Ülkemizde halen gündemi meşgul eden ve faiz mağdurları şeklinde doruğa çıkan sorunun temelde iki kaynağı olduğu artık anlaşılmaktadır. Bunlardan biri, sözde uyguladığımız yarım yamalak liberal sistemin istismarcıları iken, diğeri ise bazı bankaların etik dışı davranmalarıdır. Tabii ki bunun yanında sistemden kaynaklanan uzayan yargı ile tapu süreçleri gibi sorunlar da bulunmaktadır.
Sözle liberal diyoruz çünkü liberal sismenin gereği olan etkin rekabet şartları bankacılık sisteminde sağlanamamaktadır. Dünyanın neredeyse her yerinde konsolidasyon sürecinin de bir gereği olarak bankacılık sektöründe rekabet ortamıarz açısından oligopol şekline dönüşmektedir. Bizde ise yalnızca arz değil, devletin fon talebi nedeniyle taleb açısından da oligopol bir yapı arzetmektedir. Yani gerek arz gerekse taleb açısından sınırlı sayıda aktör gerek centilmenlik anlaşması gerekse Kartel gibi yapılaşmalarla piyasayı kendi lehlerine müşterilerin ise aleyhine manipüle edebilmektedirler. Ülkemizde 2009 sonu itibariyle 24 adet banka içerisinde 2 kamu bankası sektörün aktifler açısından üçte birine sahipti. Bunun yanında ilk beş banka % 60’ını, ilk 10 banka % 84’ünü geriye kalan 14 banka ise % 16’sını kontrol etmiştir. Aynı dönemde kredilerin % 38’i kamu sektörüne kullandırılmıştır. İşte, hem talep hem de arz açısından oligopol olan bizim gibi sözde liberal ekonomilerde devletin düzenleme ve denetleme fonksiyonu devreye girmelidir. Bu nedenlerden ötürüdür ki, en liberal Avrupa ülkerinde dahi mevduat ve kredi faizlerine sistemi bozmadan belirli sınırlamalar getirilmektedir. Bu fonksiyon ise bankacılık sektöründe düzenleme ve denetleme kurullarına verilmiştir. Tabii ki rekabet ihlallerinde Rekabet Kurulu seyirci mi kalmalıdır? Bu soruyu da yetkililere yöneltiyorum.
Bankacılık sektöründe yukarıda belirttiğimiz gibi ikinci sorun sekörde belirgin etik kurallarının ve uygulama bilincinin olmayışıdır. İşte bu noktada sormak istediğim Bankalar Birliğimiz uyuyor mu?
1999-2000 krizinden sonra Türkiye bankacılık sektöründe alınan birçok yapısal önlem yanında sektör aynı zamanda etik kuralları kabul etmiş ve bir ölçüde kurumsallaştırmıştır. Şöyle ki, Türkiye Bankalar Birliği, 1 Kasım 2001 tarih ve 1012 nolu Tebliğ ile Bankacılık Etik İlkeleri’ni uygulamaya koyduğunu açıklamıştır. Türk bankacılık sektörünü oluşturan bankalar bu tebliğle, gerek birbirleri, gerek müşterileri, gerekse de çalışanları ve diğer kurumlar arasındaki her türlü iş ve işlemlerde uygulanmak üzere, Bankacılık Etik İlkelerini belirlemişlerdir
Türkiye Katılım Bankaları Birliği ise 28/06/2006 tarih ve 66 sayılı Yönetim Kurulu Kararı ile “BANKACILIK ETİK İLKELERİ”ni kabul edmiştir. Bu ilkelerin kabulunde ise şu ifade temel amaç olarak kabul edilmiştir: “Bankaların, gerek birbirleri, gerek müşterileri ve hissedarları gerekse de çalışanları ve diğer kurumlar arasındaki her türlü iş ve işlemlerinde uygulanacak bankacılık etik ilkelerinin temel amacı; bankacılık mesleğinin toplumda mevcut saygınlık duygusunun sürekliliğinin sağlanması, meslek onuru olarak adlandırılan bu saygınlık duygusunun geliştirilerek sürdürülmesi ve bankacılık sektöründe istikrar ve güvenin korunmasıdır.”
Etik ilkelerin uygulamasında ise dünya ölçeğinde temel amaç; “bankanın müşterinin vahim ve çaresiz halinden yararlanmasını ve istismar etmesini” önlemektir. Ülkemizde ayyuka çıktığı gibi faiz mağdurlarının yaşadığı sorunların özünde özellikle bazı bankaların etik dışı davranmasıdır. Bankalar Birliği de bunun farkında iseyıllar önce dünyanın ve Türkiye’nin de yaptığı gibi etik ilkeleri neden gündeme getirip, kurumsallaştır mıyor? Yoksa deve kuşu karakterine mi bürünmüştür? Kuzey Kıbrıs Bankalar Birliği’nin etiğe olan ilgisizliği oluşturdukları internet sayfasından da anlaşılmaktadır. Birçok bölümü hazırlık aşamasında olan bu internet sayfasında net olarak etik ilkelerden bahsedilmemesi ülkemizdeki bankaların maalesef etik anlayışını yansıtmaktadır.
Bankalar Birliği’nin ve Merkez Bankamızın da iyi bilmiş olması gerektiği gibi; bazı ülkeler sadece etik kuralları kabul etmekle kalmamış, bunların yerine getirilmesi için kurumsal yaptırıma da gitmişlerdir. Bunun için en iyi örneklerden biri İngiltere’dir. İngiltere’de varolan “The UK Financial Services Authority (FSA)” bünyesinde “FİNANSAL OMBUDSMAN SERVİSİ” kurulmuştur. Burada amaç, finansal sisteme toplumsal güvenin muhafazası, kamunun finansal sistem hakkında bilinçlenmesi, müşterilerin korunması ve mali suçların önlenmesidir. Bu çerçevede oluşturulan Finansal Ombudsman Servisi müşterilerin şikayetlerini alıp değerlendirmede ve finansal kurumlar ile müşteriler arasındaki sorunlara etik ve yasal çerçevede çözüm getirmektedir.
Hepimizin de bildiği gibi; ülkemizde Merkez Bankası klasik Merkez Bankacılığı yerine Düzenleme ve Denetleme Kurulu gibi çalışmaktadır. Dolayısıyla, Merkez Bankası da daha fazla misyon yüklenerek bünyesinde İngiltere benzeri bir Finansal Ombudsman yapısı oluşturabilir.
BİZDEN SÖYLEMESİ!........