Hiç şüphesiz kandiller nefis muhasebesi yapmak için özel zaman dilimlerini teşkil eder. Tam bir fırsattır insanın kendini şöyle bir hesaba çekmesi, yeni tabirle ‘özeleştiri’ yapması için.
Kandilde bu özeleştiriyi yapanlar kutsal gün ve geceyi tam değerlendirmiş sayılabilirler. Yeter ki böyle bir iç hesaplaşmaya cesaret edip yönelebilsin, kendine sorular sorup bundan sonraki hayatına yeni bir çekidüzen verme niyetine girsin...
Ne var ki, insan böyle kutsal gecelerde bile yine de bir geçiştirme taraftarı gibi durmakta, yine de bir boş vermişlik halini sürdürmekte, ‘böyle gelmiş böyle gider’ şeklinde dudak büküp geçmeyi tercih etmekte, bunu da normal bir ihmal ve tehir gibi görmeyi alışkanlık haline getirmiş bulunmaktadır...
Böyle bir ihmalden dolayı da her kandilden sonra ruhunun derinliklerinde bir yenilik ve farklılık duymamakta, kandilden önceki duygu ve düşüncesindeki hareketsizlik ne ise, kandilden sonra da aynı ilgi eksikliğiyle hayat sürüp gitmektedir.
Durum böyle ise şayet, kandil gün ve gecelerimizi gereğince ihya etme idrakine ulaşamıyor, bir-iki saatlik ibadetle, görevimizi yaptığımız kanaatine vararak hayatımızı yenileyecek bir tefekküre dalmadan yine devam edip gidiyoruz demektir...
Öyle ise hiç olmazsa bu defa olsun ihmal ve dalgınlığımızı terk ederek bir nefis muhasebesi yapmalı ve şöyle bir soru sormalıyız kendimize:
- Yaratılış gayeme uygun bir hayat yaşıyor muyum? Her geçen gün ibadetlerim artıyor, sevaplarım çoğalıyor, İslami hizmetlerim söz konusu oluyor mu? Vicdanen rahat mıyım hayatımın geçen devresinden?
İşte, kandil gün ve gecelerinin değeri, böyle bir nefis sorgulamasına sahne olması açısından büyüktür.
Hatta denebilir ki, kim hangi gün ve gece nefsini böyle bir sorgulamaya tabi tutar da gelecek için kendine çekidüzen verirse, o gün ve o gece onun tam bir kandili sayılır. Kim de hangi kandilde böyle bir nefis muhasebesi yapmadan çıkar da, ertesi gün aynı ihmal ve ilgisizliğini sürdürürse o da kandilini bir iki saatlik ibadetle tüketmiş demektir.
Kandilde oruç tutmak, geceleri ibadet edip Kur’an okumak, neden diğer zamanlardan çok farklı sevaplara vesiledir?
Bir başlangıç olsun diye, böyle cazip sevaplarla kendini yenileyen insan, yeni bir tefekkürle ertesi güne farklı bir azim ve aşkla devam etsin, tekrar geriye dönmesin, diye. Ne var ki bunları yakalamak ancak tefekkürle mümkün olur.
Bundan dolayı, hep tefekkürü tavsiye buyuran Efendimiz (sas ), “Müftü size fetva verse de siz, bir de kalbinize sorun, oradan yükselen sesleri dinleyin!..” buyuruyor. Öyle ise buyurun bir de kalbimizden gelen seslere kulak verelim, bakalım ne uyarılar yapıyor bizlere:
-Hayatın hedefini bulmuyor, gayesine ermiyor. Geçen günlerini tam değerlendirmiyorsun... Hâlâ sürçmelerin sürüyor, ibadet eksiklerin devam ediyor! Sadece nefsini düşünüyor, yalnızca kendin için yaşıyorsun! Dinî hassasiyetin ve hizmetin her kandilde bir kat daha artmıyor!..
-Ne dersiniz, vicdanımızdan yükselen bu ikazları gündemimize alıp da bir düşünsek mi şu mübarek kandil gününde?.. Yoksa boş mu verelim? Böylesine derin tefekkürleri yakında ölecek yaşlılar mı yapsın? Bizim daha işimiz gücümüz mü var? Bize düşen şimdilik hayatımızı yaşamak, nefsimizin isteklerini yerine getirmeyle meşgul olmak mı? Bu bize yetip de artıyor mu bile..?
Gönlünüzden gelen sesleri duyacağınız tefekkürlü kandiller dileğimle 3 şubat mevlit kandilinizi en samimi dileklerimle tebrik ediyor sağlık ve esenlik diliyorum…