Kulu Lisesinde muhteşem gün… (2)

YOLCULUK… Rusya yolculuğumdan önce Ankara’dan Kemal (Akkurt- avukat) aramıştı. “ Hocam haziran ayının sonuna doğru müsait olur musunuz? Sizin yurt dışı etkinlikleriniz çok, biz size uyalım.” dediğinde programımın uygun olduğunu söylemiştim.
YOLCULUK…
Rusya yolculuğumdan önce Ankara’dan Kemal (Akkurt- avukat) aramıştı. “ Hocam haziran ayının sonuna doğru müsait olur musunuz? Sizin yurt dışı etkinlikleriniz çok, biz size uyalım.” dediğinde programımın uygun olduğunu söylemiştim. Son haberleşmemizde de Ankara’da Baroya ait LİTAİ Otelinde üç günlük konaklama işlemimin yapıldığını, beni merakla beklediklerini, kendisinin karşılayacağını bildirmişti. Her türlü ayrıntının yer aldığı programı – tüm yoğunluğuna karşın- bizzat kendisi yapmıştı. Ne harika bir insan… Yorulmuyor, yakınmıyor ve başarıyor…
21 Haziran 2012 sabahı sekiz uçağı ile Ankara’ya ulaşıyorum. Kemal karşılıyor ve beni otelime yerleştiriyor. Öğle yemeğimi yemek için aşağıdaki küçük lokantaya iniyorum. (Öğle yemekleri için burası, akşam yemekleri içinse kocaman teras hazırlanıyor.) Sıcaklık 20 derece dediler ama hissedilen 30 derece gibi… Hafif esintili, güneşli bir gün… Pencere önüne oturarak yemeğimi ısmarlıyorum. “ Fesleğen soslu tavuk” siparişi veriyorum. Bir yandan da kocaman havuzda keyifle yüzenleri seyrediyorum. Sonra çıkıp biraz uyuyorum.
LİTAİ’NİN ADI NERDEN GELİYOR ?
Otelin adı ne anlama geliyor? Böyle ilginç bir isim olunca merak ediyor insan… Broşürlere bakıyorum. Öğrendiklerimi mutlaka sizinle paylaşmalıyım…
“İnsanlık, adaletin gerçekleşmesi için savunmanın vazgeçilmez olduğunu, en eski çağlardan keşfedip efsanelerin konu etmiş. Mitolojide savunma görevini üstlenenler, Zeus’un kızları olan LİTAİ’lerdi. Yargıçlara, “suç işleyenlerin kandırıldıklarını” anlatıyorlar ve Zeus’tan onları bağışlamasını talep ediyorlardı. Bu yüzden, avukatlık mesleğinin ilk temsilcileri olarak kabul edildiler.
Kötü ruhlu, kışkırtıcı, günaha ve suça teşvik edici olduğu için SUÇ TANRIÇASI olan ATE’nin kızkardeşleri olan LİTAİ’ler , hem iyilerin savunucusu hem de suç ve günah işleyenler adına af dileyiciydiler… Litailerin Ate’nin etrafında dönmelerinin nedeni ise onun insanları suça ve günaha teşvik etmesine engel olmaktı.
Çirkin görüntülerinin aksine, yüce bir ruhla görev yapan Litailer, günümüzde avukatların yaptıkları şeyi yapmışlar, yani insanları suç ve cezanın dehşetinden korumaya, onları savunmaya çalışmışlardı. HOMEROS, ölümsüz eseri İLYADA’da Litaileri (avukatları) şöyle anlatır.
Gün olur yanılır, suç işler insanlar
Güzel adaklar, sunularla yalvarırlar,
Kurban yağlarıyla yumuşatırlar Tanrıları
Ulu Zeus’un kızlarıdır LİTAİler,
Topal, yüzleri buruşuk, gözleri şaşı,
Koşarlar SUÇ’un arkasından dertli dertli,
Ama güçlüdür, çevik ayaklıdır SUÇ,
Litailerden çok önde koşar,
İnsanlara kötülük ede ede dolaşır yeryüzünü,
Litailer ise yetişir, kötülüğü düzeltmeye kalkarlar,
Dinlerler kendilerine saygı gösterenleri,
Yardım ederler canla başla,
Kulak asmayan olursa, yalvarırlar ZEUS’a,
Suç takılsın ona, ettiğini bulsun derler…

Bu kadar bilgiden sonra bu ismi seçenin gönlüne sağlık diyelim…

İyice dinlendikten sonra, Ankara’da yaşayan arkadaşlarıma telefon ediyorum. Etkinlik konusunda onları Kıbrıs’tan arayarak bilgi vermiştim. Nursen’i (şair arkadaşım) ve Erol Beyi ( Kıbrıs Kültür Derneği Baş. Yrd. ) arıyorum. Onlarla Tunalı Hilmi’de bir pastanede buluşmak için sözleşiyoruz. Onlar gelinceye kadar da ben, ufak tefek alışverişler yapıyorum. Nursen’le Rusya’da, Erol Beyle de Gökçeada’da beraberdik. Tatlı bir sohbet başlatıyoruz. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Ankara ışık ışık, pırıl pırıl… Özlemişim… Aslında yüreğim biraz buruk… Oğlum Barçın artık burada yaşamıyor, o eşiyle Londra’da yeni bir hayat kurma çabasında… Allah utandırmasın.
Ertesi sabah beni, yoğun bir gün beklediğinden, onlardan ayrılıp fazla geç olmadan otele dönüyorum. Yarın için oldukça heyecanlıyım. Kafamda bin bir soru… 1971 yılının eylül ayında göreve başladığım bu yerde, 41 yıl sonra, kimlerle, nasıl buluşacağım duygusu… Dile kolay tam tamına 41 yıl… Hem heyecan verici hem de biraz ürkütücü… Hangi öğretmenler gelecek, hangi öğrencilerimle karşılaşacağım? Onlarla neler konuşacağız?
HEYECAN DORUKTA…
Sabah oluyor. Hazırlanıp lobiye iniyorum. Kitaplarım, Kulu Lisesine ve Kemal’e armağanlarım, tanıtım cd’si ( Sevgili Murat Bodur, son andaki isteğimle eli ayağına dolaşarak aceleyle bana mükemmel bir cd hazırladı.) ve elbette şiir kitaplarım yanımda… Konuşmamsa günler öncesinden hazır… Hepsi aklımda yazılı… Kemal beni almaya 11.00 de gelecek. Derken otelin kapısında Turhan’ı ( Köseoğlu) görüyorum. Onun evi otele yürüme mesafesindeymiş. Önce o geliyor, biraz oturuyoruz. Derken Kemal, yanında Salih Açıkel (Albay) la otelin önüne park ediyor. Bekletmemek için hemen yerlerimizi alıyoruz. Ben önde oturuyorum. Kulu’ya galiba gitmeyeli 7 yıl oldu. Bu resmi gidiş elbette daha bir anlamlı, daha bir heyecan dolu…
Tatlı bir sohbete dalarak yola koyuluyoruz. İlknur, annesi babası (Aytekin Genç- müdürümüzdü)kardeşleri ve resim öğretmeni Gülümser Aydemir’le ayrı iki araba ile arkamızdan geliyor. Programa göre önce Kulu’ya gitmeden Makas’ta yemek yenecek. Ferah, kocaman, çiçekler içinde bir kır lokantası… Ayrı bir bölümde hemen masalar hazırlanıyor, garsonlar koşturuyor. Konya’nın meşhur tandırından yiyeceğiz. Derken diğer arabalar da geliyor. Sarılmalar, selamlaşmalar, hatır sormalar… Yıllardır görmediklerinizi görüyorsunuz. Lokanta sahibi de çocuklarını okuttuğumuz aileden… Öğrenciler gelip elimi öpüyor. Kendilerini tanıtıyor. Sadece belleğimde isimler ve soyadları var… Yüzler silik… Bir tanıdık gülüş, bir tanıdık bakış arıyorum…
Gecikmeden tekrar yola çıkıyoruz, zaten on dakikalık yolumuz var. Bakıyorum Kulu da, beton yığınlarından nasibini almış. Dört beş katlı binalarla şehirlere benzemeye başlamış bile… İlk işimiz Kulu Lisesi’nin yeni binasına gitmek oluyor. Bahçede oldukça kalabalık bir grup tarafından karşılanıyoruz. Lise Müdürü Hamit Erdoğan ve okulun öğretmenleri ve eski öğrencilerimizden bir grup… Bir yandan da gelmeler sürüyor. Önce müdürün odasında soluklanıyoruz. Çaylar geliyor. Bir bir tanıştırılıyoruz. Onlar bizi ismen biliyorlar zaten. Daha sonra salona alınıyoruz. Program başlıyor. Salon hemen hemen dolmuş gibi. Lise öğrencileri sunuculuk yapıyor. Derken okul müdürünün konuşmasının ardından, salondaki herkese, sırayla mikrofon uzatılıyor. Mikrofonu eline alan kısaca kendini tanıtıyor. Mesleğini ve nerede yaşadığını özetliyor. Gülüşmeler, şakalaşmalar, bazen de duygulu anlar… Bunca insan ta nerelerden kalkıp gelmiş bugün için… İşini gücünü bırakmış… BUGÜN HEPİMİZ İÇİN ÇOK ÖZEL…
İlknur GENÇ (doktor), Ömer ULUDAĞ (öğretmen), Sibel ULUDAĞ (öğretmen), İbrahim AKKURT (Sivas Üniver. Hastanesinde Prof.Dr.), Tolga GENÇ (eczacı), Müzeyyen YILMAZ (İsveç’te öğretmen), Binnur GENÇ (Antalya Akdeniz Üni. Prof.), Tayyar BUDAK (Rahmetli Hasan BUDAK’ın kardeşi), İbrahim AYHAN (Mate. Öğr.), Korkut (Kulu Lis. Öğretmen), Zekiye BERBER ( Mersin’de Diş Hekimi), Behzat GÖRGÜLÜ ( Mate.Öğr.), Hürriyet Demirörs (İsveç’te yaşıyor.), Nurettin Atmaca (polis), Ekrem ATMACA (çiftçi), Salih AÇIKEL (albay), Lisani AKYEL (eczacı), Turhan KÖSEOĞLU (MKE’de Makine Mühendisi), Sami Göker (İsveç’te yaşıyor.)Cevdet KOYUNCU (çiftçi), Bünyamin ERDOĞAN (zabıta memuru), Muhittin SARI (esnaf), Onur GENÇ (Doktor), Kemal Akkurt (avukat)…
Programda Kemal, “İnsan Hakları ve Anayasa ” konulu bir konuşma yapıyor. Konuşması ilgiyle dinleniyor. Ben de kısa kısa notlar alıyorum.
Magna Carta Libertatum ( Büyük Özgürlükler Sözleşmesi) den söz ediyor. 1215 yılında İngiltere’de hazırlanan sözleşme köleleri kapsamıyor, o yıllarda sömürgecilik yaygın… Bu maddeler ve düşünceler Türklerde ancak 600 yıl sonra Tanzimat Fermanı ile gündeme geliyor. 1939’da Tanzimat Fermanı ile devlet (padişah) halka bazı haklarının olduğunu bildiriyor. VERGİ- ASKERLİK- ADALET…
1878’de Kanun-i Esasi kabul ediliyor. (II. Abdülhamit) 1908’de ikinci kez ilan edilen meşrutiyet idaresi… 1921 Anayasası ile Batılı anlamda bir Anayasa tanımlanıyor. 1924 Anayasası 1961 Darbe sonrası Anayasası (ileri bir anayasa bu) 1982 Anayasası (Darbe Anayasası tam 17 kez değiştirilmiştir)
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi tüm dünya insanları için 1948’de BM tarafından hazırlandı.
Bu bildirge 3 yılda hazırlandı. / İnsanlık tarihinde bir devrimdir./ Tek eksiği YAPTIRIM GÜCÜ yoktur. Sadece tavsiyelerde bulunur…
Kulu Lisesinin bizim dönemimizdeki Müdürü Aytekin GENÇ’e söz veriliyor. Ardından resim öğretmeni Gülümser AYDEMİR, duygulu bir konuşma yapıyor, dudakları titriyor, gözleri doluyor.
Derken sıra bende. Zaten özgeçmişimi bir lise öğrencisi anlattığı için ben de duygularımı dile getiriyorum. Hayatı sevin, onu dikkatle gözleyin ve sahip olduklarınızın değerini bilin, farkındalıklarınızı arttırın diyorum. Konuşmamı şiirlerle renklendiriyorum.
Kulu Lisesi Müdürü Hamit Erdoğan’a içinde Kıbrıs Haritası olan kabartmalı, cam bir tepsi hediye ediyorum. Beni ve Kıbrıs’ı hatırlamaları için. Aynı tepsiden Kemal’e de yola çıkarken hediye etmiştim, bürosunda kullansın diye…
Şimdi mini bir kokteyl var. Gülümser Hanım küçük bir sergi açıyor yanında getirdiği seramiklerinden… İlknur hep yanı başında… Öğrenciliğinden beri ona hayran… İlknur da evinde seramik çalışıyor. Zaman zaman öğrenci- öğretmen birlikte üretiyorlar… Müzik dinletisi de var. Bir yandan ben, Zekiye Berber ve İbrahim Akkurt, kitaplarımızı imzalıyoruz.
Çevremi saran öğrencilerimle doyamadığım sohbetler başlıyor. Herkes kızından, oğlundan söz ediyor. Hepsi çocuklarını okutmuş. Gurur duyuyorum. 41 yıl önceki bölük pörçük anılardan söz ediyoruz. Biri anlatırken diğeri tamamlıyor. Anlatılmaz duygulu anlar… Gülsek mi ağlasak mı? En çok da onlarla gurur duyuyorum. Yokluklardan gelmiş, zorlukları yenmiş çocuklarım benim. Hepsi orta yaşı bulmuş, yine de gözümde o günkü öğrenciler gibi… Hepsi saygıyla elimi öpüyor, hatır soruyor, iltifat ediyor. Canlarım benim…
Kulu Belediye Başkanı Ahmet YILDIZ’ı da makamında ziyaret ediyoruz. Kızı Kıbrıs’ta okuyormuş. Ardından ÖZKULU GAZETESİNE gidiyoruz. Onlara teşekkür borcum var. Benimle ilgili bugüne dek pek çok haber yayınladılar. Kululu olmayan ama kendilerini Kulu’ya adamış güzel insanlar… Hüsrev Bey ve eşi… Aydın duruşlu, mert yürekli, doğru bildiğini savunmaktan çekinmeyen gerçek bir gazeteci… Zaten gün boyunca ÖZKULU yayın müdürü Yunus KIRATLI hep yanımızdaydı. Her anı fotoğrafladı, kayda geçirdi, sağolsun… Böyle zamanlarda basın çok önemli elbette…
Dönüş yolculuğunda günün değerlendirmesini yapıyoruz Kemal, Turhan ve Gülümser’le. Bu kez arabaya onu da alıyoruz. Gün batarken yorgun ama son derece mutluyuz. Kemal’in ikramları bitmiyor. Ne kadar içtenlikle sunuyor her şeyi… Ankara’ya dönüyoruz. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi bahçesinde güzel bir lokanta… Ağaçların altında, çiçeklerin arasında bir masaya oturuyoruz. GENÇ Ailesi tam kadro, Kemal, Turhan, Gülümser ve ben… Keyifle yemeklerimizi yiyoruz. Sohbet keyifle sürüyor. Aslında yemek bahane… Bugün geçmiş günlerin anısı, sevgi ve saygı dolu buluşma bizi doyurdu. Sonra ayrılık vakti geliyor…
Gülümser, İzmir uçağına yetişecek. Ben de otelime taksiyle dönüyorum. Herkes kendi dünyasına dönüyor tekrar… Hayatının hayhuyuna… Yüreklerimiz sevgiyle dolu olarak elbette…

Bu haber 285 defa okunmuştur
  • Mükemmel Mehmet ALP  Mersin - 06.02.2013 Sevgili hocam, kulu'ya gidişinizi ve orada geçirdiğiniz anları öyle güzel anlatmışsınız ki, niye yalan söyleyim gıpta ettim ve öğrenciniz olmakla gurur duydum. keşke bende o an orada olsaydım ve o güzellikleri yaşasaydım. şimdi çok üzülüyorum. Saygılarımla kulu lisesinden öğrenciniz Mehmet ALP

:

:

:

: