Nasıl affedilir?

Televizyondaki sunucu kinaye yapıyor. “Avrupa Birliği’ne girebilmeleri için AB, Sırplara Radovan Karaciç koşulunu ortaya koyunca, Karaciç yakalandı” diyor ve bu kinaye ile iki durumu birbiri ile ilişkilendiriyor.

 Televizyondaki sunucu kinaye yapıyor. “Avrupa Birliği’ne girebilmeleri için AB, Sırplara Radovan Karaciç koşulunu ortaya koyunca, Karaciç yakalandı” diyor ve bu kinaye ile iki durumu birbiri ile ilişkilendiriyor.

Bu tür konuların uluslararası düzeyde pazarlıklara neden olduğu çeşitli teorilerle yazılıyor, hatta komplo teorilerine varan senaryolara konu oluyor. Oysa yaşanmış olanlar ne komplo ne de teori. Hepsi bire bir gerçek.

Üstelik sadece Srebrenitsa’da ya da Bosna’da olanlarla sınırlı değil bu gerçekler. Ruanda’da, Afganistan’da Irak’ta olanları da kapsıyor. Peki, batının güçleri doğuya bu acıları çektirirken nasıl oluyor da hiç suçlu ilan edilmiyor? (Belirtmeliyim ki bu soru ve aşağıda soracaklarım, Karaciç’i haklı ya da meşru kılmaz. O bir savaş suçlusu, o bir katil!)

Vurgu yapmak istediğim iki tema var. İlki, batılı güçlerin “operasyon” dediği ve sivillerin de yoğunlukla öldürüldüğü işgallerden dolayı, liderliklerinin neden yargılanmadığı konusu. ABD, Afganistan ve Irak’ta öldürdüğü sivillerden dolayı, en üst düzeyde neden yargılanmıyor? Ruanda’da olup bitenlere, orada olmasına rağmen müdahale edemeyen Birleşmiş Milletler en üst düzeyde nende yargılanmıyor? Kıbrıs Ada’sında yaşananlara yıllarca seyirci kalan BM, etkin olamadığı konular yüzünden neden yargılanmıyor?

Bu vurgu, “bir savaş suçunu” belirleyenler olduğuna aslında. Suç olup olmadığını, suçu işleyenin belirlediği bir adaletsizlik bu.

İkinci vurgu ise topluma bıraktığı yaralarla ilgili. Karaciç konusundaki gibi. O, yönettiği savaşın suçlusu olarak yargılanacak 44’üncü kişi olacak. Ama bir savaşla içindeki kötülüğü ortaya çıkaran, katliam yapan, tecavüz eden, kadın yaşlı ve çocuk öldüren kişi sayısı bu kadar değil.

Mahkeme ne ceza verirse versin. Basit “intikam hukuku” dışında toplum vicdanı tüm acılar konusunda affedebilecek mi? Barış içerisinde yaşamak için, ruhlarındaki öfkeyi yok edebilecek mi? Sadece savaşın suçlu liderini “bir şekilde” ve 13 yıl sonra yakalayıp yargılamak bu affediş için yeterli değil.

 

Savaşan ulusların, gerçek bir barışı hazmetmeleri için acıları ile yüzleşmeleri kaçınılmazdır. Acılar yaşanarak tüketilir. Toplumsal acılar da öyle. Affetmek, neyi affedeceğimizi bilmekle başlar. Bu nedenle acıların dibi kazınır, bu nedenle önce acılar gün ışığına çıkarılır. Toplum(lar) acının nereden geldiğini, nasıl geldiğini, kim tarafından geldiğini öğrenir. Sonuçta, kimi ve ne için affedeceğini ya da affetmeyeceğini bilir. Bu sürecin yaşanmasında gerekirse yasal süreç sürdürülür ve hukuk affedecekse affeder. Toplum(lar) da affetme konusunda kendi kararını uygulamak üzere sağduyu mekanizmasını ancak o zaman harekete geçirebilir. Acıları görmezden gelmek onları yok etmez, erteler ve biriktirir. Acı, biriktikçe tekrarlarına neden olur. Toplumsal vicdana vurgu yaparak, dünyanın her yerinde yaşandığı gibi Kıbrıs Ada’sında da, yaşanan acıların muhakemesinin yapılması, suçlularının, suçları ile ilgili sonuçlara ulaştırılması kaçınılmazdır. Ancak bu şekilde toplum(lar) affedebilecek acı biriktirmekten vazgeçecektir.

 

Toplumun “savaş suçlusu olduğuna ortak kanaat getirdiği” kişilerin yargılanmamaları, onları vicdanlarında yargılamalarına ve bu da acı ile öfkenin biriktirilmesine neden olur.

Hiçbir mutluluğun “çözümlenmemiş” bir acı üzerine inşa edilmesi mümkün değildir. Acı ile yüzleşmek için, acının tanımı, acının nedeni, acının sahibi, acının sonucu bilinmeli. Affedişin başlangıç noktası ya da cezalandırmanın başlangıç noktası ya da diğer bir değişle “toplumsal bütüne tamamlamanın” başlangıç noktası budur.

Tekrarını yaşamamanın ön koşulu da budur. Acının, bu acıyı yaşayan toplumun bilinçaltından sökülerek, bilinç düzeyine taşınması ve suçlularının yargılanarak cezalandırılması, tekrarının önüne geçecektir. Bu küçük Ada’da, sonucuna ısrarla güven duyduğum bir anlaşma süreci yaşanırken bu konunun da tartılması gerekir.

Her iki toplu bu acıların sahipleri ile yüzleşerek vicdanlarında biriken acıları yok edecek ve geleceğe yönelik tüm irrasyonel tehlikeler potansiyel olmaktan çıkacaktır.

Bir barış sürecinde bu konunun da düşünülmesi gerekir!

Bu haber 33 defa okunmuştur

:

:

:

: