynak aktarılmaya başlandı” dedi.

“TANINMAYAN BİR ÜLKE OLDUK…TEK TANIYAN TÜRKİYE. TÜRKİYE DE BAZI NOKTALARDA TANIMANIN GEREKLERİNİ YETERİNCE YERİNE GETİREMEMEKTE”

Hem içte, hem dışta arzu edinilen yere gelinip gelinmediği sorusuna da yanıt veren Cemal Özyiğit, KKTC’nin ilanından sonra Bangladeş ve Pakistan’ın ülkeyi tanımak istediğini, ancak kabul edilmediğini, nedenini sorgulayanların ise o gün bugündür doğru dürüst bir yanıt alamadığını kaydetti.

Özyiğit şöyle devam etti:

“Sonuç olarak tanınmayan bir ülke olduk. Tek tanıyan Türkiye. Türkiye de bazı noktalarda tanımanın gereklerini yeterince yerine getirememektedir. KTFD döneminde Türkiye Futbol Takımları bizim takımlarımızla maç yapabilmekteydi. Hatta 1982’de Kıbrıs Türk Futbol Karması (milli takım düzeyinde) İzmir’de düzenlenen Akdeniz oyunlarına katıldı. Şimdilerde sporcularımız Türkiye kulüpleri de dahil olmak üzere maç yapamıyor. İhracatçımıza Mersin gümrüğü hala kapalı, çok kısıtlı miktarda ürünümüz Türkiye’de alıcı bulabiliyor. TC’nin AB ile imzaladığı “gümrük birliği antlaşması” Kıbrıs’ın Güneyi’nde geçerli, ama Kuzey’de geçerli değil.
Diğer yandan Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi olduğu için, bireysel anlamda Kıbrıs kimliği ile AB ülkelerine vizesiz seyahat edebiliyoruz. Çocuklarımız, gençlerimiz diğer AB vatandaşları gibi eğitim haklarından yararlanabiliyor. Ancak burada temel hedef toplumsal anlamda da bu haklardan yararlanacak yapıların oluşturulması olmalıdır.”

KKTC OLGUSU DEĞERLENDİRİLİRKEN DEVLETİN KAMUSAL GÖREVİ İLE SİYASİ STATÜSÜ AYIRT EDİLMELİ”

TAK muhabirinin bundan sonra nasıl bir yol izlenmesi gerektiği ve hangi adımlar atılması gerektiği ile ilgili sorularını da cevaplayan Özyiğit, burada KKTC olgusunu değerlendirirken devletin kamusal görevi ile siyasi statüsünün ayırt edilebilmesinde fayda olduğunu vurguladı.

Devletin insanların ihtiyaçlarını ve yaşamını organize eden bir mekanizma olduğunu ve bir arada yaşayan tüm insanların böyle bir mekanizmaya ihtiyacı olduğuna işaret eden Özyiğit, KKTC’nin de asli görevinin bu olduğunu ve olması gerektiğini vurguladı.

“ÖNEMLİ OLAN KIBRISLI TÜRKLERİN BU ADADA HUZUR VE REFAH İÇERİSİNDE YAŞAMASI”

Özyiğit şöyle devam etti:

“Ama diğer taraftan da devletin bu misyonunu yerine getirirken siyasal statüsünün etkilerini de görmezden gelmemeliyiz. Önemli olan Kıbrıslı Türklerin bu adada huzur ve refah içerisinde yaşamasıdır. Devlet de bunun için vardır. Önemli olan şu soruya hamasetten uzak cevap verebilmektir: KKTC’nin siyasi statüsü Kıbrıslı Türklerin refah ve huzurunu yukarıya mı çekiyor, aşağıya mı çekiyor? Dediğim gibi hamasetten uzak, gerçeklik çerçevesinde sağcısıyla solcusuyla tüm kesimlerle bunu tartışabilmek lazım.”

Temel hedefin Kıbrıslı Türklerin yeniden uluslararası hukukun içine girmesi olması gerektiğine dikkat çeken Özyiğit, bunun Kıbrıslı Türklerin adadaki varlığını sağlamlaştıracağına inanç belirtti.

Özyiğit konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bunun da en olası yolu Kıbrıs sorununa bulunacak çözümden geçiyor. Kabul etsek de, etmesek de bu küresel bir realite. Çözümün parametreleri de bellidir. Sayın Denktaş döneminde başlayan ve 11 Şubat 2014 tarihinde Eroğlu-Anastasiadis arasında imzalanan ortak açıklama, iki toplum arasında varılan mutabakatlar ve son olarak 30 Haziran 2017 tarihli Guterres Çerçevesi temelinde dönüşümlü başkanlığı ve kararlara etkin katılımı içerecek iki bölgeli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı Federal çözüm. Aklın yolu birdir. Uluslararası camia tarafından kabul edilen yaklaşım da budur. Dolayısıyla bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Ancak çözüm olana kadar da elimiz kolumuz bağlı beklemeyeceğiz. Kendi kararlarını kendisi alan, kurumlarını kendisi yöneten, ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durabilen, Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerde karşılıklı saygıya dayalı eşitler düzeyinde bir ilişki kuran bir yapıda, Atatürk’ün laiklik ilkesi başta olmak üzere, kendi inanç ve değerleriyle, kendi kültürel kimliğiyle Kıbrıslı Türk varlığının sonsuz kadar, göç etmeden kendi öz yurdunda insanca yaşaması için mücadelemiz sürecektir.”


:

:

:

:

DİĞER HABERLER