Yeni yılda makyaj değil ciddi ekonomik önlemler ve kadrolar bekliyoruz!

2010 yılını ekonomik olarak palyatif diyebileceğimiz önlemlerle ve buna karşı duranların direnişiyle geçirdik.
2010 yılını ekonomik olarak palyatif diyebileceğimiz önlemlerle ve buna karşı duranların direnişiyle geçirdik. Üzülerek belirtmek isterim ki, bu süreçte ne hükümet edenlerin ne de başta sendikalar olmak üzere önlemler karşısında duranların tavrını anlamlandırmak mümkün değildir. Hükümet adına hareket edenler yapısal önlemlerden ziyade günü kurtarmaya dönük mali tedbirler almış, bu önlemlerin ise alınma gerekçesini iyice halka anlatamamış, kavratamamış ve özrü kabahatinden büyük olacak şekilde günah keçisi olarak elçilik şahsında anavatanı gösterilmiştir. Sürdürülebilir ekonomi için bir ekonomik politika toplumun önüne konmamış ve bu yönde yapılan irade beyanı inandırıcı olmamıştır. Yapısal önlemlere ilişkin ilgili bakanların çelişkili ifadeleri bu politikasızlığın bariz göstergesidir. Dolayısıyla, personel ve transfer giderlerini azaltma yönünde makyajvari önlemler alınırken, genel giderlerde tasarrufa gidilmesi ve mevcut kaynakların rasyonel kullanımı için yapısal önlemler halen daha gündeme gelmemiştir. Kamu harcamalarının etkinliği açısından hedeflerin belirlenmesi ve bu hedeflerin yerine getirilmesine dönük kaynakların şeffaf bir şekilde tahsis edilmesi ve denetlenmesine yönelik idari, kurumsal ve yasal önlemler halen daha terennüm edilmemektedir. Kayıt dışı ekonominin önlenmesi ve çağdaş vergi sistemi yanında vatandaşın devlet kapısında işkence çekmesini önleyici verimliliğe, etkinliğe, şeffaflığa ve hesap verebilirliğe dayalı kamu reformu sözde kalmıştır. Kamu kaynağı toplayan ve dağıtan başta Turizm Fonu olmak üzere, kamu bankaları, Kalkınma Bankası ve KOBİGEM kaynaklarının profesyonelce yönetilmesi ve hesap verebilir kılınması için hiçbir adım atılmamıştır. Bu nedenle, reel sektörün güçlendirilmesine yönelik tüm girişimler siyasetten arındırılmadığından öngörülen amaç hasıl olmamaktadır. Ekonomik açıdan toplumun güvenine mazhar olacak ve topluma rehberlik yapacak bir teknokrat platform oluşturulmamıştır. Bu nedenle, böylesi kadroları barındırmayan hükümet mali ve ekonomik protokollerin hazırlanması ve uygulanmasında saygınlık uyandıran duruş ortaya koyamamakta ve maalesef şamar oğlanına dönmektedir. Başta yükseköğretim olmak üzere turizm ve diğer sektörler için omurgalı bir devlet politikasından bahsetmek mümkün değildir. Bir taraftan kapatılan KTHY çalışanlarını açlığa terk ederken öte yandan 10-15 bin civarında işsiz ve bir o kadar da dar gelirli var iken kamu çalışanlarına 13. Maaş verme uğraşı veren hükümetin şahsında sosyal devlet ve sosyal adalet açısından anayasal bir suç işlediğimizin başta sendikalar olmak üzere herkesin kabul etmesi gerekmektedir. Öte yandan, ürettiği kadar değil de alıştığı kadar harcama alışkanlığından vazgeçmeyen ve bu statükoyu devam ettirmeye dönük sendikaların tavrını anlamak mümkün değil. Şöyle ki, kamuda, eğitimde, sağlıkta laçkalığa karşı direnç göstermeyen sendikalar kazanılmış hak safsatası adı altından sözde sendikal mücadele vermektedir. Özetle belirtmek gerekir ki; hükümetin bir an önce statükoyu sürdürmeye yarayan göstermelik önlemler yerine yapısal önlemler almak üzere yeniden yapılanması gerekmektedir. Bu çerçevede, yeni yılda Başbakan mevcut krizi fırsata çevirme imkanı yakalamalıdır. Sayın Küçük, yapılması gerekenleri oluşturulacak güçlü bir teknokrat kadroyla topluma açıkça anlatmalı ve bunları uygulayacak basiret ve duruş sahibi kişilerden yeni bir kabine oluşturmalıdır. Bu çerçevede, Rekabet Kurulunu işler kılarak etkin serbest piyasa koşulları oluşturulmalı, vergide adalet sağlanarak kayıt dışı ekonomi önlenmeli, kamu kaynaklarının toplanması ve harcanması profesyonelleştirilerek etkinleştirilmeli ve oluşturulacak kaynaklar reel sektörün güçlenmesi için rasyonelce tahsis edilmeli, kamu reformuyla devlet daireleri etkin ve verimli kılınmalı, yatırım iklimini iyileştirici bürokrasi ve engeller ortadan kaldırılmalı, kamu kaynaklarının rasyonel kullanılması için başta Sayıştay olmak üzere denetleme mekanizmaları güçlendirilmeli ve doğrudan ve dolaylı olarak siyasetten arındırılmalı, ve siyasette olduğu gibi yargıda da olan güven erozyonunu ortadan kaldırmak için ciddi ve çağdaş yargı reformuna gidilmelidir.

:

:

:

: