Türkiye Kıbrıs’ta ne istiyor?

Önce en son diyeceğimizi söyleyelim mi? Türkiye KKTC'nin tanınmasına koyduğu ambargoyu kaldırmadığı sürece Kıbrıs'ta eşitler arası barış/çözüm görüşmesi, dolayısıyla adada çözümü getirecek, barışı getirecek bir anlaşmaya ulaşılması hayal olmaya devam edecektir.
Önce en son diyeceğimizi söyleyelim mi?
Türkiye KKTC'nin tanınmasına koyduğu ambargoyu kaldırmadığı sürece Kıbrıs'ta eşitler arası barış/çözüm görüşmesi, dolayısıyla adada çözümü getirecek, barışı getirecek bir anlaşmaya ulaşılması hayal olmaya devam edecektir.
KKTC’deki kendine solcu “aydınlar” Türkiye’nin “Kıbrıs’ı vilayet yaptığı” şikâyetlerine devam etsinler, Ankara KKTC’nin uluslararası milletler arasında tanınmış ve seçkin yerini alması önündeki engelini eninde sonunda kaldıracak bu adımı atacaktır, atmak zorunda kalacaktır… Önemli olan Ankara’nın böyle bir adımı ne zaman atacağıdır…
1974 harekat sonrası olamazdı, zaten devlet yoktu, Türkiye de “adanın tümüne barış getirecek” bir “Barış Harekatı” yapmıştı…
1975-77 ve hatta 1983’de olamadı… Hem Türkiye kendi sorunları ile uğraşıyor, başını su üstünde tutmaya gayret ediyordu, hem de Kıbrıs Türkleri zaten “devlet kurar gibi” yapmışlar, KKTC anayasasına bile otonom devlet ilanında, federe devlet anayasasında olduğu gibi “biz esasında şaka yaptık, bu devlet sahici değil, gün ola biz Rumlarla birleşeceğiz, bu devlet de onun ilk adımı” gibi özel bir madde konulmuştu…
Şaka mı? Eh, şaka gibi acı bir hakikat! Eğer en baştan “biz zaten ciddi değiliz devlet ilanımızda” derseniz ve de üstelik dayanışma duygularıyla birkaç saat içinde tanıma kararı alan iki ülkeye de “Aman ha, ciddiye almayın. Kıbrıs Türk devletini tanıma zamanı gelirse biz size haber veririz; tanıma kararını lütfen geri alınız” derse Ankara, gerisi hikâye… Kimse sizi ciddiye almaz ve ciddiye alınmayınca da eşitler arası görüşme olmaz.
Onun içindir ki Başpiskopos Makaryos’tan yoldaş Demetris Hristofyas’a kadar tüm Rum liderler – arada Glafkos Klerides “özel bir çerçevede” Kıbrıs Türklerinin de lideri olmadığını ikrar etmişse de – ısrarla tüm adanın ve tüm ada halkının cumhurbaşkanı olduklarını; Kıbrıs meselesinin yönetim paylaşımı meselesi değil, bir Türk işgali meselesi olduğunu ısrarla resmi tezleri yapmışlardır.
Eğer siz Kıbrıs Rumu olsanız, devletiniz sizin, uluslararası tanınma sizin, Avrupa Birliği üyeliği, tüm uluslararası kurumlarda üyelik sizin… Kişi başı geliriniz 35 bin doları geçmiş, Türk tarafı ancak TC koltuk değneği ile 10 bin dolar seviyesini azıcık aşabilmiş… Üstelik ada sularında zengin hidrokarbon kaynakları var… Bu zenginliği, devleti, uluslararası statüyü Kıbrıs Türkü ile niye paylaşacaksınız? Var mı bir sebep?
Kuzeydeki topraklar mı?
Geçin canım geçin… Eğer yeterince beklerseniz – ki tüm Rum liderler zamana oynuyor – Kıbrıs Türkü bıkkınlık içerisinde yavaş yavaş Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yama olacak, Kıbrıs meselesi de AB müktesebatının tüm adada nasıl uygulanacağı meselesine dönüşecektir…
Rum tarafının temel yaklaşımı budur… Çözüm falan istemiyorlar… Hepsi hikâye… Çözüm acı ödün demektir, hiçbir Rum lider bu adımı atmayacaktır… O çok umut bağlanılan Anastasiades olur ya seçilir ise göreceğiz o da diğer Rum liderlerin yolundan gidecektir…
Demek ki neymiş? Türkiye KKTC'nin tanınmasına koyduğu ambargoyu kaldırmadığı sürece Kıbrıs'ta eşitler arası barış/çözüm görüşmesi, dolayısıyla adada çözümü getirecek, barışı getirecek bir anlaşmaya ulaşılması hayal olmaya devam edecektir.
Niye en son diyeceğimizi en başta söyledik?
Çünkü sözün özü o…
İngiltere, ABD, Avrupa Birliği diplomatları harıl harıl çalışıyor bu günlerde…
“Türkiye’nin Kıbrıs’taki B planı ne?” sorusuna cevap arıyorlar…
Niye?
Çünkü onlar Türkiye’nin değiştiğini, güçlendiğini ve 1974’de, 77’de, 83’de, 93’de yapamadığını yapabilecek, her ne ise o B planını yürürlüğe sokabilecek siyasi ve ekonomik güce ulaştığını görüyorlar… Üstelik, malum Arap Baharı zamanı, Türkiye’nin siyasi nüfuzu her zamankinden daha güçlü…
Çünkü onlar bu ay içerisinde Greentree’de sağlanamayan ilerlemelerin sağlanabileceğine ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un çok taraflı Kıbrıs toplantısı, yani uluslararası konferans çağrısı yapabileceğine inanmıyorlar…
En büyük olasılık, eğer becerebilirse, genel sekreterin topu taca atarak Kıbrıs görüşme sürecini Şubat 2013 Rum başkanlık seçimleri sonrasına kadar “derin dondurucuya” koyabilmesi…
Yine de, Türkiye ne yapacak? Türkiye’nin B planı ne?
KKTC tanınmamsının önüne yerleştirdiği “aman ha tanınmasın; benden bağımsız olmasın; her zaman bana muhtaç kalsın; her zaman son sözü ben söyleyeyim” amacını güdüyormuş izlenimini veren engeli kaldırıp KKTC’nin uluslararası tanınmasını, en azından Tayvan tarzı bir “territory” haline gelmesini isteyebilir mi?
Sahi, Türkiye Kıbrıs’ta ne istiyor?

Bu haber 857 defa okunmuştur
  • cesaret kasapoğlu  girne - 07.02.2012 Sayın kanlı yazınızı çok beğendim...Ancak Türkiyenin değil ;Kıbrıs Türkünün ne istediği önemlidir bence. Bağımsız ve bağlantısız bir devlet mi; yoksa Türkiye'ye veya Rum'a mı yamalanmak...Bunun kararını daha Kıbrıs Türk'ü veremedi ... Türkiye Kıbrısta ne istediğini nasıl söylesin ?
  • HIC Haciyusuf  londra - 06.02.2012 Turkiye Kibrisda hicbirseyin degismesini isdemiyor.Niye isdesin?Pisirik yonetilmemis olsalar,coktan Kibris Turku kurtulurdu belirsizlikten.Turkiye guclu dedin ya Sayin Kanli,hic zannetmem.Biz Kibrislilara guclu.Ama,kimseye bas kaldiracak hali yok..

:

:

:

: