Kıbrıs Türk halkı bu sınavı vermek zorunda

Günlerdir beklenen ekonomik paketi sonunda açıklayan Başbakan Ersin Tatar, samimi, içten ve tüm gerçekleri ortaya koyan çok çarpıcı bir konuşma yaptı. Daha doğrusu halkla dertleşti.
Günlerdir beklenen ekonomik paketi sonunda açıklayan Başbakan Ersin Tatar, samimi, içten ve tüm gerçekleri ortaya koyan çok çarpıcı bir konuşma yaptı. Daha doğrusu halkla dertleşti.
Çünkü Başbakan Tatar’ın da söylediği gibi artık bu ülkede biz bizeyiz. Adada ne turist kaldı, ne öğrenci… Bu saatten sonra ne yapacaksak biz yapacağız.
“Kıbrıs Türk Halkı, halk olma mücadelesinde önemli bir sınavdan geçiyor” diyen Başbakan, 1960’lardaki dayanışma ruhunun yeniden gösterilmesini istedi.
Elbette o ruhun yeniden yakalanmasında önemli zorluklar var. Bunu hepimiz görüyoruz. Başta nepotizmin kök saldığı devlet yapısı, siyasete olan güven kaybı, ürettiğinden fazlasını harcamaya alışan savurgan toplumsal düzenimiz, önümüzdeki en büyük engeller olarak ortada duruyor.
Pakete illaki bir eleştiri yapılacaksa elle tutulacak tek eleştiri hiçbir uzun vadeli projeksiyon içermemesi, 2 aylık bir dönemi kapsamasıdır.
Ancak bu da hükümetin kabahati değildir.
“Önümüzü göremiyoruz” diyen Başbakan, elbet iki aya kalmadan yeni tedbirlerle kamuoyunun karşısına çıkmak zorunda kalacaktır.
Pakete, 1.Ekonomik Tedbirler ve Destek Paketi dendiğine göre, zamanı geldiğinde ikinci, üçüncü paket de hazırlanacak gibi görünüyor.
Çok açık ve samimi bir konuşma yapan Başbakan yaşadığımız durumu rakamlarla da özetledi:
“Aylık 550 milyon TL’lik gelir, 200 milyon TL’nin altına düşmüştür. Birçok öneri geldi. İstekte bulunuldu. Ancak elimizdeki imkanlar bu kadar. Acı bir tablo var.”
Durum bu…
Elbette pakette bazı noktalarda eksiklikler de yok değil. Şu an kapalı olan işletmelerin 3 ay ertelenen vergileri üç ay sonra nasıl ödeyeceği de koca bir soru işaretidir.
Mesele zaten bu vergilerin ertelenmesi değil, ekonomik çarkın dönmemesidir. Bu manada 10 kişiye kadar işçi çalıştıran işletmelere verilen desteği de şöyle değerlendirmek gerekiyor.
30 kişi çalıştıran işletmenin günahı ne? Bu şekilde daha fazla istidam yarattığı için onlara ceza verilmiş olmuyor mu?
Maaşlardan yapılan kesinti ise keyfi bir karar değil zorunluluktur.
Çünkü Başbakan’ın da ifade ettiği gibi artık bu ülkede biz bize kaldık. Gelir yok. Turist yok, öğrenci yok. İşsiz kalanlara 1500 TL’lik ödeneğin verilmesin için yüksek maaş alanlardan o kesintinin yapılması gerekiyor.
Aksi düşünce, “ben maaşımı alayım, özel sektörde işsiz kalan açlıktan ölsün” demek anlamına gelir ki, bunun insanlıkla alakası yoktur.
Bazen bir musibet bin nasihatten iyidir. Koronavirüs salgını öyle bir zamanda geldi ki, yıllardın can çekişen yalan dünyamızı en sert biçimde yüzümüze vurdu.
Uçurumun kenarına geldik. Kıbrıs Türk halkı 1974’ten önce bundan çok daha kötü bir noktadaydı.
Ancak ferasetiyle, dayanışma ruhuyla, azmiyle, mücadele gücüyle zor zamanlardan geçmesini bildi. Ancak yıllarca o kadar kötü yönetildi ki ne yazık ki, şimdi yeniden bir başka sınavla karşı karşıya kaldı.
Başbakan’ın da deyimiyle Kıbrıs Türkü, halk olduğunu göstermek için bu sınavı da vermek zorunda.
Sözün özü, Kıbrıs Türkü için ikinci Kurtuluş Savaşı olan bu mücadeleden dönüş yok. Ya kazanacağız, ya yok olacağız. Bizden söylemesi…






:

:

:

: