Doğru politikalar eksik uygulamalara kurban gitmemeli

Hani o sonraya bırakamadığımız önemli işlerimiz, günlük meşgalelerimiz ve hemen ilgilenmemiz gereken çok önemli uğraşılarımız nedeniyle uzak kaldığımız dostlara, arkadaşlara ulaşabilme, onlarla lafın belini kırma imkânı veriyor bayramlar…
Hani o sonraya bırakamadığımız önemli işlerimiz, günlük meşgalelerimiz ve hemen ilgilenmemiz gereken çok önemli uğraşılarımız nedeniyle uzak kaldığımız dostlara, arkadaşlara ulaşabilme, onlarla lafın belini kırma imkânı veriyor bayramlar…
Onun için bayramları severim… Bayram ziyaretlerini severim...
Her zamanki rutinden kopup; şöyle azıcık frenlerimizi boşaltıp; dostlar arasında, “yanlış anlaşılacağım” endişesi olmadan güven içerisinde hasbıhal edebilmenin zevkine varabildiğimiz günler bayramlar…

Hele Kurban Bayramları!
Doğru, kesilenlerin arasında olsak veya vejetaryen olsak sevmezdik herhalde…
Enfes olmuyor mu bayram sofraları?
Kavurmalar, börekler, dolmalar ve neler neler… Sonuçta bayram dönemi geçip sıradan günler avdet edince, bir telaşe sarıyor herkesi…
Nasıl verilecek bu üç-dört günde alınan kilolar?
Zor iş zor… Ne kadar güzel sofralar ziyaret edilirse, alınan kiloları verme, darmadağın edilen şeker tablosunu düzeltme işi de o kadar çetrefilli oluyor nihayette…
Hele bir de ev sahibesi Kayserili üstelik de “hem kariyer sahibi hem ev kadını” olabilmeyi başarabilen birisi ise… Üstelik ziyaret edilen evin beyi de “kafa” bir arkadaş ve de “süper bilgili” bir uluslararası siyaset profesörü ise?

İşte bayram ziyaretlerinden birisi beni ve eşimi muhteşem dostlar Meserret ve Sertaç Hami Başeren çiftinin ve tabii satranç arkadaşım Murat ile ablası Defne’nin evlerine götürdü…

Kısa bir bayramlaşma ve ardından Kayseri gastronomi bombardımanı sonrasında kendimi Profesör Başeren dostum ile doğu Akdeniz’deki Rum-Yunan maceralarını, Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin birlikte ve ayrı ayrı aldıkları ve almakta olduğu önlemleri tartışırken buldum…
Tartışmanın bir ara öyle ilerledi ki haritalar ortaya serildi, stratejiler ve karşı stratejiler kâğıda dökülmeye başlandı… Sertaç sıradan bir profesör değil… Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi kolay olunmuyor…
Bu gün bu sohbetin bazı sonuçlarını Profesör Başeren’işn notlarından sizlerle paylaşıyorum.

Türkiye son on yıldır GKRY’nin Doğu Akdeniz’de istikrar bozan girişimlerine karşı doğru politikalar üretti. GKRY’nin tek başına yaptığı sınırlandırma antlaşmalarına, açtığı ihalelere, verdiği ruhsatlara karşı çıktı, bunları tanımadığını ve 32 16 18 boylamının batısında haklarını saklı tuttuğunu bildirdi. Wikileaks belgelerinden öğrendiğimize göre, Mısır’a Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile yaptığı sınırlandırma antlaşması ile uğradığı kayıpları anlatmamız Mısır’ın Yunanistan ile sınırlandırma antlaşması yapmasını engellemiş. Diplomatlarımız sırası geldiğinde Rum ihalelerine teklif veren şirketlere gidip onları ikaz da etmiş. Buna karşılık, sahada daha fazla varlık göstermeye, daha fazla sismik araştırma hatta sondaj yapmaya ihtiyacımız vardı.

Türk Dışişleri Bakanlığı 216 sayılı basın açıklaması ile GKRY’nin sondaj provokasyonuna karşı aldığı ve alacağı tedbirleri açıkladı. Türkiye, KKTC’nin Kıbrıs Adası’nın tamamı üzerindeki eşit haklarına dayanılarak sınırlandırma antlaşmaları yapıldığını ve yapılacağını, müteakiben KKTC’nin Ada’nın tüm deniz yetki alanlarında TPAO’ya ruhsatlar vereceğini ve Kıbrıs sorununa toplu çözüm bulmak için sürdürülen görüşmeleri desteklemeye devam edeceğini bildirdi. Bunlar Türkiye-KKTC Kıta Sahanlığı Antlaşmasına da yansıdı. Türkiye ile KKTC Rumlarla karşılıklı olarak sahadaki faaliyetleri durdurmayı amaçlıyordu ve görüşmelerin selameti açısından doğruydu.

Türkiye ile KKTC arasında kıta sahanlığı sınırının bir kısmı çizildi, sondaj devam etti. KKTC TPAO’ya ruhsat verdi sondaj devam etti. Piri Reis KKTC tarafından verilen ruhsatlara dayalı sismik araştırmalar yapmak için denize açıldı, sondaj yine devam etti.
Cumhurbaşkanı Eroğlu BM Genel Sekreteri Banki Moon’a sunduğu öneriler ile sahadaki faaliyetlerin karşılıklı olarak durdurulmasını; çözüm olmadan çalışmalar devam edecek ise iki tarafın temsilcilerinden oluşan bir geçici komisyon kurulmasını; hem andlaşmalar hem de ruhsatlar konusunda her iki tarafın da rızasının aranmasını; bulunacak zenginliğin paylaşılması için müzakere edilip uzlaşmaya varılmasını; elde edilecek gelirin silahlanmada kullanılmamasını; planın kabulünün tarafların pozisyonlarına halel getirmemesini istedi.

Görüşmelerin selameti açısından bunlar da doğru. Eroğlu bu önerilerde ısrar etmeli ama kabul edileceğini sanmıyorum. Haravgi ve diğer gazeteler; gerek Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu gerekse siyasi parti temsilcilerinin yaptıkları açıklamalarda Eroğlu’nun önerisini reddettiklerini yazdılar.

Herhalde şimdi sahada KKTC’nin verdiği ruhsatlara dayalı olarak yaptığımız sismik araştırmaları daha etkin hale getirmeye çalışıyoruz. Yapalım buna da ihtiyacımız var. Bununla beraber, sismik araştırmaları ne kadar etkin hale getirirsek getirelim gaz keşfine bu kadar yaklaşmış olan GKRY’nin yapacağımız sismik araştırmaları kesmemiz için sondajı durdurmayacağını görmeliyiz. TPAO bölgede sondaj yapabilir mi? Bunun için hazır olduğumuzu sanmıyorum. Zaten Enerji Bakanımız Taner Yılmaz sondaj yapılmayacağını açıkladı.

Şimdi sıra Türkiye ile KKTC arasındaki sınırın geri kalan kısmının çizmeye geldi. Türkiye ve KKTC bu adımı atmak için görüşmeler çerçevesinde Ocak ayında yapılacak toplantının sonuçlarını bekliyor olabilir. 32 16 18 Boylamının ilgili kısımları Türkiye ile KKTC arasında yapılacak yeni bir andlaşma ile kıta sahanlığı sınırı haline dönüştürülmelidir. Bu sınırın çizilmesi, Uluslararası kamuoyu tarafından Rumların masadan kaçmak için kullanacakları geçerli bir sebep olarak görülür mü? Varsayalım ki bu endişe ile sınırı çizmedik ve biz sahadaki uygulamalarımızı etkin halle getirmeye çalışırken Rumlar 12 numaralı sahada önemli bir keşif yaptılar. Haksız olarak zenginleşecek olan Rumlar KKTC karşısında güçlenecek ve taleplerini arttıracaklardır. Artan Rum talepleri görüşmelerin sonuçsuz kalmasına yol açmayacak mı? İşte sondaja provakasyon dememizin sebebi buydu.
Bu aşamada Türkiye için yapılması gereken 32 16 18 Boylamının ilgili kısımlarını yeni bir antlaşma ile sınır haline dönüştürmek ve Doğu Akdeniz’de MEB ilan etmektir.
Diyelim ki, Yunanistan’ı işin içine katmak istemiyorsunuz. MEB ilan etmeyin. GKRY ile Yunanistan arasında kıta sahanlığı sınırlandırması yapılmasını engelleyebilecek misiniz? Diyelim ki bunu da sağladınız.

Bu durum GKRY’nin 32 16 18’in batısındaki iddialarından vazgeçmesini de sağlayacak mı? Kesinlikle hayır! 32 16 18’in ilgili kısımlarını sınır haline getirelim en azından Türkiye’nin haklarını ikili bir anlaşmaya bağlamış, GKRY’ye de sondajı durdurması için kuvvetli bir ikaz yapmış oluruz.

Diğer taraftan Türkiye 32 16 18’in ilgili kısımlarını KKTC ile kıta sahanlığı sınırı çizmeyecek de kimle çizecek? Hiç sanmıyorum ama görüşmeler başarıya ulaşır ve Birleşik Kıbrıs Devleti kurulur ise Türkiye KKTC ile çizmediği bu sınırı içinde Rumların da bulunduğu bu yeni devlet ile mi çizecek? Görüşmeler başarısız olur ve Kıbrıs’ta ikili tanıma olursa Türkiye bu sınırı GKRY ile mi çizecek?

Türkiye bu sınırı KKTC ile çizmeyecek de kimle çizecek? Bu sınır bugün çizilmez ise yarın Birleşik Kıbrıs, GKRY ve Yunanistan ile ciddi bir sorun haline gelecek bu konunun Türkiye’ye maliyetini kim ödeyecek?
Bu haber 215 defa okunmuştur

:

:

:

: