Neredeyiz, farkında mıyız?

Sağcısıyla, solcusuyla, çevrecisiyle, gelişme adına çevreye kıymaya beis görmeyeniyle, işçisiyle, işvereniyle ister Kıbrıs Türkü ister Kıbrıs Rumu olsun, diğer ada halkları gibi Kıbrıslıların da ortak bir özelliği var
Sağcısıyla, solcusuyla, çevrecisiyle, gelişme adına çevreye kıymaya beis görmeyeniyle, işçisiyle, işvereniyle ister Kıbrıs Türkü ister Kıbrıs Rumu olsun, diğer ada halkları gibi Kıbrıslıların da ortak bir özelliği var: Kıbrıs’ı dünyanın merkezi, Kıbrıs ile ilgili konuların dünyanın en önemli konusu olduğu sabit fikri…

Sadece Yunanistan değil, İtalya’sı, Portekiz’i, İspanya’sı ve onların hazine bonolarını, banka kâğıtlarını alan Avrupa devleri kısaca tüm Avrupa ekonomik krizle boğuşuyor… Kriz ABD’yi bile vurmaya başladı… Durumun yakında iyici kötüleyebileceği, Yunan Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Evangelos Venizelos’un uyardığı gibi, yakında “varoluş mücadelesine” dönüşebileceği konuşuluyor. Esasında şimdiden Yunanistan’ın “ölümcül tehlikeyle karşı karşıya bulunduğu” iddiaları var.

Dün Kıbrıs’tan bir gazeteci arkadaşla konuşuyor, bu konular üzerine sohbet ediyorum. Hiç de öyle kendini ve beynini Kıbrıs’ hapsetmiş gibi görünmeyen ve gerçekten konuları takip edenlerin yapabileceği şekilde gelişmeleri güzelce analiz eden meslektaşım bir anda konuyu Kıbrıs’a getirince kulaklarıma inanamadım…

Rum tarafında önemli bir mevkide bulunan dostum Yorgo’nun yaş günü idi Çarşamba gün. Lefkoşa’nın hemen varoşundaki Hilton otelinde kutlamış bu özel gününü. Başpiskopos Hrisostomos’tan tutun, Yakavu’dan Anastadies’e kadar birçok siyasetçi dostu katılmış. Aradı, “Gelseydin ne güzel olurdu… Gece boyunca yedik içtik, eğlendik, kulaklarını çınlattık, neleri kaçırdığını bilse delirirdi dedik… Keşke gelseydin” dedi… Ardından da hemen ekledi “Durum enteresan. Çok önemli şeyler oluyor. Hristofyas ilerleme yok diyor ama palavra, çok şey olmuş New York’ta… Telefonda diyemem…”

Niye, gizlisi saklısı kaldı mı?
New York’ta ne olduğunu Ekim sonunda Herkes konuşmuyor mu?
Yorgo dürüst adam… Arada bir “Sen benim en iyi arkadaşımsın, ah bir de Türk olmasan” diyebilecek kadar da dobra…

“Ne imiş o telefonda diyemediğin?” diye üsteliyorum… Her zamanki gibi “Çok önemli şeyler olacak… Çözüme çok yakınız gibi… Sanki 2004 Nisan referandumları öncesi gibi bir hava var… ABD çok aktif… İngiltere çok aktif… Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül İngiltere’ye gidiyor, bak orada ne muazzam karşılanacak! Galiba İngiltere de ABD de adada artık çözüm istiyor…”

Temel sorunlardan birisi bahsettiği… İngiltere olsun ABD olsun ne zaman adada gerçekten çözüm istediler acaba? 2004’de bir yandan çözüm olursa egemen askeri üslerimin neredeyse üçte bir toprağını çözüme destek için Kıbrıslılara bırakacağım dediği zaman mı İngiltere çözüm istiyordu, yoksa özel temsilcisi Sir David Hannay’in “Çözüm olsa da olmasa da Kıbrıs AB üyesi olacak, Kıbrıs Rumları Kıbrıs Türklerine rehin bırakılmayacak” sapık fikrini oryaya attığı zaman mı?

Yoksa ilk dört versiyonunda ada Rumları ve Türklerine sorulacak “AB üyeliğine ve çözüm planına evet diyor musun?” referandum sorusu niye sonuncu beşinci versiyonda sadece “Çözüm planına evet diyor musun?” haline getirildi? AB üyeliği olmayınca Rumların hayır diyeceğini İngiltere, ABD ve diğer “çözüm isteyen” uluslar arası oyun kurucular bilmiyor muydu?

“Ne diyorsun Yorgo? Yani gerçekten uluslar arası arenada Kıbrıs çözümü isteniyor mu artık?” diye sordum.

“Eeeh, öyle diyorlar… En azından sanki öyle istiyorlarmış hatta bu kez gerçekten çözüm olmasında gerçekten kararlıymışlar ve çözümsüzlüğün faturasını ödettireceklermiş gibi bir hava var…”

Yorgo da diğer Kıbrıslılar gibi her şeyi Kıbrıs’la bağlantılı okuyor doğal olarak. Tüm Avrupa ekonomik krizle boğuşuyor; ABD durumdan çok endişeli; Çin ve Rusya ABD önderliğinde yeni bir “gönüllüler koalisyonu” oluşturulabileceği ve Suriye’ye savaş açılabileceği karabasanının gerçek olmamasına uğraşıyor… Türkiye bir yandan ekonomik krizin serpintisinin etkisinde kalmamaya, bir yandan fuzuli Dersim özür dileme krizi üzerinden Kürt açılımını devam ettirmeye çalışıyor bu arada da Yorgo’nun dediği gibi Avrupa Birliği’ne Kıbrıs bombardımanına devam ediyor…

Kıbrıs ne kadar önde ve önemli Türkiye’nin ve dünyanın gündeminde?
Doğrusu dünden az yarından fazla…

Yine de Cumhurbaşkanı Gül’ün İngiltere temasları, muhteşem karşılanışı ve orada iken yaptığı Kıbrıs merkezli çok önemli uyarılarını es geçmek doğru olmaz. Cumhurbaşkanı Gül’ün kendi değerlendirmesiyle Londra’da verdiği mesajlar özet olarak şöyle:

1- Uzun uzun anlattım. Rumların dönem başkanlığı meselesini de söyledim. Adada barış görüşmeleri devam ediyor. Bu göstermelik değil ki. BM Genel Sekreteri adaya gitti, buraya geldi, ocak ayında tekrar toplayacak. Ümit ediyoruz ki mesafe alınır. Adanın birleşmesi ile ilgili. Ben şunu söylüyorum; eğer bu konuda samimiyseniz tam zamanı.

2- 2012'nin altıncı ayına kadar ne yaparsanız yapabilirsiniz. Eğer Kıbrıs Rumlarını ikna edebilirseniz, şimdi diyeceksiniz. Şimdi yapmazsanız, onlar da bu haliyle bir de başkanlık yaparsa, açıkça söyledim, ben adamın yerine koyayım kendimi, nasıl uzlaşayım? Sonra bize bir şey demeyin. Ondan sonra iki ayrı devlete gider, bizim tanıdığımızı siz de tanımak zorunda kalırsınız. Bizim arzumuz şu, bu senenin sonuna anlaşsınlar, yeni plan çıksın ve referanduma tabii olsun.

3- Bizim çıkıp da Rumlar AB'ye başkanlık yapmasın diye uğraşmamızın anlamı yok. Onun yerine bunu söylediğimde karşısında söyleyecek bir şey bulamıyorlar. Yapabileceğin bir şey varsa bugün yap. Yapılmazsa böyle gidecek hali yok ya. (eski Dışişleri Bakanı Jack) Straw'un dediği gibi herkes bunu kabul edecek (iki devletli), bunun neticelerine herkes katlanacak diye açıkça söyledim.

Kıbrıs sorunu gerçekten de çok önemli bir viraja girmiştir. Ocak ayında yapılacak zirve şöyle veya böyle adanın geleceğinde çok önemli bir rol oynayacaktır. Uluslar arası aktörler bu zirvenin başarısını istiyor. İngiltere devrede. ABD özel temsilci atama veya daha üst düzeyde bir toplantıya ev sahipliği yapıp tarafları çözüm için cesaretlendirmeye karar vermeye uğraşıyor. Özel temsilci atanmasının keşmekeşe yol açabileceği değerlendirmelerine karşın Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’un ev sahipliğinde bir Kıbrıs yemeğine Rum tarafının “statü” sorunu yaratabileceği konuşulmakta…

Rusya ve Çin ise Rumların da istediği gibi şimdilik seyirci…
AB ise bir yandan dolaylı olarak İngiltere ve ABD üzerinden Kıbrıs görüşmelerine yapabileceği katkıyı vermeye çalışıyor diğer yandan da derin diplomasiyle son derece aktif bir şekilde devrede…

Görünen o ki önümüzdeki günler birçok şeye gebe... Kıbrıs sorunu çok önemli bir eşikte…

İşte tam da bu nedenlerle Kıbrıs Türk halkının toplumsal çıkarları ideolojik engeller ile değerlendirilmemeli, salt karşı olmak adına karşıtlık yapılmamalı, kişisel küçük çıkarlar için toplumsal öncelikler ikinci plana atılmamalı…

Kıbrıs sorununun hangi aşamasındayız, farkında mıyız?
Bu haber 189 defa okunmuştur

:

:

:

: