KKTC diye isimlendirdiğimiz ama 28 yaşına gelmesine rağmen bir türlü rüştünü ispat etmesine olanak sağlayamadığımız. Anasının kuzusu yerine ‘Şamar Oğlanına’ dönüştürdüğümüz prematüre bebeğimizin doğum gününü dün kutladık. KKTC’nin 28’nci yaş gününü kutlarken, hala daha bezini annesinin değiştirip, mamasını yedirdiği ‘İdare Özürlü’ KKTC’mizin saygın ülkeler yerine bir terör örgütü tarafından benimsenmesini de hayretle izliyoruz. PKK’nın Kıbrıs’ta planlı ve programlı bir şekilde örgütlenmeye çalıştığını, Metin Şentürk bile görüp, Kaf Dağının ardındaki Sağır Sultan bile duyarken bizler üç maymun oyununu sürdürmeyi tercih ettik. Volkan Gazetesi yazarlarından Aydın Akkurt, geçtiğimiz gün PKK ile ilgili yazısında PKK’dan ve Ortam Gazetesinden dem vururken Ortam’da, Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığım dönem, bir şerit gibi gözümün önünden akıp geçti. Biran Kürt Milliyetçisi olan Necmettin Çapa ile bir Kürt genci olan Mehmet’i anımsadım.
Sayfa tasarımcısı Mehmet’in bir akşam sayfanın birisine Apo’nun PKK Bayrağı önünde çektirdiği resmi koyup altına da Biji Serok Apo, yazısını koyduğunu görünce kan beynime sıçramıştı. Şehitlerin fotoğrafları ile isimlerinin kol gezdiği böylesi günlerde bu utanmazlığı görünce sinirden adeta kudurmuştum. Daha ne oluyor demeden bir gün sonra Volkan Gazetesinin Ortam’ı eleştirisi ile karşı karşıya kalmak sinirimizi bir o kadar daha artırmıştı. Kürt insanının değerlerine saygı duymanın başka bir şey, insanları öldüren bomba koyup Terör yaratan PKK ile bebek katili Apo’nun fotoğrafını koyup Serok ve Biji demenin başka bir şey olduğunu anlatmaya çalıştığımız Mehmet ile Hakkâri Yüksek Ova ile Kuzey Irak ziyaretinden sonra değişen Necmettin Çapa ile yollarımızı ayırmak durumunda kalmıştık. Bu konuda haklı gördüğümüz Volkan Gazetesine ve Aydın Akkurt’a tepki koymayı aklımızdan geçirmedik.
Bunları neden yazıyorum diye merak edenler olabilir. Söyleyeyim. Aydın Akkurt ile bir dostluğumuz var ama politik görüşlerimiz Kuzey kutbu ile güney kutbu kadar bir birinden uzak. Son günlerde Aydın’ın PKK ile ilgili yazdıkları doğru. Ben Kürt halkının haklarına saygı duyan ancak elinde silah canlı bombalar ile masum insanları gencecik fidanları zorunlu askerlik yaptıkları için pusu kurarak öldüren bir örgüte sempati ile bakmam. Hele hele buralarda haraç toplama işine de girdiği de doğrusu ise ben buna hiç saygı duymam.
Bakın, askerin yanlışlıklarını eleştirebilirsiniz. Şu fazla şu eksik diyebilirsiniz. Ama gencecik çocukları askerdir diye namlunun ucuna göz, gez arpacık diye target yaparsanız işte o zaman olmaz be annem. Bizim harita, bu Kıbrıs’ı almaz be ‘Bubam’ derim. Kıbrıs askerden arındırılsın. Tüm askerler Kıbrıs’tan dışarı çıksın buna tamam diyebilirim. Ama İngiliz ve Yunan askeri buralarda lingiri, Amerikan askeri birdirbir, Kanada ile Fransız askerleri saklambaç oynarken, neden Türk Askerine ‘Go Home’ denilsin?
KKTC’nin 28 yaşını kutladığı bu günlerde Türkiye’nin bize muhtariyet idaresi bıraktığından dem vurup eleştiri yapıyoruz. Peki bunda bizim hiç mi suçumuz yok? Her bakanı gölge gibi takip eden müşavirlere, Merkez Bankamızın başındaki yetkililere, maaşın kaç sayın başbakan sorusuna ve ‘Besleme ‘ ile nüfusunuzu bile bilmiyorsunuz fırçasına ses çıkartmayan bizler, bu yaşananlardan hiç mi sorumlu değiliz? Türkiye hükümetini ve elçisini bize muhtariyet idaresini bırakmalarından dolayı eleştirebilirisiniz. Ancak, (bazı sendika başkanlarını tenzih ederek söylüyorum) yataktan kalktıktan sonra Erdoğan’ın fotoğrafı önünde bile besmele çekip ‘Şükran Anavatan’ dedikten sonra el pençe divan durmayı adet haline getiren yetkililerin, istifa müessesini neden çalıştırmadıklarını sorguladık mı?
Neyse, beni Erdoğan’ın Avukatlığına soyunmaya zorlamayın. Ama Allah aşkına, Erdoğan’ın Türk ve Kürt halkı ile ilgili yaptıklarını göz ardı etmeyin. Bir zamanlar, Cumhuriyet içinde Cumhuriyet diye eleştirilen Asker ile sıkı bir diyalog kurmasını, özellikte sağlıkta Türkiye’ye çağ atlattığını inkâr etmeyin. Doğu’ya yönelik yardımları özellikle Van depreminde Kürt Halkına uzattığı eli görmezden gelmeyin. Türk – Kürt kardeşliğini inşa etmedeki çabasını da göz ardı etmeyin. Bir an bize yönelik yanlışlarını unutun. Erdoğan bugün bence Türkiye için bir büyük şanstır ve bir lütuftur. Bizi yürümek modundan emekle moduna soktuğu gerekçesi ile kızdığımız Erdoğan, Türkiye’ye her alanda bir değil bence yüz adım attırdı. Ekonomiden, siyasete kadar birçok konuda Türkiye’ye çağ atlattı. Türkiye’yi bölgenin en güçlü ve sözü geçen ülkesi yaptı. Arap rüzgârını Türkiye yelkenlerine doldurdu. Eeee, böylesi bir lidere şapka çıkartmaktan ve selam vermekten başka ne yapılır ki?
Ve bence Erdoğan’ın önünde el pençe divan duracağımıza, bize ‘Balık verme, bize balık tutmasını öğret’ deme cesaretinde bulunsaydık, bugün PKK’nın bile cirit atma cüreti gösterttiği prematüre bebek, sağlıklı 28 yaşında tutuğunu koparan bir genç olarak karşımızda dururdu.