Kıbrıs Türk Edebiyatı’ndan…

Güne başlamak… Şu aralar, erken uyanmaya alıştım. Bunda sıcağın ve güneşin erken doğmasının rolü çok elbette…

ÖZKER YAŞIN…

Güne başlamak…
Şu aralar, erken uyanmaya alıştım. Bunda sıcağın ve güneşin erken doğmasının rolü çok elbette… Baksanıza gündüzler on yedi saat oldu. Uyumadan ortalık ağarıyor. Elbette kaliteli uyku uyumuşsanız (deliksiz olanından) az da uyumuş olsanız zinde oluyorsunuz. Uyanalı çok oldu. Bahçede sulanması gereken ağaçları suladım. Çiçekler geceden sulandı. Dökülen çiçek ve yapraklar toplandı. Kahvaltımı yaptım. Bilgisayarımın başına geçtim.
İyi bir arşivci değilim ne yazık ki! Öyle olmayı çok isterdim. Çoktandır aklımda olan bir şey var. Yazı dizisi olarak başladığım Kıbrıs Türk Edebiyatı için gerekli fotoğrafları dizip hazırlamak… Kitaplıklarımın kapalı gözleri ağzına kadar fotoğrafla dolu. İçinden çıkılacak gibi değil. Yine de bir yerden başlamak gerekiyor, değil mi ya?
Bu sayıda ÖZKER YAŞIN’a yer vermek istedim. Dünden beri bu konuda belleğimi tarıyorum. Önceden kafamda tasarladığım şeyleri yazmak daha kolay oluyor. Neler neler bulmadım ki! Fotoğrafta bu şansı yakaladığımı söyleyemem; biliyorum yazı çıktıktan sonra önüme bir sürü güzel fotoğraf çıkacak… Zararı yok.
ÖZKER YAŞIN’LA TANIŞIKLIĞIMIZ…

Yıl 1982… O yıllarda, şimdiki Turizm Bakanlığı’nın binalarında Bayraktar Ortaokulu var. Ben o yıl orada öğretmenim… Zaten iki yıl çalıştıktan sonra Türk Maarif Koleji’ne alınıyorum. Burada biraz zorlanıyorum, çünkü liselerde ders vermeye alışmışım, bu yaş çocuğunun seviyesine inmek kolay değil… Ama başarıyorum, azmin elinden bir şey kurtulmaz.
Eski yapıya, sarı taş binaya bayılıyorum. Sınır üstü ama. Her uyarıda üst katta, sınıra bakan sınıflara girmiyoruz. Öğrenciler de çok canlı çocuklar… Köylerden gelenler var. Çoğunlukla evlerinin bahçelerinden demet demet çiçekler taşıyorlar bana. Okul Müdürümüz Oğuz KUSETOĞLU… Ders malzemesi pek yok. Bilgisayarın filan olmadığı yıllar… O yıllarda her şeyi bulmak mümkün değil, her şeyi siz anlatıp öğreteceksiniz. Durmadan tahtaya resimler yapıyorum, konuları doğru anlasınlar diye… La Fonten’in tilkileri, horozları, dağlar,tepeler, çöpten adamlar… Bu arada en önemli şey kitap… Benim de kitap olmazsa olmazım. Okul kütüphanesinde üç- beş kitap… O da yeterli değil elbette. Öğrenci ailelerinin durumu da malum… O yıllara yokluk yılları da denebilir.
Okul müdürüne danışıp gün sonunda çocukların ceplerinde kalan bozuk paraları sınıf kaptanı topluyor; bir hafta sonunda her sınıftan kaç lira toplanmışsa ayrı naylon torbalar içinde sayılıyor ve ben bir sürü bozuk para ile CEMAAT MECLİSİ’nin altında minicik bir dükkanda, tozlu raflar arasında yaşayan Özker YAŞIN’ın kitapçı dükkanından içeri giriyorum.
Genellikle elindeki kitaba dalmış olan Yaşın, neden sonra başını kaldırır, kalın camlı gözlükleriyle beni tanımaya çalışırdı. Her cuma günü, elimde bir naylon dolusu bozuk para ile gidişime sonunda alışmıştı. Yerinden kalkmadan, başıyla işaret eder, ben de istediğim kitapları raflardan seçerdim. Bıraktığım parayı asla saymazdı…
Her sınıfın parasına göre kitap alır, her pazartesi tebeşir kutusu içinden birkaç öğrencinin numarası çekilirdi. Kitaplarına isimleri yazılır, bir dahaki kurada yer almazlardı. Ta ki sınıf listeleri tamamlanıcaya kadar… İkinci kitabı almaya o zaman hak kazanırlardı.
Ellerinde kitapları, okuma saati yaptığımda, onlara baktıkça gözlerim dolar; kendimle gurur duyardım. Beni yetiştiren öğretmenlerime de minnet duyar, onları hayırla anardım. Edirne Öğretmen Okulu’nda, Samsun Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünde okurken bize öğrettikleri bir film şeridi gibi tek tek aklımdan geçerdi. “ Gittiğiniz yerlerde her şeyi bulamazsınız, siz yaratıcı olun…” sözleri kulaklarımda çınlardı. Zaman zaman o yıllarda okuttuğum öğrencilerime rastladıkça, bugün inanılmaz olanakları olan ama öğrenme tembelliği yaşayan gençlere kızarım elde olmadan…
Her kitap alışımda, Özker YAŞIN farkında bile olmazdı ama ben, şair- yazar beyefendiye gıpta ile bakardım. Acaba bir gün ben de bu sıfatları kullanabilecek miydim? Neyse o, asla poşetteki paraları saymaz, ben küçük kağıda yazılı meblağı söylerken kafa sallar, ardından yerde yığın halindeki kitaplardan birkaç tane daha ekler: “Bunlar da benden olsun…” derdi.

Yıllar sonra Yakın Doğu Kolejine kendisini davet ettiğimde, birlikte arabada okula giderken bunu kendisine anlatmıştım. Rahmetli, hafifçe gülümseyip kafa sallamıştı. “Öyle mi yapmışım, aferin bana…” demişti.
Daha sonraki yıllarda KIBATEK etkinlikleri çerçevesinde Çanakkale’de, İzmir’de, İstanbul Kitap Fuarında, yurtdışında, Kıbrıs’taki etkinliklerde birlikte bulunmuştuk. Her zaman onu takdim ederken “ Kıbrıs’ın Namık Kemal’i” derdim. Gerçekten gür sesiyle vatan şiirlerini okurken gözümde devleşirdi.
KIBRIS’TAN ATATÜRK’E
Alaca karanlık gecelerde
Kıbrıs’tan baktığımda Anadolu’ya
Bir aydınlık görünür mavi mavi
Bilirim ki bu anda
Atatürk’üm kanatlarını germiş semaya
Bir Tanrı gibi dolaşır yücelerde… (Kıbrıs’tan Atatürk’e- 1953)


Yıllarca milli bayramlarda onun şiirlerini okuttuk. Şiirlerinden korolar, oratoryolar hazırladık. Sevgili YAŞIN, 1987 yılında bir karar alarak İstanbul’a yerleşti. Oraya gitmesi bağları koparmadı elbette ama uzaktan uzağa olmak, yakında olmak gibi değil…
BAZI ŞEYLER
Bir dostum mektubunda
Bundan sonraki hayatında
Şayet mutlu yaşamak istiyorsan İstanbul’da
“ Unut” diyordu bana
“ Unut” Kıbrıs’ta gördüklerini…”

(Yüreğimin Yarısı Sende- 1998)

YAŞIN’ın 2000 yılına kadar yayınlanmış 17 şiir kitabı, 5 romanı ve 2 tane de oyunu vardır. KIBRISLI KAZIM romanı yayınlandığı 1978 yılında çok ses getirmişti. Aslında yazarın tüm eserleri aynı sesleniş gücünü taşımaktadır.
FANİ İKİNCİ ANNEMDİ

Çocukluğumda Fani adında
Bir Rum kadın bakmıştı bana
Yakın bir komşumuzdu
Güzel yüzlü, tatlı dilli, sevimli
Hoş bir ciracıktı Fani…
……….

Fani ile geçirdim diyebilirim
Çocukluğumun en mutlu günlerini,
Anam çok uzaklarda, İstanbul’daydı…
Doğrusu gerçek anamı
Bana pek aratmadı.

(Akdeniz’de Bir Ada – 2000)

Yazarın yaşamına ait ayrıntılı bilgim yok. Eminim aranızdan bazıları, yazımı okuyunca boşlukları dolduracaktır.


HÖDÜKNAME ismini taşıyan HİCİV türünde şiirleri de 1970 basımıdır. Kızı NEŞE YAŞIN’sa tema olarak tamamen farklı bir tarzda şiir ve roman yazımını sürdürmektedir.


Aradan geçen yıllarda unutulmamayı başarabilmektir aslolan… Geride HOŞ SEDA bırakabilmek marifet elbette… Kıbrıs Türk Edebiyatına adını yazdırmış şairimize rahmet diliyorum ben de…

Özker Yaşın kimdir?

Günümüz şairlerinden. Özker Yaşın Lefkoşe'de doğdu. Ortaöğrenimim Türkiye'de bitirip tekrar Kıbrıs'a döndü. Burada muhabirlik, reklamcılık yaptı. Ardından bir kitabevi kurdu ve Savaş adlı gazetesini çıkardı. Çıkardığı gazetede Kıbrıslı Türklerin sorunlarım dile getirdi. Kıbrıslı mücahitlerin mücadelesine bütün gücüyle destek verdi. Şiirlerini ve yazılarını Varlık dergisinde de yayımlayan Özker Yaşın yaşadığı Kıbrıs'ın sorunlarım sürekli gündemde tutan bir yazarımızdır.

Eserleri: Benim Vatanım Önce Kuşlar Uyanıyor Mehmetçik Kıbrıs'ta Oğlum Savaş'a Mektuplar Hödükname Bütün Kapılar Kapandı Mücahitler Girne'den Yol Bağladık Kıbrıslı Kazım.

Bu haber 279 defa okunmuştur

:

:

:

: