Sanayici mi yoksa tüccar mı haklı kim?

Acayip karşılanmayacak şekilde ekonomik yapı içerisindeki sektörel birimler çıkarları doğrultusunda farklı talepler dillendirebilmektedirler.
Acayip karşılanmayacak şekilde ekonomik yapı içerisindeki sektörel birimler çıkarları doğrultusunda farklı talepler dillendirebilmektedirler. Özellikle, ülkedeki sanayici ve üretici koruma taleb etmekte ve kendi ürettiğinden daha ucuz ülkeye girebilecek ürünlerin engellenmesini veya ülkeye girişinin pahalılaştırılmasını istemektedirler. Bunun yanı da, ticaret erbabı ise ülkeye girebilecek ürünler üzerinde her türlü fon ve gümrüğün kalkmasında israrcı olmaktadırlar. İşte bu noktada çıkar gruplarının istekleri örtüşmemekte ve hatta çatışmaktadır.

Peki üretici ve tüccar tartışa dursun kalkın halini soran var mıdır? İthal edilen ürünlere konan fon ne anlama gelmektedir. Üretici ne pahasına korunmaktadır ve bu koruma ilanihaye devam edecek midir? Üreticilerin rekabet edebilmesi için problem fonun olmamasında mıdır? Yoksa konabilecek bir fonun mevcut problemi kronikleştirebilecek olmasında mıdır?
Bu soruların hepsi bilimsel olarak cevaplandırılmalı ve çıkar gruplarının ortaya koyacağı baskının şiddetine göre değil ekonomik akla uygun kararlar üretilmelidir.

Öncelikle belirtilmesi gerekir ki; bir ekonomide nihai hedef herhangi bir koruma gerektirmeden reel sektörün rekabet edebilirliğini sağlamaktadır. Bu çerçevede, etkin ve verimli çalışabilen bir ekonomi dış dünyayla rekabet edebilir. Aksi takdirde, verimli ve etkin çalışmayan ve rekabet gücü bulunmayan sektörleri fonlarla korumak başta bu sektörlere yapılacak en büyük kötülüktür. Çünkü bu sektörlerin rekabet etme yönünde verimlilik ve etkinliklerini artırmak için ortaya koyabilecekleri motivasyonu bizler bertaraf etmiş oluruz. Dolayısıyla, sürdürülebilir ve rekabetçi bir ekonomi yaratmayı hedefleyen devlet, koyduğu fonlarla bu hedefi bir nevi anlamsız kılmaktadır. Ayrıca, fonların sonucu olarak ülke enflasyonu olumsuz etkilenirken, daha pahalıya tüketim yapan halkın refahında da kayba neden olunduğuna işaret etmek gerekmektedir.

Tabii ki, fon uygulamanın hiç mi haklı gerekçesi yok diye soruların geldiğini duyar gibiyim. Elbette, fon uygulamasının haklı gösterilecek gerekçeleri bulunmaktadır. Bunlar, bizim sanayicimiz ve üreticimiz karşısında yabancı rakiplerinin haksız rekabet yaratabilecek ekonomik pozisyonları ve uygulamaları olabilmektedir. Bu durum, GATT (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması) sistemindeki serbest dış ticareti bozucu uygulamalara ilişkin hükümlerinde değinilmektedir. Bu şartlar altında GATT da fon uygulamasına bir nevi hak vermektedir: Fon uygulamasını haklı gösteren başlıca hükümler rakip ülkeler veya firmalar tarafından uygulanıp haksız rekabet yaratan damping ve sübvansiyon uygulamalarıdır.

• Damping ve Anti-Damping Vergisi
Damping, bir ülkenin herhangi bir malı kendi pazar değerinin(reel maliyetinin) altında bir fiyatla ihraç ederek, ithalatçı ülkedeki üreticiler aleyhine o ülkedeki pazar payını artırması veya iç pazardaki fiyat seviyesini düşürmemek amacıyla ülke içinde satılmayan malları dış pazarlara ucuz fiyatlarla satmasıdır. GATT kurallarına göre, bir ülke diğer üye ülkelere karşı damping yaparsa, bundan zarar gören ülkenin “Anti Damping Vergisi” koyma hakkı ortaya çıkmaktadır.

• Sübvansiyonlar
Sübvansiyon, dolaylı ve dolaysız olarak herhangi bir ürünün ihracatını arttırmaya veya ürünün ithalatını azaltmaya yönelik gelir veya fiyat desteklemelerinden yararlanılarak herhangi bir şekilde ihracatın arttırılmasıdır. GATT Tokyo Round’u sonucunda kabul edilmiş olan sübvansiyon koduna taraf olan ülkeler, bazı ana maddeler dışındaki ürünlere ihracat sübvansiyonu yapamazlar. Uluslararası karşılaştırmalarda sübvansiyon kapsamına giren başlıca araçlar şunlardır; doğrudan yardımlar, vergi imtiyazları, sübvansiyonlu krediler, garantili borçlar ile devletin bazı ticari şirketlere ortaklığıdır. Burada doğrudan karşılıksız yardımlar sübvansiyon araçları arasında en önemlisidir. GATT üyesi bir ülkenin telafi edici vergi uygulayabilmesi için mutlaka ilgili ülkenin, bir malın üretim veya ihracatında sübvansiyonda bulunması ve vergi uygulamak isteyen ülkelerin de bu durumdan zarar görmemesi gerekir. Bu gibi durumlarda bir ülke haksız rekabetin giderilmesi amacıyla yapılan sübvansiyonları dengeleyen özel bir vergi uygulayabilir. Telafi edici vergi miktarının sübvansiyona eşit veya ondan daha az olması konusunda ithalat yapan ülkenin makamları yetkilidir. Ancak, vergi hiçbir zaman sübvansiyon miktarını geçemez ve sadece zarara yol açan sübvansiyon uygulaması süresince yürürlükte kalabilir. Vergi oranı, zararın etkisini ortadan kaldıracak ölçüde olabilir. Eğer ihracatçı ülke hükümeti, sübvansiyonu kaldırmayı, sınırlamayı ya da fiyatları yeniden düzenlemeyi kabul ederse, telafi edici vergi uygulamasına son verilir.

:

:

:

: