Gül olabilmek…

Ne zaman bir yerlerde öğrencilerden, gençlerden söz açılsa, hemen onları korurum. Biz anne- babalar, öğretmenler, gençlerden sorumlu tüm yetişkinler, her zaman doğru adımlar atmalıyız, derim.
Ne zaman bir yerlerde öğrencilerden, gençlerden söz açılsa, hemen onları korurum. Biz anne- babalar, öğretmenler, gençlerden sorumlu tüm yetişkinler, her zaman doğru adımlar atmalıyız, derim. Aile, okul ve çevre üçgeninde olmazsa olmazları ararım. Onlarda gördüğüm her yanlış için de önce yetişkinleri sorgularım.

Yine sık sık kullandığım bir söz vardır: “ Gül ekenler ancak gül toplarlar…” derim. Aslında, Gül ekene yakışır bir gül olmak da ayrı bir gurur kaynağıdır elbette. Bu nasıl mı olur? Elbette, yanıtı siz zaten biliyorsunuz: İnsan olmak, insana yakışan duyarlılık ve sorumlulukları taşımak… Çalışkan olmak… Kendisine, ailesine, çevresine ve yaşadığı topluma, dünyaya emek verebilmek… Her şeyin en iyisini arayıp bulmak… Gücünün yettiği kadar aydınlanmak ve çevresini aydınlatmak… Görev ve sorumluluk bilinci taşımak… Hatta her şeyi koşulsuz sevmek…

Yılların öğretmeni olarak, sık sık gül toplamak mutluluğuna erişenlerden olduğumu ( büyük bir gururla) sizinle paylaşmak isterim. Geçen hafta Girne Amerikan Üniversitesinin hazırladığı 2. Sinema Günleri’nin açılışında vardım. Aslında soğuk hava bana bayağı bir kararsızlık yaşattıysa da yine işin galibi bendim. Tam saatinde AKM’deydim. Bürokratlar ve sanat çevresi oradaydı. Özellikle sinema günlerinde filmleri gösterime giren sanatçılar… Onlar, ağırlıklı olarak tiyatro sanatçısıydılar ve bana göre başarıları, tiyatro kökenli olmalarındaydı.

Benim için gecenin sürprizi LTL’de okuttuğum öğrencim ALİ DÜŞENKALKAR’dı. Ben onu her dizide, her filmde görüyordum ama o beni neredeyse 35 yıldır hiç görmemişti. Açılışta yanına gittiğimde beni tanıdı, dünyalar benim oldu. Masmavi gözlerinin içi gülüyordu. Gece boyunca neredeyse yanımdan hiç ayrılmadı. Diğer oyuncu arkadaşlarıyla beni tanıştırdı. Yanıma gelen herkese, onun öğrencim olduğunu, büyük bir gururla anlattım. Ona son kitabımı imzalayıp verdim. Daha sonra da oteline diğer kitaplarımdan bıraktım. Bu satırları yazarken bile, “ Öğretmenim…” diyen sesi inanın hala kulaklarımda…

ALİ DÜŞENKALKAR , 1961 Lefkoşa doğumlu. Evli ve bir çocuğu var. Mimar Sinan Üniversitesi, Devlet Konservatuarı mezunu… Bugüne dek 38 oyunda rol almış. Bun yaparken de oyuncu, yardımcı yönetmen ve yönetmenlik yapmış. Beni en çok gururlandıran yönü de 15 yıldır “ ATATÜRK’ÜN SÖYLEVİ”ni yurt içi ve yurtdışında pek çok topluluk, kurum ve kuruluşta sunuyor olması… Onunla ayrıca gurur duydum. Biliyorsunuz “Hanımın Çiftliği” dizisinde de Kabak Hafız rolündeydi.

Bir de diksiyon, fonetik, drama ve konuşma dersleri verdiğini öğrendim. (Bu bilgilerin çoğu internetten… Eminim pek çok eksik vardır.) Onunla öyle gurur duydum ki! Onu tekrar görebilmek adına UKÜ ile bağlantı kurdum o anda. Sevgili Gülten Sala’ya söz ettim. Kütüphane Haftasına daveti, bizzat ben ilettim. O da seve seve kabul etti. 30 Mart’ta arkadaşı Necip Memilli (Hanımın Çiftliği’nde Ramazan rolündeki) ile UKÜ’de söyleşi yapacaklar. Hatta şiirler de seslendireceği gelen bilgiler arasında… Lütfen bu etkinliğe katılın, diyorum. Ben de orada olacağım…

Biz öğretmenler, emek verdiğimiz her öğrencide, kendimizden bir iz ararız. Bizi hatırlasınlar isteriz. Onlara kattığımız değerleri anlamalarını bekleriz. Bu nedenle, yazımın başlığını GÜL OLABİLMEK koydum. Gül olduğunu anlamak da bir erdemdir, bana göre… GÜL olduğunun ayırdına varmaktır aslolan… Bize emek veren anne babalarımızın kıymetini bilmektir. Öğretmenlerimizin emeklerine saygı göstermektir. Yol göstericilerimizi saygıyla anmaktır.

Bu noktada çok şanslı olduğumu düşünüyorum her zaman. Geçenlerde ADA tv. deki programımda yeni yayınlanan kitabı “ Nasıl Kurtuldum” a yer verdiğim Sivas’taki Prof. Dr. İbrahim Akkurt gibi…

“ Bir sevgi perisi öğretmenim Ayşe Tural… Hem rehber öğretmenim hem de Türkçe öğretmenimdi. İncecik, kibar, sevecen bir periyi anımsadım. Başarısızlıklarımı başarıya dönüştürmemde mihenk taşımdı. Bir sürü zayıfımı onun sevecen tavrıyla büyük bir başarıya dönüştürmüştüm ve bu bir ömür böyle sürdü…” diyor.

Yine onun ağabeysi Ankara’da hukukçu Kemal Akkurt gibi… “ Adı Sevmekle Başlasın” isimli kitabımı tanıtırken, öğrencilik yıllarında onda ne derin izler bıraktığımı şöyle anlatıyor:

“ Yaşamımıza renk katan, geçmişimizde derin izler bırakan kişiler vardır. Sanırım bu kişilerin başında da öğretmenlerimiz gelir. Türkçe öğretmenim Ayşe Tural da bunlardan biri ve en önemlisidir. Onunla yıllar sonra buluşmamız inanılmaz mutluluk verici olmuştu.” diyerek daha nice güzel sözlerle kitaplarımı tanıtıyor.

Sevgili doktor kızım İlknur Genç: Dilbilgisini çöpten adamlar çizerek, onlara nasıl sevdirdiğimi hala unutmadığını yazıyor… Her alo, deyişinde, öğretmenim deyişinde sevgi titreyişleriyle dolu sesi, beni mutlu ediyor…

Ya da onun kardeşi GATA’da doktor Onur Genç gibi…( Odasına girdiğimizde ellerime sarılan yakışıklı oğlum).

Ankara’da yaşayan işadamı Mustafa Atmaca gibi… (Tüm sınıf arkadaşlarıyla buluştuğumuz yemekte “ Valla hocam, benim ilk aşkım sizdiniz… ”diye itiraf etmekten gurur duyan öğrencim…) Sizler de bilirsiniz, hemen hemen sevilen bütün öğretmenlere, öğrencileri hayrandır, aşıktır… Öğretmenler, gençlerin idolüdür çünkü…

Ayrıca Özkulu Gazetesinde ( 40 yıl önce Konya- Kulu Lisesinde öğretmendim.) sevgi cümleleriyle bana yazılarında yer veren nice öğrencim gibi… Kıbrıs’ta hemen her gün birkaçıyla karşılaştığım, sevgileriyle, saygılarıyla beni mutlu eden binlerce öğrencim gibi…

Sizler hemen her hafta, bu sayfada, ziyaret ettiğim okulları, söyleşi yaptığım öğrencilerle paylaşımlarımı zaten biliyorsunuz, okuyorsunuz. Onların aydınlık yüreklerinin sözlere dökülüşünün tanığısınız. Onlar GÜL olmak için uğraşıyorlar…

Tüm kitaplarımın ilk sayfasında ısrarla belirttiğim gibi emek verdiğim binlerce (kabaca 25 bin) öğrencim, hangi meslekten olurlarsa olsunlar, hepsi GÜL OLABİLMEK konusunda son derece başarılılar. Onları sevgiyle kucaklıyorum. Tekrar dünyaya gelsem, hiç tereddütsüz yine öğretmen olurdum. Hem de yine onların öğretmeni olmak isterdim.

Yarın Dünya Kadınlar Günü… Önceden belirlenmiş pek çok günden biri bu da… Ne var ki, tüm özel günler gibi anlamını vurgulamayı bilirsek, geçen yıldan bu yıla geçen 365 günü boşa geçirmemişsek, mesele yok! Aferin bize! Yok eğer, bir arpa boyu yol almışsak, durup düşünmek gerek… Tüm kadınların bu özel gününü içtenlikle kutlarım…
Bu haber 299 defa okunmuştur

:

:

:

: