Merhabalar...

Güzel ve aydınlık gün dileklerimle merhaba! Yeni güne, tatil gününüze başlarken size sürprizimiz var. Kahvaltınızı ettiniz mi? Bugünle ilgili planlarınız da neler var? Şöyle tembellik ederek, gün boyu pijamanızı hiç çıkarmadan ya da sabahlıkla dolaşıp günü geçirmek olabilir mi? Elinize gazete ya da bir dergi alıp kanepeye uzanmak da olabilir tabi...
Güzel ve aydınlık gün dileklerimle merhaba! Yeni güne, tatil gününüze başlarken size sürprizimiz var. Kahvaltınızı ettiniz mi? Bugünle ilgili planlarınız da neler var? Şöyle tembellik ederek, gün boyu pijamanızı hiç çıkarmadan ya da sabahlıkla dolaşıp günü geçirmek olabilir mi? Elinize gazete ya da bir dergi alıp kanepeye uzanmak da olabilir tabi...

Ada TV Kültür ve Sanat Programımız ile Star Kıbrıs’taki köşe yazılarıma ek olarak, beraberliğimize bir yenisini daha ekliyoruz. Bundan böyle sizlerle, hafta sonları yani pazar günleri bu sayfada daha kapsamlı paylaşımlarda bulunacağız. Duygularımızı, düşüncelerimizi ve deneyimlerimizi paylaşacağız. Zaman zaman anılarımıza yolculuklar yapacağız. Romanlarla, şiirlerle buluşacağız. Kısaca HAYATI PAYLAŞACAĞIZ... Bana bu fırsatı verdiği için Star Kıbrıs gazeteme ve kalem arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
İnsanoğlu, her nerede olursa olsun, bir gruba ait olmaktan her zaman mutlu olmuştur. Birlikte yapılan her iş, bizi başarıya taşırken, özgüven duygusunu da birlikte getirir. Başarmak, paylaşıldığı zaman insana daha keyif verir.
Bu yıl, yazın hayatımda 15. yılımı kutluyorum. Bu da demektir ki, sizler beni on beş yıldır yazılarımdan tanıyorsunuz. Elbette birebir yakından tanıyanlarınız da pek çok... Merhabalaştıklarım, çeşitli zaman dilimlerini paylaştıklarım, dostlarım, arkadaşlarım, öğrencilerim. Benim için anlatılmaz bir mutluluk bu... Sözlerle ifade etmek gerçekten güç...
İlk gün yazıma nereden başlasam, diyorum. En kolayı kendimden başlamak... Çünkü insan en güzel kendini anlatır. En iyi tanıdığımız biziz de ondan... Gelin sizinle kısa bir yolculuk yapalım geçmişe...
Hayatıma dönüp bakıyorum. Kapı önünde oynayan küçük Ayşe... Yağmur sonrası, akan sularda köprüler kuran, çamurdan oyuncaklar yapan küçük kız... Daha dün okul sıralarındaydım. Siyah önlüklü, beyaz yakalı, beyaz kurdeleli küçük kız ne zaman büyüdü? Saman yapraklı defterlere adını kargacık burgacık yazan o çocuk nerede? Kocaman resim defterlerindeki, Kırmızı Şapkalı Kız’ın resmine ne oldu?
Ben, öğrenimime Çanakkale-Biga’da Dumlupınar ilkokulunda başladım. Üç yıl orada, Güzide Tok öğretmenimin öğrencisi oldum. Kitap okumayı, güzel yazı yazmayı, resim yapmayı, en önemlisi de güzel konuşmayı, zarif olmayı ondan öğrendim. Ardından Osmangazi İlkokulu açıldı. Bizim sınıf oraya gönderildi. Herhalde her yaş grubundan bir sınıf gönderilmiş olmalı. Biga’nın Namazgâh semtindeki okul evimize hayli uzaktı. Tahta çantalarımızla oraya gitmek ilk günler beni bunalttı. Kış gelip de kar yağınca, saçaklardan kocaman kocaman buzlar sarkınca, bu gidişler eğlenceli oldu. Dik inen bir ara sokakta, çantalarımızı yere koyup, üstüne oturuyor ve kızak gibi ta aşağılara kayıyorduk. Sanırım tehlikeli bir oyundu ama ben bunun farkında değildim.
Orada kaldığım iki yıl boyunca, dördüncü ve beşinci sınıf öğretmenim, baba gibi sevdiğim İsmail Çetinok (Çetin Bey diyorduk) idi. Öyle özeldi ki! O ne dese, ne yapsa bizim için kesin kuraldı, uyulmalıydı. Her zaman tertemiz, ütülü takımlar giyer, çok zarif davranırdı. Bütün kızlar bir gün ona benzeyen biriyle evlenecektik, aksi asla olamazdı. Göksel Arsoylu, Belgin Doruklu filmlerdeki gibi...
Düşünüyorum da daha o yıllarda geniş ve çok renkli bir hayal dünyam vardı. Ağaçlarla, çiçeklerle konuşur, hayvanları da çok severdim. Dikenlerin arasına dalıveren civcivlerin ayaklarına diken batacak diye yemek yemeyi unutur, başlarında beklerdim. Büyüklerin her davranışı gözlenmeye, incelenmeye değerdi. Daha o yaşlarda kim, niçin, neden böyle davrandı diye sorular sorar, cevaplarını aklımdan verirdim.
Evimizde, Tanrı misafirleri için ayrı bir oda vardı: Otobüs bulamayıp köyüne dönemeyenlerin, hastası olanların kaldığı... Evde her zaman sıcacık bir tas tarhana çorbası, ya da ayran bulunurdu. Mesela dedem, eve konuk gelen o yaşlı adam ile gelinini uğurlarken, neden gizlice para vermişti? Zor durumda kalanları, başı sıkışanları, niçin Mehmet Ağa’ya ( dedeme) gönderiyorlardı. O, gelen herkesi büyük bir sabırla dinliyor, derdine derman olmaya çalışıyordu. Ne çok adı vardı dedemin: Kaşıkçı Mehmet, Kamber Mehmet, Mehmet Ağa...
Büyüyüp de romanlar okumaya başladığımda, ağaların neden dedem gibi altın kalpli olmadıklarına çok şaşırmıştım. Hepsi de acımasız, kötü yürekliydiler... Neden ama? İnsanları bu kadar içten sevmemin en büyük sebebi dedem... Maviş gözlerinin içi gülen, sakalını sıvazlayarak bana hikâyeler anlatan dedem...
İnsan çocukken, söylenenleri değil, gördüklerini taklit ediyor. Bellekte onlar derin izler bırakıyor. Biliyorum ki, sizlerin de hayatınızda bir dede, bir nine figürü mutlaka vardır...
Haftaya buluşmak üzere efendim...
Bu haber 310 defa okunmuştur
  • cok ilginc ataturk ilkokulu  bosver - 02.11.2011 biz de ilkokulda amerikan yardimi sut ictik..ortaokulda kizilay yardimi kazak giydik.. Lisede basimiza mucahit kepi cektik..anamiz ninemiz hep arkamizdan agladi..

:

:

:

: