DEV-İş’in CTP ile içiçe olan bir federasyon olduğunu bilmeyen yoktur. Dev-İş’te alınan bu ihraç kararı, 1 Mayıs’ın Barış Platformu tarafından ayrı bir etkinlikle kutlanmasının CTP içinde nasıl etki yaptığını anlamak için yeterli bir ölçü oldu. Barış Platformu tarafından düzenlenen 1 Mayıs etkinliğinin, Dev-İş öncülüğünde düzenlenen ve CTP’nin gövde olarak içinde yer aldığı kutlama etkinliğinden daha büyük katılımlı olması CTP içindeki krizin derinleşmesine yol açtığı izlenimi veriyor.
Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarında gelinen son durumda komite ve çalışma gruplarında işlerin iyi gitmediği, özellikle Rum tarafından yapılan açıklamalarda altı çiziliyor. Rum tarafının temsilcilerinin artık AKEL’e mensup olduğunu tekrarlamaya gerek yok sanırım. Üstelik bu açıklamalar en tepeden Dimitris Hristofyas tarafından yapılan açıklamalardır. Türk tarafında ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Hristofyas’ın aksine komitelerde ve çalışma gruplarında işlerin iyi gittiğini tekrarlayıp duruyor.
Çelişki apaçık ortada, AKEL “işler kötü gidiyor” derken, CTP “işler iyi gidiyor” diyor. Cumhurbaşkanı Talat Haziran’da liderler görüşmesi olacak derken, Hristofyas komite ve çalışma grupları işlerini yapmadan ilerleme olmaz diyor. CTP’liler öncelerin “Annan planı masadadır” derken şimdilerde “Annan planı önümüzdedir” biçimindeki söylemine karşın, AKEL’ciler “müzakereler doruk anlaşmaları çerçevesinde sürüyor” diyerek 77’deki Denktaş-Makarios, 79’daki Denktaş–Kiprianu ve 8 Temmuz 2006’daki Talat-Papadopulos anlaşmalarının müzakerelerin temeli olduğunu söyleyerek Annan planının masada olmadığını tekrarlıyor.
AKEL, CTP’yi köşeye sıkıştırmak için Kuzey Kıbrıs’taki bazı sol partilerle ilişkilerini yoğunlaştırmaya yöneldi. AKEL, BKP yakınlığı geçmişteki AKEL, CTP yakınlığını aratmayacak boyutlara ulaştırıldı. BKP’nin Kıbrıs sorunu konusundaki söylemi ile AKEL’in söylemi ileri düzeyde benzerlik göstermeye başladı. BKP’yle yetinmeyen AKEL, CTP’ üzerindeki baskısını yoğunlaştırmak için Kuzey Kıbrıs’taki diğer sol partilerle olan temaslarını da yoğunlaştırdı.
AKEL’den gelen bakıyı önlemek için çaba harcayan CTP ise çareyi eski yöntemlerde aramaya başladı. İhraç, CTP’nin geçmişten gelen ve her sıkıştığında başvurduğu yöntem olagelmişti. İşte DAÜ-BİR-SEN’in DEV-İŞ’ten kovulmasının altında yatan nedenler bütünlüğü bunlardı.
Bu arada Cumhurbaşkanı Talat’ın Rum ana muhalefet partisi DİSİ Genel Başkanı’nı evinde ziyaret edip birlikte akşam yemeği yemesini, AKEL’in Kuzey’deki sol partilere yakınlaşarak CTP’ye yönelik baskı ortamı yaratma çabalarına karşı, CTP’nin Güney’de sağ partilere yaklaşarak AKEL’e yönelik baskı oluşturma gayretlerinden biri olarak da değerlendirmek mümkündür. Sosyalist Enternasyonal’e asli üye olabilmek için EDEK’in olurunu almak maksadıyla da olsa CTP, EDEK yakınlaşmasını da AKEL’e karşı bir baskı olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır sanırım.
Son olarak, Cumhurbaşkanı Talat’ın yeni müzakere sürecini 2008 yılı sonu ile sınırladığını ve en fazla 2009 ilkbaharına kadar uzayabilir dediğini hatırlatarak, Hristofyas’ın Türkiyeli gazeteci Mehmet Altan’la yaptığı röportajda “çözümün 2008 içinde zor” olduğu açıklamasını da değerlendirmek gerekir.
Hristofyas liderliğindeki AKEL, CTP’yi baskı altına alıp kendi anlayışına uygun bir “federal çözüm” dayatmak için zamana oynarken, Talat öncülüğündeki CTP’de AKEL’ karşında bütünlüğünü koruyup Türkiye’deki AKP iktidarının da onay vereceği adı konmamış konfederasyon modeli bir federal çözümü sağlamak, olmazsa süreci kesip iki ayrı devleti yerleştirmek argümanı ile zamanı kısa tutmaya çalışıyor.
Geçmişteki AKEL, CTP dostluğundan özellikle CTP tarafı kazançlı çıkmıştı. İki partinin ilişkisi günümüzde AKEL, CTP savaşına dönüşmüş durumda. Bakalım hangisi, ne ölçüde ayakta kalmayı başarıp kazançlı çıkacak.