En hakiki Kıbrıslı Türkler…

Kelimelerin efendisi Kandemir Konduk bu günlerde “Yasaklar 2012” isimli bir piyes, pardon “kabare” eseri yazıyormuş.
Kelimelerin efendisi Kandemir Konduk bu günlerde “Yasaklar 2012” isimli bir piyes, pardon “kabare” eseri yazıyormuş. Daha doğrusu o 1970lerde, 1980 başlarında izlemeye doyamadığımız, kendimizi, yaşam koşullarımızı en acı şekilde eleştiren, yüzümüze vuran şahane gösteri güncellenerek tekrar karşımıza geliyormuş.

Yine “Devekuşu Kabare” mi sergileyecek, yoksa yeni bir oluşum mu gündemde?
Okuduk güzel haberi geçtiğimiz Haziran başında… Efsanevi Devekuşu Kabare sahnelere tekrar dönüyor, Metin Akpınar Zeki Alasya ikilisi birlikte karşımıza çıkıyor diye…
Biliyor muyuz Zeki Alasya’nın doğumu İstanbul’da, yaşamı İstanbul’da ama kalbinin en derin köşesinde bir Kıbrıslı Türk olduğunu? Babası Lefkoşalı…

Birkaç konferansına katıldım… Bazı arkadaş ortamlarında birlikte rakı bardağı kaldırdım… Sohbetinden, dostluğundan, kibarlığından her karşılaştığımızda çok etkilendim. Sorsanız ben kimim diye, büyük olasılıkla hatırlamaz. Doğaldır, her toplum katmanından her gün onlarca kişiyle hasbıhal eden, insan sevgisiyle, sohbet aşkıyla dolu Zeki Alasya’nın tanış olduğu onca insan içinden beni çıkarması, hatırlaması çok zor bir iş… Ama “Ankara’da bir Kıbrıslı gazeteci dostunuz var mı?” derseniz, belki daha kolay olur hatırlaması…

Ankara’daki Kıbrıslı gazeteci… Adeta etiket gibi…
Rahmetli Turgut Özal kızdığı zamanlarda benim gazeteci olduğumu da siler, “Söyle Kıbrıslı” diye haşin bakardı gözlerimin taa en derinlerine. Başbakan makamının arka odasında Rahşan Ecevit’den gizli birlikte sigara içerken rahmetli Ecevit “Bak Kıbrıslı dostum” derdi, gazeteciliğimi siler atar, “dost” sıfatıyla onurlandırırdı beni. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel için ise ne Kıbrıslı olmam ne de gazeteci olmam önemli oldu, hep “Yusuf, bir gelsene” tarzında, samimi, babacan üslubuyla hep “aileden, yakın dostlardan” muamelesi ile ödüllendirdi beni.

Gazeteci dostum Cem Kar “En hakiki Kıbrıslı Türkler” başlıklı bir yazı yazdı geçenlerde… Yazının başlığı aldı götürdü beni.
Hatırlar mısınız? Eskiden bir otobüs şirketi vardı, ünlü mü ünlü.
Sonra o şirketten birileri ayrıldı, yeni bir şirket kurdular “Öz falan filan Seyahat” diye…
Sonra? O şirkette de düzen tutmadı bir süre sonra birileri ayrıldı bir şirket daha kurdular. Bu sefer “Hakiki falan filan Seyahat.”
Sonra “En Hakiki falan filan Seyahat.”
Sonra… Hep böyle olmuştur bu iş…
Şimdi Kıbrıslı Türk olmanın esası, özü, en özü, hakikisi, sahtesi, en hakikisi falan da olur mu?

Rahmetli Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş hep “aramızda ayrı gayrı olamaz. Kıbrıs’tan giden de Kıbrıslı Türk gelen de burayı vatan yapmışsa Kıbrıslı Türk” derdi, damarımıza basardı hep.

Gidenle gelen bir olabilir miydi?
Yeni gelen ile adada mevcut olanın farkı sadece geliş zamanıyla mı ilgiliydi?
Yani, 500 sene önce gelen ile geçen sene gelen ve bir şekilde vatandaşlık verilen aynı statüde kabul edilebilinirler mi? Yani ikisi de “Kıbrıslı Türk” mü?

Türk olmak mı daha önemli, Kıbrıslı olmak mı?
Bu soruyu es geçsek belki daha iyi çünkü bu sefer de bazı zihinsel sorunlu Rumların o melun “Kıbrıslı Türk yok adada, onlar Müslümanlaştırılmış Kıbrıslılardır” iddiasına gelecek iş… Yoksa onu da konuşmak mı lazım?
Kişisel olarak defalarca yazdım, yakın zamana kadar ben kendimi önce Türk sonra Kıbrıslı olarak tanımlardım.

Sonra Recep Tayyip Erdoğan isimli bir Türkiye başbakanı talihsiz bir sövgüde bulundu, Kıbrıs Türk halkına asalak muamelesi çekti… Çook alındım, ve tekrar farkına vardım… Nerede yaşarsam yaşayım ben bir Kıbrıs Türküyüm ve Kıbrıs’a aidim…
Şimdi bazı kendini bilmezler hangi pasaportla yurt dışına çıkıldığına bakarak “hakiki” veya “en hakiki” Kıbrıslı Türk tasnifi yapıyorlar…

Geç kardeşim geç…
Varsaydı kapasiten, cesaretin, yetiyorsaydı algı düzeyin sen de gitseydin Brüksel’e, düzenleseydin o muhteşem “Kıbrıs Türkü hayalet değildir, Avrupa Kıbrıs Türkünü hatırla” eylemini ve sonra deseydin “Ben vatana hizmet eden bir Kıbrıs Türküyüm” ve biz de alkışlasaydık seni…

Şimdi “Brüksel’e Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu ile gittiler. Bunlar hain, Kıbrıs Türkü değil” falan demek abes doğrusu…
Ne demiş İbrahim Tatlıses zamanında, “Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık…”
Pasaportun tanınmıyor…
Kimliğin tanınmıyor…
Ya Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ile ya da bir başka pasaport veya Kıbrıs pasaportu ile seyahat edebiliyorsun…

Üstelik KKTC yurttaşı olabilmenin ön şartlarından birisi (KKTC anayasasına bakınız lütfen) Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olmak…
Kıbrıs Türk halkı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu halklarından birisi…
Türkiye, ve Kıbrıs Türk halkı Kıbrıs Cumhuriyetini kuran anlaşmalara imza atan beş taraftan ikisi. Türkiye Kıbrıs Cumhuriyetinden tanımasını geri çekmiş değil…
Sadece 1964 Mart ayından bu yana adada ortak yönetim yok ve Cumhuriyet makamları işgal altında…

Sonra Kıbrıs pasaportu kullanmak vatan hainliği, kullanmamak “en hakiki Kıbrıslı Türk” sayılma gerekçesi…

Hadi canım sende!
Uyan arkadaşım, “adada kim daha hakiki Kıbrıs Türkü” yarışması düzenlemenin zamanı değil… Boşuna uğraşma, kahve fincanında fırtına koparma… 1 Temmuz geldi. Rum kesimi Avrupa Birliği dönem başkanı oldu. Görüşmeler kesildi. Çözüm umutları en az iki yıl daha ötelendi.

Lefkoşa’nın sokakları yine felaket… Yerel yönetimler çöküyor, hükümet çöküyor, Türkiye tam bir müstemleke siyaseti güdüyor ve sen “kim en hakiki Kıbrıslı” konusunda kafa patlatıyorsun…

Yahu bir tek sen “en öz be öz Kıbrıslı Türk” olsan ne yazar?
Bu haber 554 defa okunmuştur
  • baturalp  lefkoşa - 07.07.2012 hani bir söz vardır; HAKLI SÖZE HACI EMMİN NE DESİN YAVRUM diye noktalanan...

:

:

:

: