Hükümet ‘sırça köşk’ten değil halkın gözüyle siyasete bakmayı başarmalı

Sözün başında öncelikle belirtmek isterim ki, hükümet behemehal istifa etmeli ve yeni kabine ve program çalışmalarına başlamalıdır.
Sözün başında öncelikle belirtmek isterim ki, hükümet behemehal istifa etmeli ve yeni kabine ve program çalışmalarına başlamalıdır. Neden mi dersiniz? Çünkü, mevcut güvensizlik ve kaos ortamında hükümet etme imkanı kalmamıştır. Daha doğru bir ifade ile sorun çözme açısından ya kifayetsiz ya da basiretsiz olan mevcut kadroları, çelişkili uygulama ve politikalarıyla Ulusal Birlik Partisi her geçen gün irtifa kaybetmekte ve kendi hezimetine giden yolu açmaktadır. Toplumsal mutabakat ve güvenin ortadan kalktığı ve sivil itaatsızlık ve hatta isyana gidişin fikri altyapısının oluştuğu günümüzde mevcut hükümette ısrarın ne UBP’ye ne de KKTC halkına bir faydası vardır. Bu noktada, UBP’nin tek bir alternatifi kalıyor: “Halkın yeniden güvenini kazanmanın yollarını aramak”. Bu yollardan en başta geleni derhal Cumhurbaşkanına istifasını sunmaktır. İstifa sonrası UBP’nin ne yapması gerektiğinden bahsetmeden önce hükümet edenlerin üzerinde durması gereken konu kendilerine olan toplumsal güvenin neden azaldığıdır. Bunu anlayamazlarsa tabii ki güven ortamını yaratamazlar. The Ken Blanchard Companies’in Güven Oluşturma programının yaratıcılarından, Kurumsal Değişim Uzmanı Cynthia Olmstead’a göre, sıklıkla görülen bazı “güven kırıcı” nedenler şöyle sıralanabilir: Tutulmayan sözler, etik olmayan davranışlar, haksız uygulamalar (örneğin: haksız terfiler), beklenen sonuçların alınmaması, kötü iletişim, iletişimsizlik, takdir edilmeme, geribildirimin olmaması ve uzmanlık alanlarının doğru temsil edilmemesidir. Bu kavramsal girizgah dahi, UBP hükümetine yönelik toplumsal güveninin erozyona uğrama nedenlerini açıklamaya yeterlidir. Özellikle, tam aksi şekilde davranılmasını gerektiren tutulmayan sözler, memurdan, emekliden, orta direkten kesinti ve dolaylı vergilerle fedakârlık beklenirken kendileri ile siyasi kadroları ve özellikle siyasetin finansmanını sağlayan baskı gruplarını neredeyse bunun dışında bırakması, ekonomik sorunları çözecek kadroların toplum tarafından yetersiz görülmesi, Türkiye ile yapılan ekonomik ve mali protokola karşı samimi davranmayarak protokolü inandığı ve ülkeyi düze çıkaracağı için değil de günah keçisi olarak Türkiye istediği için uygulamak zorunda kaldığına dair verdiği yanıltıcı mesajlar, protokolün uygulanmasına dönük kabine üyelerinin çelişkili ve tutarsız açıklamaları ve sürdürülebilir ekonomi için yapısal önlemlerin sözde kalması yanında İngiltere’de dahi bakanların tek bir araçla taşınması gündemde iken bizde ise müdürler için şoför istihdamı yapılması KKTC halkının hükümetine olan güvenini azaltan temel unsurlardır.

Teorik olarak güven nasıl tesis edilir? Bunun için sekiz basamaklı bir yol önerilmektedir. Bunlar sırasıyla 1. Güven kazanılması 2. Bilgi paylaşımı 3. Açık yüreklilik 4. Herkesin yararına olacak fırsatlar yaratmak 5. Geribildirim sağlama 6. Endişelerle doğrudan ilgilenme 7. Hataları kabul etmek 8. Davranışlarla örnek teşkil etmektir. Dolayısıyla UBP istifa sonrası Sayın İrsen Küçük tekrar hükümet kurma görevini alırken, açık, dürüst, samimi ve toplumun genelinin ekonomik menfaatlerini dikkate alan net bir tavır ortaya koymalıdır. Öncelikle, topluma cesurca hizmet edebilecek, baskı gruplarına karşı koyabilecek mert kişileri kabineye almalı ve bal yapmaz arıları kabineden uzaklaştırmalıdır. Yeni hükümet bireyleri göreve başlarken toplumun diğer bireylerinden daha fazla fedakarlık yapabileceklerini göstermeli ve takiye yapmadan toplumu buna inandırmalıdır. Ayakları yere basan ve samimi olarak uygulayabileceği bir programla güven istemelidir. Ekonomik ve sosyal olarak teknokrasiyi güçlendirerek KKTC toplumunun duyarlılıklarını yansıtan yeni bir protokolü TC yetkilileri ile tartışmalı ve uzman kadroları sayesinde ortaya koyacağı argümanlarla kabul ettirmelidir. Doğru icraatları yapmaktan daha çok önemli olan doğru kişilerle doğru yapıldığına dair topluma güven vermektir. Bu açıdan, toplumun tüm katmanlarını temsil eden bir “ekonomik ve sosyal platform” oluşturulmalı ve alınacak önlemler bu platform ile ülke mutfağında tartışılarak empatik uzlaşı yolları aranmalıdır.

:

:

:

: