Yaşamak mı zor, ölmek mi?

Hani şöyle bir söylem vardır ya “Yaşamak zor zanaat” diye gerçekten öyle yaşamak zor zanaat. Yaşamın hakkını vermek.
Hani şöyle bir söylem vardır ya “Yaşamak zor zanaat” diye
gerçekten öyle yaşamak zor zanaat. Yaşamın hakkını vermek. Alınan her nefesin
değerini, kıymetini bilmek. İnsan ömrünün en değerli, en temel unsuru
sağlıktır. Her şeyinizi yitirebilirsiniz, hatta hiçbir şeyiniz olmayabilir. Ama
sağlık başkadır. Başka başka insanların ulaşmak istediği yerlere
ulaşabilirsiniz ama sağlığınızla ilgili sorunlar önceliğinizse elinizde
avucunuzda olan hiçbir şeyin değeri yoktur. Her şeyin ilk adımı sağlık, gerisi
teferruattır. Teferruat olan geri kısım içinde ilk sırayı alan maddi anlamdaki
kazanımlar, ihtiyaçların karşılanmasıdır.


Sıradan bir yaşamı olan herkesin ilk isteği ihtiyaçlarını
giderecek düzeyde maddi kazanım elde etmektir. Bunun için yine sıradan insanlar
için gereken ve mecburi olan tek yol çalışmaktır. Nedir çalışmak? Güvencedir,
geleceğe yatırımdır, üretmektir, var etmektir, alın teridir, emektir. Çalışırsınız,
yıllarınızı verirsiniz, buna güvenerek yükümlülükler altına girersiniz ama bir
anda sizin dışınızda gelişen olaylarla orta yerde kalırsınız. Düzeniniz altüst
olur. Ev kiranızı, çocuğunuzun okul taksitini, bakkalınızı ödeyemeyecek
durumlara düşersiniz. Yola beraber çıktığınız ayni kaderi paylaştığınız
arkadaşlarınız gemisini kurtaran kaptan misali bir anda dağılır. Herkes artık
sadece kendidir. Anlatmak istediğim tahmin edebildiğiniz gibi hiç bıkmadan
usanmadan seslendirdiğim KTHY’nın düştüğü, düşürüldüğü durumdur.


Normaldir. Bir kurum istenilen verimi vermemiştir. Olabilir.
Ama bunda tek suçlu çalışanlar mı? Peki, yıllarca bu kurumu çalıştıranlar.
Onların hiç mi suçu yok? Ayni konuları tekrar açıyorsun diye düşünebilirsiniz.
Ama bu konu hiç kapanmadı ki. Bir toplantıda eski bir KTHY çalışanı şöyle
söylemişti “Ben daha önceleri KTHY çalışanı idim. Şimdi memlekette hiç danışman
yokmuş gibi beni de danışman yaptılar”. Bugün çokça tartışılan ve her şeye
rağmen yapılan istihdamlar ihtiyaç için değil, partisel ve zümresel çıkarlar
içindir.


Pazartesi günü
KTHY’nın eski çalışanları Meclis birleşiminde daha sonra polis tarafından el
konulan bir pankart açtılar. Pankartta yazan oldukça anlamlıydı. “Yaşamak mı
zor, ölmek mi?”. Bu sorunun cevabını her
gün yaşam çizgisi üzerinde gidip gelenlerden daha iyi kim bilebilir ki?


SENDİKALAR UZLAŞTIRICI OLMALI


Bu köşenin okurları iyi bilir ki ben her zaman için
sendikaları destekledim. Bana göre sendikalar toplumsal muhalefetin, denetim
mekanizmasının en önemli parçalarıdırlar. Siyasi erkin sus pus olduğu, ülke ile
ilgili kararların başka mercilerden öğrenildiği, muhalefetin hükümet yapacağını
yapsın da daha da yıpransın bana bir şey kalmadan ilk seçimde iktidar olayım
düşüncesini taşıdığı bir ortamda toplumsal bir nöbet tuttular. En azından ben
böyle benimsedim. Fakat Haspolat Meslek Lisesinde İlahiyat bölümü açılması ile
ilgili yaşanan süreç amacını aşmak üzere. Öyle ki okul öğretmenleri greve
katılmamaya başladı. Çünkü bu olay siyasi malzeme yapılmaya çalışılıyor. Konu
ile ilgili sendikanın hiçbir öneriye yanaşmadığı iddiası var. Bu noktada amaç
araç olarak kullanılıyor. Sendikadan toplu istifa gündeme gelebilir. Benden
söylemesi.


BU YOL UNUTULMASIN


Son yıllar da
trafik kazalarının en çok yaşandığı yol, Güzelyurt-Lefkoşa yoludur. Özellikle
Alayköy yakınlarında birbirine benzer kazalarda birçok insan hayatını kaybetti.
Meydana gelen kazalarda dikkat çeken nokta kazaların düz yolda ve tek taraflı
olması. Mutlaka sürücü hataları, dikkatsizlik, aşırı sürat bu kazalarda
etkendir. Ama bu yolun tekrardan ele alınması, gözden geçirilmesi gerek.
Eksiklikler vardır. Refüj yoktur mesela. Gündem olması için yine benzer
acıların yaşanması beklenmesin.
Bu haber 549 defa okunmuştur

:

:

:

: