Sözlerle pansuman

Türkiye’yi önceleri kitaplardan öğrendik. Anlı şanlı tarihi vardı. Osmanlı İmparatorluğu dünyanın en önemli toprak parçalarına yüz yıllar boyunca hükmetmişti.
Türkiye’yi önceleri kitaplardan öğrendik.
Anlı şanlı tarihi vardı.
Osmanlı İmparatorluğu dünyanın en önemli toprak parçalarına yüz yıllar boyunca hükmetmişti.
En önemli hizmeti ise bu topraklarda yaşayan insanların yaşam tarzı ve dini inanışlarına saygı duyulmasıydı.

Kanuni’nin bir sözü vardır.
“Fethettiğin yere önce esnafını göndereceksin, önce ticareti ele geçireceksin”.
Öyle de yapıldı.
Daha sonra “Kurtuluş savaşı” destanını okuduk yine kitaplardan.
Mustafa Kemal Atatürk’ü tanıdık.
Büyük Türk.

Ulusunu, ülkesini, insanını seven, ileri görüşlü yenilikçi dahi.
Yaptıkları hala daha tartışılıyor.
Hala daha bunları yanlış yaptı diyen yok.
Öyle sağlam temeller üzerine bir Cumhuriyet kurmuş ki ne yobazlar nede bölücüler yıkamamış.
Böyle tanıdık ve 20 Temmuz 1974 tarihinde kurtarıcı gördük Türkiye’yi.
1974’ten sonra ise finansmanımız oldu.
Türkiye yöneticileri Kıbrıs’ta hep kolaycılığa kaçtı.
Kapalı bir ülke, ekonomi yok, üreten satamıyor.
Memur devleti yarattılar.
Sonra suç sizde sıkın kemerleri dediler.
Siz yapamıyorsunuz, biz gelip yapacağız diyerek ekonomik varlıkları “Paketler” içinde paketlemek istediler.

Yine bizim yöneticilerimiz şükran çektiler.
Siyasi yönetimlerimizin oy deposu oldu oradan gelen insanlar.
Hep kendimizle Türkiye’yi sorunlar düzeyinde kıyasladık.
Her zaman Kıbrıs sorunundaki bakış açısıyla konuştuk Türkiye’yi.
Her zaman biz onları anlamadık, onlar da bizi anlamadılar.
Koltuğunu korumak isteyen, Vatan, Millet, Sakarya nutuklarıyla hiçbir şey yapmadan sadece göz boyayarak kendi halkının sorunlarını şükrancılık edebiyatı ile örten basiretsiz yöneticilerin gözüyle gördük Türkiye’yi.

Atatürk’ün kurduğu Türkiye’yi, onu yönetenlerin hatalarıyla ve bize karşı söylemleri ile konuştuk.
Peki, Türkiye sadece bu mu?
Türkiye’nin, Kıbrıs’ı istediği noktaya getiremediği ortada.
Hem Kıbrıs’ın kuzeyi, hem de Türkiye bu konuda çıkmazda.
Dedim ya hep kendi açımızdan tartıştık Türkiye’yi ve ilişkilerimizi.
Ve aynı soru; Türkiye sadece bu mu?
Türkiye’nin Kıbrıs’tan başka sorunları da var.

Mesela terör.
Hamasetle, kabadayılıkla, sözlerle çözülmeyecek ve de çözülmeyen kapanmayan yara.
Tıpkı Kıbrıs’ın sözlerle çözülemediği gibi.
Ocak 2002-Temmuz 2012.
Toplam 10 bin 80 olay, sadece 10 yılda.
Bu olaylarda toplam 818 şehit.
Aynı olaylarda 2 bin 290 gazi.
Yıllardır bitmeyen bu olaylarda tam olarak kaç kişinin hayatını kaybettiği bile bilinmiyor.
Tek bilinen sayının binlerle ifade edildiği.

Şehit asker ve ölü terörist diye tanımlanan aynı ülkenin insanları.
Ve sözlerden öte gidemeyen, güven vermeler.
Hürriyet gazetesi bir liste yayınladı.
Kimlerin ne söylediği ile ilgili.
4 Ağustos 1991, Şemdinli.
10 şehit 5 yaralı.
Başbakan Mesut Yılmaz “Bu katil eşkıyalar nerede olursa olsunlar hak ettikleri cezayı göreceklerdir. Belki yaptıklarından pişman olmaya bile vakitleri olmayacaktır”.
15 Mayıs 1992, Uludere.
29 şehit, 15 yaralı.
Başbakan Süleyman Demirel “Ne kadar vahşice olursa olsun Türkiye devleti bunun hakkından gelecektir”.
26 Mayıs 1992, Hakkari.
14 şehit, 12 yaralı.
İçişleri bakanı İsmet sezgin “PKK Kuzey Irak’ta barınamayacaktır”.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal “İcap ederse, o dağlara giden yolları keser, terörü doğduğu yerde boğarız”.
Yıldırım Aktuna “PKK’yı süpüreceğiz. Uzun süredir önemli planlar ve stratejiler üzerinde çalışıyoruz. Uygulamaya da geçiyoruz”.

21 Ekim 2007, Hakkari.
12 şehit, 16 yaralı, 8 kayıp.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Öfkemiz ve kinimiz çok fazla. Başımız sağolsun. Soğukkanlı şekilde bu olayların üzerine gitme konusunda kararlıyız”.
4 Ekim 2008, Şemdinli.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “ Bedeli ne olursa olsun terörle mücadeleye top yekun devam edilecektir. Herkese bunun hesabı sorulacaktır”.
Yani yara kapanmıyor.
Sorunlar aynı, sözler aynı.
Değişen sadece zaman.
Sonuç; Kapanmayan yaraya, sözlerle pansuman yapılıyor.

Bu haber 739 defa okunmuştur

:

:

:

: