Aynı anavatanda iki eşit halk…

Kıbrıs Türkü olup da çözüm istememek, kafese kapatılıp da özgürlüğü talep etmemek gibi doğaya aykırı, insan tabiatına aykırı bir durum olur.
Kıbrıs Türkü olup da çözüm istememek, kafese kapatılıp da özgürlüğü talep etmemek gibi doğaya aykırı, insan tabiatına aykırı bir durum olur.
Elbette ki bir kafesten daha küçük veya daha büyük bir diğer kafese geçmek, kafesten veya çözümsüzlükten kurtuluş anlamına gelmeyecek, sadece sanal bir değişiklik duygusu yaratmanın ötesine gitmeyecektir.
Yani, Kıbrıs Türk halkı açısından çözüm ancak ve ancak adadaki varlığının, esenliğinin, ırksal, kültürel ve dinsel farklılığının devamının garantilenmesi ile mümkün olacaktır.
Yeter mi?
Hayır yetmez. Çözüm Kıbrıs Türk halkının sadece adadaki bugünkü varlığını ve esenliğini, farklılıklarıyla var oluşunu değil, aynı zamanda yarınını da garantilemeli, yarını görebilmesine imkân vermelidir.
Ne demek yani bu?
Demek ki çözüm Kıbrıs Türk halkı açısından adadaki diğer halkla siyasi eşitliğini tespit etmelidir. İki halk olarak birlikte barış içerisinde yaşayabilmelerinin bu eşitliğe, farklılıklara karşılıklı saygı gösterilmesi gerekliliğini net bir şekilde ortaya koymalıdır. Ve en önemlisi, adanın bu iki halk arasındaki ilişkinin zamanında Kofi Annan’ın da dediği gibi bir “azınlık-çoğunluk ilişkisi değil, aynı anavatanı paylaşan iki ayrı insan topluluğu arasındaki ilişki” olduğu hazmedilebilinmelidir.
Ne azınlık, ne de çoğunluk değil, aynı anavatanı paylaşan iki eşit halk.
İşte Kıbrıs sorununun çözülememesinin nedeni bu cümlede saklıdır. Kıbrıs Rumları on yıllardır Kıbrıs Türkünü ikinci sınıf vatandaş yapmaya, çoğunluğunu “Elenlerin” oluşturduğu Kıbrıs milleti içerisinde bazı özel haklar verilebilecek, korunması gereken bir toplum statüsüne indirgemeye çalışıyorlar.
Sanki türü tükenmekte olan Kelaynak kuşunu koruyor gibi Kıbrıs Türk halkını da koruma altında ama bir azınlık olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yama yapma gayreti içerisinde hep mübarekler. 1962’de de öyleydi, 1963’de kan dökmeye başladıklarında da Mart 1964’de Kıbrıs Türkünü ortak idareden tamamen kovduklarında da bugün de…
İyi de nereden çıktı bu konu şimdi?
Yok, başlığa bakıp da yanlış anlamayın. Talat döneminin çapraz oyu da geride bırakan en büyük teslimiyetinden, pardon rezaletinden, yani adada “tek halklı” bir federasyon kurulacağı yönündeki melun beyandan bahsetmiyorum… Başlık unutanlar veya hafızası yüzeysel olup dalgınlığa uğrayanlar için Kıbrıs sorununun neden çözülemediğini hatırlatmak amaçlı. Şimdi bahsedeceğim konu daha bir içsel…
Geçen hafta 2 Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (KTMMOB) 50. Genel Kurul toplantında konuştu. Talat, Kıbrıslı Türklerin çözüm isteyen taraf olduğu imajının son zamanlarda değiştiğini, diplomatlardan, Kıbrıs Türk tarafının da, Rum tarafı gibi çözüm konusunda isteksiz olduğu yönünde izlenimler edindiğini iddia etti.
Görüşüne elbette ki saygı duyarız, duyulmalı…
Ancak, daha birkaç gün önce aynı Talat Kıbrıs Rum tarafının çözüm istemediğini ve başta AKEL olmak üzere birçok güç merkezinin çözüm karşıtlığı bezirgânlığı (mealen) yaptığını, siyasi mevcudiyetini ona borçlu olduğunu söylemiyor muydu? O konuşmasında Talat çözümsüzlüğün Kıbrıs Rum tarafının çözüm istencinin olmamasından kaynaklandığını söylemiyor muydu?
Eeee! Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?
Nalıncı keseri gibi “Hep bana Rab bana” yaklaşımıyla veya ben edince güzel, başkası deyince kötü gibi ben merkezli kıskanç yaklaşımlar kimseye yarar vermez, sonunda nasıl keskin sirke sırrını bozar testiyi patlatırsa, bu durumdan bu hastalığı taşıyanlar zarar görür.
Uzun zamandır siyasi karşıtlık uğruna Kıbrıs meselesi iç politika malzemesi yapılmıştır. Sanki kendileri ayrı bir gemideymişler ve etkilenmeyeceklermiş gibi KKTC gemisini olanca güçleriyle batırmaya çalışmakta belli bir siyasi parti ve o görüşe destek veren “siyaset üstü” veya “dışı” katmanlar.
BM Genel Sekreteri özel Kıbrıs danışmanı Aleksander Downer ve Kıbrıs konusunu takip etmekte olan diğer uluslararası camia mensuplarına boyuna malzeme veriliyor, “Rumlar ilerlemiyor ise Türk tarafı ilerlesin, taviz versin, suçlayın, baskı altına alın, adım atsınlar” gibi bir iğrenç teslimiyet ve işbirlikçi mantalite ile görüşmeler ve görüşme sürecindeki Kıbrıs Türk pozisyonuna boyuna darbe vuruluyor.
Yazıktır beyler yazıktır… Unutmayın, siz de bu gemidesiniz!
Bu haber 244 defa okunmuştur

:

:

:

: