BİR YERLİ TURİSTİN GAP GEZİSİ-1

Türkiye’nin Güney Doğu’sunun tarihi, antik, kültürel zenginliklerini yerinde görebilmek, daha önce hiç ayak basmadığımız yerleri gezmek amacıyla 9 günlük bir GAP turuna katıldım. Turu, kurulduğundan bu yana üyesi bulunduğum, halen de Yönetim Kurulunda görev aldığım Londra’nın en etkin sivil toplum örgütlerinden Britanya Türk Kadınlar Derneği düzenledi.


Türkiye’nin Güney Doğu’sunun tarihi, antik, kültürel zenginliklerini yerinde görebilmek, daha önce hiç ayak basmadığımız yerleri gezmek amacıyla 9 günlük bir GAP turuna katıldım. Turu, kurulduğundan bu yana üyesi bulunduğum, halen de Yönetim Kurulunda görev aldığım Londra’nın en etkin sivil toplum örgütlerinden Britanya Türk Kadınlar Derneği düzenledi. Önümüzdeki yıl 10’uncu kuruluş yılını kutlamaya hazırlanan derneğimizin ilk gezisine katılmak hem heyecan verici, hem olabildiğince ilginç , hem de renkli anılarıyla unutulmaz oldu. Sevgili Arkadaşlarım BTKD Başkanı Maviş Fuchs ve geziyi organize eden Tulip Holidays sahibi Itır Sökmen ile geziye katılan diğer arkadaşlarıma candan teşekkür ediyorum. Londra ve İstanbul’dan 15 kişi, GAP turuna birlikte başlayıp, tamamladık. Hatay Havaalanında başlayan gezimiz, sırasıyla Antakya, Samandağ, Gaziantep, Birecik, Atatürk Barajı, Halfeti, Adıyaman, Kahta, Nemrut Dağı, Şanlıurfa, Harran, Kızıltepe, Mardin, Midyat, Hasankeyf, Batman yoluyla İstanbul üzerinden Londra’da son buldu. Unutulmaz bir 9 gün... Unutulmaz sayısız tarihi, antik, kültürel merkez... Dinlerin buluştuğu kutsal yerlerdeki dini noktalar... Dicle ve Fırat nehirleri, üzerlerinde sular altında kalan yerler, sular altında kalmama mücadelesi veren köyler... Bizi modernlikleri ve teknik donanımları ile hayrete düşüren Hatay ve Batman havaalanları... Batı illerinde, ilçelerinde görmeye hasret kaldığımız asfalt duble yollar... Ve uçsuz bucaksız bozkırlara paralel uzanan, göz alabildiğine pamuk, fıstık, zeytin tarlaları... Üzüm bağları... Bir yanda susuzluktan yarılan toprak, yolun tam karşısında ise yemyeşil uzayan bağlar, bostanlar... Tezatlıkları, zenginlikleri, eski ve yeniyi birarada taşımasıyla GAP bölgesini bir de benden dinleyin...İşte bir daha gitmek için şimdiden can attığım GAP turu ve anılarım...

DÜNYADA İLK BARIŞ ANLAŞMASININ İMZALANDIĞI YER: ANTAKYA
Uçağımız Londra Heathrow Havaalanı’ndan kalkıp, 3 saat 15 dakika sonra İstanbul Atatürk Havaalan’ına indiğinde geride bıraktığımız yağışlı havanın bir eşiyle karşılaşıyoruz... Hatta İstanbul, Londra’dan bile daha soğuk... Kötü hava koşulları, hem İstanbul’u, hem diğer yağışlı bölgeleri etkilediğinden Hatay uçağımız gecikmeyle kalkıyor... Simsiyah bulutlarla kaplı, türbulansla dolu 1,5 saatlik yolculuk sonrası, bizi akşam saati olmasına rağmen limonata gibi bir hava ile gözlerimize inanamayacağımız modernlikte bir havaalanı karşılıyor...
Dilim dilim görünümlü dev Hatay Havaalanı, içinde de aynı modern görüntüyü takip ediyor... Yurt dışından gelenler gümrüklü alana geçiyor ve işlemlerimizi bitirip yola koyuluyoruz... 25 dakikalık yolculuktan sonra otelimize varıyoruz... Yollar asfalt, her yer ışıl ışıl... İskenderun, Antakya, Dörtyol, Samandağı’ndan oluşan Hatay ili toplam 2 milyon nüfusa sahip... Türkiye’nin en güney noktası... Hatay’ın il merkezi Antakya... Kentin tam ortasında Asi nehri akıyor... Çeşitli efsaneleri anlatılan bu nehrin, suyun akışı tersinde aktığı için bu adı aldığına inanılıyor... Nehrin iki yanında yükselen dev duvarlar dikkatimizi çekiyor... Kent, Türkiye’nin en uzun sınırı bulunan ülke Suriye ile 2 sınır kapısına sahip... Halep ve Lazkiye... Bölge yıllarca Arap ülkelerine göç vermiş... Suriye’deki son ayaklanmalar nedeniyle ise 18 bin göçmen kurulan sınır kampında ağırlanıyor... Bu rakamın şimdi 7 bin civarında bulunduğu belirtiliyor...
1938’de kurulan ve ömrü 10 ay süren Hatay Cumhuriyeti, 1939’da Türkiye Cumhuriyetine bağlandı. Hatay’da Fransızlarla askeri anlaşma imzalayan Türk Heyet Başkanı Orgeneral Asım Gündüz ile 1938’de Hatay’a giren Türk Kuvvetleri Komutanı Kurmay Albay Şükrü Kanatlı’nın heykelleri şehir parkında yer alıyor... 10 aylık cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’in adına da şehirde rastlanıyor...

İLK MAĞARA KİLİSESİ: Bölgede Arap çizgi ve etkisi açıkça görülüyor... Rehberimiz Hakan Öztürk, bölgede mezhep ayrımının olduğunu ancak mezhep “sorununun” bulunmadığının altını çiziyor... Bölge oldukça kozmopolit... Kimse kimseye karışmıyor.Tuzağa düşmemiş bir bölge... Antakya’daki ilk günümüzde şehir turundan sonra eski Antakya sırtlarındaki Hristiyanlığın ilk mağara kilisesi Saint Pierre’e gidiyoruz... Burası aynı zamanda Hıristiyan kelimesinin kullanıldığı ilk kilise... 7 metre yükseklikte, 12 metre uzunlukta ve 9,5 metre genişlikte minicik bir kilise... Koruma altında. Özel izinlerle ayin yapıldığını öğreniyoruz. Asi nehri ve kent ayaklar altında... Hava şehirde 30 derece... Burada ise serin rüzgarın etkisiyle hiç ayrılmak istemeyeceğimiz havada... Lübnan dağlarından doğan, Türkiye’ye giren nehir Suriye’ye geri dönen Asi nehri yukardan kıvrım kıvrım yatağında görülüyor... . Hristiyanlar bu kiliseye hacı olmak için geliyor…

ANADOLU’DAKİ İLK MÜSLÜMAN CAMİİ: Antakya dinlerin buluşma yeri dedik. Gerçekten insanlık tarihi boyunca ortaya gelen tüm dinlerin gelip, geçtiği bir merkez... St. Pierre Kilisesi’nden sonra yolumuz Habip Neccar Camii’ne gidiyor. 636 yıllık geçmişe sahip bu cami Anadolu’daki ilk Müslüman Camisi olma özelliği taşıyor. Kesme taştan yapılan bu cami, bölgedeki çeşitli depremlere rağmen ayakta kalmış... Depreme dayanıklı. Hristiyanlığa ilk inanan insanlardan biri olduğuna inanan Habibi Neccar, hasta oğlumun bölgeye ilk gelen havariler tarafından iyileştirilmesi nedeniyle bu dine inanmış... Neccar marangoz anlamında ve onun adı bu camiye verilmiş... Antakya’daki şehir parkı oldukça büyük ve bir o kadar da görülmeye değer... Yeşillikler içinde, püfür püfür esintiler içinde. Buradan dünyadaki ikinci büyük mozaik müzesine gidiyoruz... Romalılardan kalan MS2 ve 6 yıllarına ait mozaikler bizi karşılıyor... Burada kendini bakireliğe adayan Daphne ile Aşk tanrısı Apollo’nın efsanevi öyküsünü anlatan mozaikler görüyoruz... Apollo Daphne’ye aşık olur olmasına... Ancak Daphne ondan kaçar... Tanrıya yalvarır... “ Tanrım beni yanına al” diye... Yalvarışı öyle içtendir ki ağaca dönüşür... Apollo buna tanık olur ve “Daphne ben seni seviyordum ve seninle evlenmek istiyordum” der... Bir efsaneye göre Daphne ağacı defne ağacına dönüşür... Apollo’nın gözyaşları da kentin ünlü Harbiye şelalerine... Mozaik müzesinde 34 bin 300 eser var... Ancak gördüğümüz bunun çok çok altındaydı... Bahçede de antik eserler sergileniyor...

TEK ERMENİ KÖYÜNÜN DELİKANLILARI ‘GELİN’ ARIYOR: Antakya turumuza ertesi gün Samandağ gezisiyle devam ettik... Yol üstünde Türkiye’nin tek Ermeni Köyü “Vakıflar” köyünde mola verdik... Sakin, tertemiz, mandalina, limon, portakal ağaçları arasında huzurlu bir köy... Köyün muhtarı Berç Kartun ile tanışıp, konuşuyoruz... Köyün 4 dönem, 18 yıldır muhtarlığını yaptığını söylüyor... 35 haneli, 135 nüfuslu minicik bir köy... Muhtar Kartın, son yıllarda Ermenistan’dan da konuklarının geldiğini söylüyor... Köyde 700 yıllık geçmişleri olduğunu, Türkiye Cumhuriyetinden önce atalarının bu topraklarda yaşadığını anlatıyor. Vatanlarının burası olduğunu söylüyor... Narenciyecilikle uğraştıklarını ancak piyasa ve tüccar bulamadıkları için 3 yıldır ara verdiklerini belirtiyor... Mahsülleri hep ağaçlarda kalıyor...Muhtarın ve köylülerin en büyük derdi ise köydeki 12 delikanlının evlenecek kız bulamaması... Köyün kızlarının hepsinin üniversiteye gittikten sonra büyük kentlere yerleştiğini söyleyen Muhtar Berç Kartun, 5 yıldır nikah kıyamamaktan yakınıyor. Ailelerin kızlara daha fazla önem verdiğini anlatan Kartun, “Okuyan kızlar şehirde. İstanbul’da dayanışma derneğimiz var. 1000’den fazla köylümüz oraya yerleşti... Nüfusumuz giderek azalıyor. Ölen papazımızın yerine Ermeni Patrikhanesi yeni papaz atadı. Asırlık kilisemizi tamir ettik.Dini bayramlarımızı kutluyoruz. Köyümüzün şimdilik en büyük sıkıntısı genç erkeklerin evlenecek kız bulamaması... ” diyor. Vakıflı Köylüleri Ermenice ve Türkçe konuşuyor. Lehçeleri Ermenistan’daki dilden farklı. Suriye’deki Ermeni köyüyle aynı lehçeye sahipler...

6 ASIRLIK MUSA’NIN AĞACI: Vakıflar Köyü’nden sonra yolumuz bölgenin en ünlü ağacına varıyor... Bu 600 yıllık ağacın adı “Musa’nın Ağacı”... Hz. Musa ile Hızır Aleyhisselamın buluştuğu yerdeki ağaç olduğu rivayet ediliyor... Bir başka rivayet ise ağacın 1- 1,5 dönümlük bir araziyi kapsadığı bir zamanlar... Hz. Musa, burada asasını toprağa koyar ve asa yeşerip ağaca dönüşür... Ağacın ilginç öyküsü, bizim gibi binlerce insanı buraya çeken nedenlerden biri... Antakya’daki son durağımız ise Hz. Musa ile Hz Hızır’ın buluştuğu yer olan Hz. Hızır Türbesi... Kuran-Kerim’de Kehf Suresi’nde zikredilen bu türbeye besmeleyle giriyor ve dualarımızı ediyoruz... Samandağ, Türkiye’nin ipekleriyle meşhur bir köşesi... Dünyanın en uzun ikinci kumsalının bulunduğu ( 14 km) Samandağ ilçesinde denizle buluşuyor, bol bol deniz havasını içimize çekiyoruz... Güneşli sıcak hava hepimize yaz günlerini yaşatıyor... İpek işlerinden alışveriş olanağı da buluyoruz... Bu kez geldiğimiz yol yerine, deniz kenarından Gaziantep’e doğru yola çıkıyoruz...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hatayda Fransizlarla askeri anlaşma imzalayan Türk heyet başkanı Orgeneral Asım Gündüz ve 1938'de hatay'a giren Türk kuvvetleri Komutanı Kurmay Alnay Şükrü Kanatlı'nın Şehir parkındaki heykelleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mihrişah Safa ve Tek Ermeni Köyü Muhtarı Berç Kartun

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

Vakiflar Koyu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Londra'dan geziye katilan grubumuz ve Musa'nin Agaci..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Samandag'daki Hz. Hizir turbesi ve ben

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Antakya'nin gorunusu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mozaik muzesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Asi Nehri

 

Bu haber 424 defa okunmuştur

:

:

:

: