Lefkoşa çocuk yuvası’nda kişileri değil sistemi eleştirme zamanıdır

Star Kıbrıs’taki yazılarıma eski sıklıkta devam edemiyorum. Bu diğer sorumluluklarımın biraz daha fazla ağır basmasının yanında artık kendi alanım olan çocuk ve ergen psikolojisiyle ilgili yazı yazmaya özen göstermeye başlamamla da ilişkili aslında.
Star Kıbrıs’taki yazılarıma eski sıklıkta devam edemiyorum. Bu diğer sorumluluklarımın biraz daha fazla ağır basmasının yanında artık kendi alanım olan çocuk ve ergen psikolojisiyle ilgili yazı yazmaya özen göstermeye başlamamla da ilişkili aslında. Bu köşede yayınlanan son yazım da zaten çocuk haklarıyla ilişkiliydi. O yazıda Kuzey Kıbrıs’ta çocuk haklarını ihlal eden başlıca kurumun devletin kendisi olduğunu örnekler vererek açıklamaya çalışmıştım. Bugünkü yazı da aslında bu yazının devamı niteliğinde bir bakıma.

Malumunuz; Lefkoşa (kimilerine göre Çağlayan) Çocuk Yuvası yine bir olayla gündeme oturdu. İki ergenin kurumdan kaçmasıyla bulunması arasında geçen bir haftada ve geçen günlerde bulunmalarının ardından bugün halen konu tüm sıcaklığıyla tartışılmakta. Ancak nasıl tartışılmakta? Cevaplanması gereken öncelikli soru bu. İlk anda göze çarpan kurumla ve olayla doğrudan ilgili yetkililerin dışında bir grup insanın (ki bu insanların büyük çoğunluğunu siyasiler ve gazeteciler oluşturuyor) gündem ve sansasyon yaratma amaçlı bir dolu laf ettiğidir. Bu lafların ne kadarının doğru ne kadarının yanlış olduğu ise henüz sorgulanmamaktadır. Herkesin gazeteci kesildiği, hele hele bir gece önce meyhanede alınan bilginin ertesi gün manşetlere taşındığı bir ülkede yaşıyorsanız ve eğer bir nebze olsun medya okur yazarıysanız, zaten yazılanların yüzde doksanını dikkate almamanız gerektiğini öğrenmişsinizdir. Siyasi ortamımızın hali ise ortadadır. İnsanların yüzlerine bakıp vaatler verildiği ve çok değil bir ay sonra sanki o vaatleri uzaylılar vermiş gibi davranan bir grup insanın arenası haline dönmüştür siyaset meydanımız. Bu nedenledir ki siyasi erk sahibi kim olursa olsun onların laflarıyla da olaya bakamayacağımız aşikardır.
Peki kime kulak vermelidir? Bence kimseye. Neden mi? Çünkü kimse bugüne kadar çıkıp olan olayın ardındaki sistem sorununa odaklanmamıştır. Şu anda kurumdaki annelerden, eğitmenlere ve idari personele kadar herkes sorgulanmakta, kelle avcılığı yapar gibi suçlu aranmaktadır. Bir sendika yetkilisi çıkıp olayın sorumlusunun kurumun başındaki bakan olduğunu söylebilmektedir. Başka biri Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ndeki müdür ve ekibini topa tutmaktadır. Herkes artık susmalı ve kendisinin haricindeki herkesi suçlamaktan ve sorumlu kılmaktan vazgeçmelidir. Bu noktadan sonra yapılması gereken yuvadaki sistemin sorgulanması ve yeni bir sistemin oluşturulabilmesi için süratle girişimlerde bulunulmasıdır.
Bu bağlamda buradan şunu duyurmakta bir sakınca görmüyorum. Son beş aydır Lefkoşa Çocuk Yuvası’na gönüllü olarak katkı koyan bir uzman olarak kurumun bağlı olduğu Sosyal Hizmetler Dairesi’ne çözüm önerileri içeren bir rapor hazırlamış bulunmaktayım. Bu önerilerden en önemli ikisine yalnızca başlık olarak burada yer vermek istiyorum:

1- Kurumun biran önce özerk bir yapıya kavuşması diğer bir deyişle ‘devlet katkısının maksimum, devlet müdahalesinin minimum’ olacağı koşulların yaratılması,
2- Kurumun “Çocuk Yuvası” ve “Gençlik Evi” olarak yeniden yapılandırılması, gerekli nitelikli ve eğitimli personelin bu yapılandırılmaya paralel biçimde istihdam edilmesidir.
Bu koşullar sağlandığında kurumun kendi sağlıklı iç dinamiklerine kavuşması için hiçbir engelleyici faktör olmadığına inanıyorum. Yeter ki Lefkoşa Çocuk Yuvası’nın çocukları ve gençleri karar mekanizmalarına katan, şeffaf ve demokratik bir ortam olarak var olmasına ve yaşatılmasına tüm paydaşlar olarak niyet edelim.

:

:

:

: