Merhaba

Neden, nasıl diye sorgulamanın pek bir anlamı yok… Ancak, her musibette de bir hayır varmış… Malum sansür olayı ve akabendeki gelişmeler sonrasında sevgili dostum Sefa Karahasan kadirşinaslık örneği gösterip, belki de sadece mesleki ilkeleri, etik kuralları düşünüp bana Star Kıbrıs’ta yazma teklifi getirdi.

Neden, nasıl diye sorgulamanın pek bir anlamı yok… Ancak, her musibette de bir hayır varmış… Malum sansür olayı ve akabendeki gelişmeler sonrasında sevgili dostum Sefa Karahasan kadirşinaslık örneği gösterip, belki de sadece mesleki ilkeleri, etik kuralları düşünüp bana Star Kıbrıs’ta yazma teklifi getirdi.
Bu zamanda, cesaret isteyen böyle bir adımı atabildiği için sevgili Sefa’ya ve böyle bir cesur adıma “evet” diyen Star Kıbrıs gazetesi sahibi ve yayıncısı Ali Sefa Özmen’e bir kez daha teşekkür ederim.
Star Kıbrıs gibi bir gazetede yazmak, değerli yazarları arasında yer almak benim için bir onur. Umarım uzun soluklu bir birliktelik olur…
Merhaba…


Zamana karşı yarış

Rum liderliği, Kıbrıs doğrudan görüşmeler sürecini zamana yayarak bir şekilde adada iki kesimli, iki toplumlu federal bir Kıbrıs yaratma amacından uzaklaştırıp, “Avrupa Birliği müktesebatını Kuzey Kıbrıs’a nasıl götürürüz” çalışmasına döndürmek niyetindedir.
Bu da doğaldır… Biraz empati yapmaya çalışalım.
2004 Nisan referandumları ile yalnızlığa gömülen, uluslar arası toplumdan adeta “vebalı” muamelesi gören Kıbrıs Rum yönetimi başarılı bir siyaset sayesinde tekrar uluslar arası camiaya dönüş yapabilmiş, adanın tümünün “tek yasal hükümeti” statüsünü ilerletebilmiş, bazı Avrupa Birliği ülkelerin Türkiye düşmanlığını arkalarına saklanıp yapmalarından da cesaret alarak Türkiye’nin AB üyelik görüşmeleri sürecini neredeyse tamamen akamete uğratmış ve dahası Türkiye’nin İsrail ile gerginleşen ilişkilerinin de katkısıyla gaz arama maskesi altında bir Rum-İsrail-ABD ortak yapımı “gaz krizi” de yaratılıp “aksi, uzlaşmaz, saldırgan” Türkiye’nin maskesi indirilmiş… Bu elde bir…
Öyle veya böyle, hiç itiraz etmeyin, Rumların yarattıkları algıdan bahsediyorum…
Dahası, her ne kadar kendi toplumuna kendisini anlatamamakta, hala daha patlayan Suriye silah konteynerlerinin ve ölen vatandaşlarının hesabını verememekte de olsa, uluslar arası toplumda kimse o konteynerler üzerinden yapılan kirli pazarlıkları, dönmesi görüşülen rüşvet pazarlıklarını artık konuşmuyor, varsa yoksa Akdeniz’deki “Noble” gaz meselesi dünyayı meşgul ediyor… Yani “gazdan bir iş” de olsa, yaratılan duman her şeyi örtmüş, dikkatleri dağıtmış, hem adada hem ada dışında “Bu nasıl bir haydutluk, nasıl bir kara hesaptır?” gibi soruların önünü kesmiştir… Bu da iki…
En önemlisi, bugün, dün değil yıllardır bilinen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB Dönem Başkanlığı’na sadece aylar kaldı… Dönem başla
Kanlığının vereceği stratejik kuvvet, diplomatik imkanlar vesaire birkaç ay uzakta iken Demetris Hristofyas yoldaşın beş-on gün sonra New York’ta üçlü Kıbrıs zirvesinde şimdiye kadar “evet” demediği uzlaşılara “evet” demesini ve sürpriz bir sonuç çıkmasını beklemek sadece abes olur… Bu da üç…
Daha çook neden sayabiliriz…
Bu zirveden Rum kesimi görüşmelerin 2013’e sarkıtılması ve hatta 2013’de de sürmesi, görüşme sürecinin ivmesi düşürülerek sürdürülmesini, hatta mümkün ise bir süre “tatil” yapılıp tekrar devam etmesini, 212 içerisinde de bir üçlü zirve yapılmasını hem kendisi önerecek hem de dolaylı olarak BM genel sekreterinin kulağına fısıldanmasını sağlayacaktır. Nitekim, İngiltere’nin sürecin tamamen başarısız kalmasından yana olmadığını, başarısızlığın adada “bölünmeyi kalıcı hale getireceğini” ve dolayısıyla bir şekilde sürecin Rum tarafının AB dönem başkanlığı sonrasına sarkıtılmasının formülünün bulunmasını önermekte olduğu gelmekte kulağımıza…
ABD’nin de tam da seçim yılına giderken bir Kıbrıs soru yaşamak istemediği, yeterinden fazla imaj sorunu zaten olan Barack Obama’nın belki de önümüzdeki haftalarda yıllardan sonra ilk kez özel Kıbrıs temsilcisi atayacağı ve ABD!nin de sürecin 2013’e uzatılmasına “yeşil ışık” yaktığı söylenmekte…
İşin kötüsü bu söylentileri kulağımıza fısıldayanlar şimdiye kadar hep doğru çıkmış kaynaklar…
KKTC ve TC tarafı ise bu konuda şimdilik “ihtiyatlı ümitserlik” içinde…
Son bir paket…
Bu arada KKTC tarafının üçlü zirve öncesinde yapılacak son görüşmeye Rum tarafının çözüm iradesinin var olup olmadığını sorgulatacak derecede iyi hazırlanmış yeni bir öneri paketi ile gideceği iddia ediliyor. Bu pakette şimdiye kadar yakınlaşma sağlanamamış mülkiyet, toprak, yönetim ve güç paylaşımı başlıkları dahil birçok alanda “devrimsel” öneriler olacağı öne sürülmekte…
Gerek KKTC gerekse Ankara sürecin bir kez daha ötelenmesinin ve müzakerelerin tamamlanması için öngörülen 2011 yıl sonu tarihinin 2013’e esnetilmesine şu anda çok karşı. Türk tarafı New York’a daha önce de defalarca BM genel sekreterliğine bildirdiği gibi BM’nin “ara bulucu” ve hatta “hakemlik” rolünü de kabul ettiğini, sürecin uzaması için herhangi bir sebep olmadığını, her konunun defalarca görüşüldüğünü, yakınlaşamayan konularda BM’nin etkin rol almasını ve konunun uluslar arası konferans ile sonuçlandırılmasını talep ederek gidiyor.
Bu haber 474 defa okunmuştur

:

:

:

: