Tükeniyoruz!

Hayat bize dilediklerimizi verirken hali hazırda sahip olduklarımızı da alıyor izinsizce.
Hayat bize dilediklerimizi verirken hali hazırda sahip olduklarımızı da alıyor izinsizce. Sonra o elimizden gidenlere üzülmeden en sevdiği oyuncağı kırılan ve ağlamasın diye elini tutuşturulan yeni oyuncaklarıyla avunan çocuklar misali dalıyoruz bize sunulan yeni oyunlara. Oysa biz, kuru bir tahtaya ip bağlayıp dala asınca salıncak, üstüne minder yerleştirip karda kayınca kızak sayan ve o kuru tahtaya sımsıkı sarılıp bir çok şeyin yerine koyabilmeyi seven insanlardık. Şimdi ise mevcut olanı eskitmeden yenisiyle ne yapacağımızı bilememenin deneyimsizliği değer bilmemezlik olarak kalıyor üzerimizde.
Yakın bir zamanda bir markanın bardak reklamlarında görmüştüm; evin hanımı bardakları kırılsın da yerine yenilerini almak gereksin diye, bile isteye ama yanlışlıkla olmuş gibi eski bardaklarının kırılmasına sebeb oluyordu. Bundan da hoşnuttu, yerine yenisi alınacak hevesiyle. Herkes bilir reklamların en sıkı izleyicileri çocuklarımızdır, mevcut olan eskimese de icabına bakılır yerine yenisi alınır mesajı ne de güzel yerleşir o küçük beyinlere. Belki de böyle böyle işledi içimize, artık arkadaşlarıyla sokakta seksek oynayan, ip atlayan çocuklardan ziyade ellerinde tablet yahut telefon ile kendi küçük dünyalarında hapsolmuş çocuklarımız mutsuz ve her gördüklerini isteyen, asla doyum noktası olmayan çocuklara dönüştüler. Eşyalarımızda, arkadaşlıklarımızda, duygusal ilişkilerimizde hatta en kötüsü artık aile içinde dahi bu bitmek bilmeyen tüketim hırsının ve asla elindekiyle yetinmemenin olumsuz etkilerini yaşamadığımızı kimse iddia edemez.
Mutsuzlaşıyoruz, tükettikçe doyumsuzlaşıyoruz. Hem farkındayız hem de bu tüketim çılgınlığıyla beraber çoğunun özelliklerini dahi bilmediğimiz ve aslında ihtiyacımız olmayan çok akıllı telefonlarımızla akılsızlaşıyor, yalnızlaşıyoruz. Ve nihayet yanyana otururken yüz yüze sohbet bile edemez hale geliyoruz. Hangi boşlukta yenik düştük kapitalist sisteme? Bizi bize unutturan, bu denli doyumsuz ve doyamadığımız için de mutsuz kılan çağın hastalığı nasıl da işlemişti en derinimize. Dokunmuyoruz, hissetmiyoruz, anı yaşamıyoruz ama yaşar gibi hatta afili hallerimizle -mış gibi fotoğraflar paylaşıp “işte buradayım”, “çok mutluyum”, “çok seviliyorum” diyoruz. Öyle olmadığını içten içe bilerek -mış gibi yaşamlarımıza devam ediyoruz. Yeni elbiselerimizle yeni mekanlarda, yeni saç rengimizle kolumuzda yeni arkadaşımızla samimi dahi olamamışken, belki de hali nicedir onu dahi soramamışken çok samimiymiş gibi fotoğraflar çekiliyoruz.
Merhaba tüketim çağı, merhaba bu yeni ben! Olmadığım ama olmak istediğim kendi tasarımım bir insan olarak karşındayım. Beni ve benim gibi zamanın akışında sürüklenenleri tüket gitsin. Ne de olsa yerimize yenileri gelir.

:

:

:

: