Bu yazıyı ister bir uyarı olarak kabul edin, isterseniz de fantezi…
Fakat birkaç dakika zaman ayırıp konu hakkında düşünün. Kadın iseniz kendiniz için hayal ettiğiniz geleceğin nasıl olmasını istediğinizi de kısacık bir süre içinde tasarlamaya çalışın! Sizin için hazırlanan gelecek hayallerinize ulaşmanıza zemin hazırlıyor mu diye sorgulamayı da ihmal etmeyin…
***
Bir gün “UBP’li kadınlar siyaset yapmak için bıyık mı taksınlar?” diye sormuştum. Yapılan seçimli kurullarda, kadınların bir türlü görev alarak çıkamıyor oluşları dikkatimi çekmiş, parti meclisine doğal üyeler haricinde hiçbir kadının seçilememiş olmasını eleştirmiş ve bıyık takmalarını önermiştim. (Ülkemiz siyasal yaşamında sadece UBP değil diğer bir çok partinin kronik sorunu olan bu konuya dikkati çekmek, ancak genel kurulların ardından çıkan sonuçlara dikkati çekmeye çalışmakla görünür olabiliyor.)
Ne acıdır ki bu günlerde bu bıyık meselesine bakışım biraz daha değişti. Tek başına bıyığın yeterli olmayacağı kesin. Sakal gibi başka aksesuarlara da ihtiyacımız olacak!
Siyasetin gece, meyhanelerde yapıldığı, içki sofralarında seçimlerin kazanılıp, kahvehanelerde seçmen gönlü çelindiğini bilmeyen yoktur. Hatta pek çok siyasi partinin örgüt binalarının kahvehaneler olduğuna da dikkat ederseniz, bu konuda yanılmadığıma bizzat şahit olacaksınız.
Lakin bu günlerde, işler azıcık sarpa sardı. Siyasetin bilinen alanlardan çıktığını görmek için alim olmanıza gerek kalmadı. Siyaset yapılan alanlara artık camileri, özellikle de camileri eklememizin gerektiğini hala fark etmeyenleriniz varsa daha dikkatli incelemeye sizleri davet ediyorum.
Artık siyaseti takip etmek için ne meyhaneler ve kahvehanelerle yapmanız, ne de bıyık takmanız tek başına yeterli olmayacağı açık seçik ortada…
Öyle meraklı meraklı bakmayın. Doğru, siyaset artık camilere taşınıyor. Ondan dolayı tek başına bıyık yeterli olmayıp, çember sakal da siyasette önem kazanacak diye düşünmeye başladım zaten.
Biliyorum bu değişimin sebebini sorgulamak; hatta bu değişimin sonuçlarının neler olabileceği hakkında da yorum yapmak şart! Fakat bu bambaşka bir yazı dizisinin konusu…
***
Eskiden Kıbrıs’ın Kuzey’inde kadınların siyaset yapmalarının zor olduğundan bahsederdik. Artık “zor” eksik bir tabir olur. Çünkü imkânsızlaşacak!
Madem ki siyaset camilerde yapılır oldu, kadınların da camilere ve cuma namazlarına girişi dine göre mümkün değil siyasette kadını unutmak hiçten değil…
Kadınlar meyhanelere girmeye, gece toplantılarını takip etmeye başlamıştı. Tam engelleri aşıyoruz demiştik ki karşımıza bu sefer de cami çıkıverdi… Bu noktada camilere girmek ister miyiz, girebilir miyiz, girersek neler olabilir kestirebilmek çok zor doğrusu.
***
Bir irtica tehlikesiyle karşı karşıya kaldığımızı daha önce de yazmıştım. Bu konudaki tavrım da çok net! Fakat konu sadece irtica değil.
Külliye yaparak, camiler inşa ederek, imam hatipler, ilahiyat fakülteleri açarak, sokaklarda örtülü kadın sayısının artmasını izleyerek nereye gittiğimizi söylemek çok abartı olmaz sanırım. Hatta tüm bu yapılanların son 3-5 yıllık sürece yayılması da çok anlamlı.
Felaket tellallığı yapmak istemem. Ancak toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları gibi meselelerin mücadelesinde kaydedilen yol, bu gidişle geçen yüz yıla gerileyecek. Bırakınız kadınların siyasi yaşamdaki varlığını, eğitim, sosyal yaşam, kültürel yaşam ve aklınıza gelen her türlü alanda kadınların görünürlüğünün azalması ve hatta geriletilmesi bile söz konusu olacak belki de...
Artık tek tük gördüğümüz bürokrat kadınların, devletin karar alma mekanizmalarındaki varlıkları yavaş yavaş tükenecek.
Kadınlar ya alınıp satılacak bir mal olarak aşağılanacaklar ya da özel alana hapsedilen, üretim yapamayan, düşünemeyen değersiz varlıklar olarak eve hapsedilecekler.
O halde haydi kadın dostlarım! Dolaplarınızda sakladığınız bıyıklarınıza birer çember sakal da ekleyiniz. Ya da olduğunuz gibi kalıp, 21. yüzyıldan bir adım geri dönülemeyeceğini, kadınların zekâsının, üretkenliğinin ve emeklerinin hayatın her alanında olmazsa olmaz olduğunun kabul edilmesi/ettirmesi gerekiyor. Aksi takdirde erkek egemen ve yarım bir toplumda ilerlenebilecek tek yer ancak bir uçurum olur.
Değil toplumsal varlığınızı kişisel varlığınızı bile koruyamaz duruma gelirsiniz.