Sendikalar Kendilerine Karşı Yapılabilecek Operasyonu Meşrulaştırıyorlar mı?

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta KKTC olarak en önemli bayramımızı kutladığımız sırada TC hükümetini temsilen adamıza gelen Sayın Cemil Çiçek’i bazı sendikalar protesto etti.
Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta KKTC olarak en önemli bayramımızı kutladığımız sırada TC hükümetini temsilen adamıza gelen Sayın Cemil Çiçek’i bazı sendikalar protesto etti. KKTC’den Sorumlu Devlet Bakanı olarak başta şu anki TC Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül olmak üzere bir çok değerli siyasetçi tarihi süreçte bu görevde bulunmuşlardır. Bu itibarla Sayın Cemil Çiçek’in kimliğinden ziyade neyi temsil ettiği önemlidir. Sayın Çiçek Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs’tan sorumlu en yetkili kişisidir. Yani TC’yi temsil etmektedir. Başka bir ifade ile o mevkideki kişinin Cemil, Ahmet, Mehmet olması önemli değildir. Önemli olan TC Hükümeti’nin kararlarını ve KKTC politikasını temsil etmesidir. Dolayısıyla, Sayın Çiçek, TC hükümetini temsilen oradadır. Sayın Çiçek’i protesto etmek ise TC Hükümeti’ni protesto etmekle eşdeğerdir. Peki TC Hükümeti KKTC’den ne istemektedir? Uzun yıllardır TC hükümetleri aslında aynı şeyi istemekte, ancak siyasi partilerimizi iktidar veya muhalefet olma durumlarına göre farklı tavır sergilemektedirler. TC Erdoğan Hükümeti artık KKTC’deki statükonun sona ermesini istemektedir. Statüko ise mevcut kokuşmuş ve sürdürülemez yapıdır. Yani gelir-gider dengesi bozulmuş mali disiplin, vermliliğe/etkinliğe dayanmayan ve halka işkence çektiren kamu düzeni, arz güvenliği ve kalitesi azalan, pazar odaklı olmaktan uzaklaşan ve kamuya kambur haline gelen KİT’ler, aktüeryal dengeden uzaklaşan ve mevcut yapı ile önlem almadan sürdürülme imkanı kalmayan sosyal güvenlik sistemi statükonun bizati kendisidir. Sayın Çiçek, KKTC’deki statükonun artık sona ermesini, kamuda mali disiplinin sağlanmasını ve özel sektörün rekabet gücünün artırılmasını taleb etmektedir. Peki, yıllarca statükodan şikayet edip söylemde Avrupa sevdalısı olan kesimler TC Hükümeti’nin bu taleplerine neden itiraz etmektedir. Üstüne üstlük, TC hükümeti cari harcamalar haricinde her türlü yatırımı finanse etmeyi taahhüt etmekte ve Güney Kıbrıs Rum Hükümeti’nin dahi de tek başına üstesinden gelemiyeceği borularla KKTC’ye su ve elektrik getirmenin müjdesini verebilmektedir. Ekonomik önlemlere itiraz eden kesimler ülkenin önünün açılması için kendileri de uzman raporu hazırlasalar farklı reçete ile karşılaşmıyacaklardır. Ancak, yine de TC’nin uygulanmasına özen gösterdiği ekonomik önlemlere bazı kesimlerin aşırı tepki göstermesinin tek nedeni vardır mevcut statükodan onların da nemalanmasıdır. Bazı sendikaların TC Hükümeti’ne meydan okuyan ve bir nevi bıçaka yumruk vuran tavırlarıyla aslında Dünya Bankası raporunda da ifade edilen KKTC’deki sendikaların tıkaç olduğu tesbiti ile kendilerine karşı yapılacak sindirme ve etkisizleştirme operasyonunu meşrulaştırmıyorlar mı? Özellikle sendika üyesi ile yönetimi arasında bağı kuvvetlendirici ve daha çok üye odaklı hizmet yapmasını gerektirecek aidat tahsilatının Devlet maliyesi tarafından değil Sendikaların bizzat kendileri tarafından yapılması mevcut sendika ağalığı sistemini zayıflatmıyacak mıdır? Sendika başkan ve yönetim kurulu üyelerinin statüsü, görev ve sorumlulukları, mali kaynakları ile kullanım yerleri ve sendikaların her yönüyle denetimi hususunda yapılabilecek operasyonlar için konjektür gayet uygun değilmidir? Ve maalesef bu uygun konjektürün hazırlayıcıları sendikalar değil midir? İngiltere tarihinde Demir Lady Margaret Thatcher'ın neo-liberal politikaları uygulaması İÇİN ortamın hazırlanmasında en önemli katkıyı sendikalar yapmadılar mı?

:

:

:

: