İnsan niçin evlenmeyi düşünür? Dahası neden evlenmek ister? Toplumsal baskının yaratmış olduğu “bak bu yaşına geldin de hala bekarsın... Evde kalacan bu gidişle” düşüncesinden ya da “çocuk sahibi olmak için evli olmam gerek” düşüncesinden ya da “artık yalnızlık canıma tak etti, hayatımın bir düzeni olsun istiyorum” düşüncesinden mi dolayı evlenmeye karar veriyoruz?
Kimi için yukarıdaki sebepler son derece geçerli olmakla birlikte sonuna kadar savunur. Kimisi de vardır ki evlenmiş olmak için evlenmeye karar verir. Bu aslında daha da vahim bir durum çünkü tamamen yanlış nedenlerden dolayı evlenmek ister. Mesela bu nedenlerden bazılarını saymak gerekirse – aile baskısından kurtulmak, özgürlüğünü kazanmak, cinselliğini özgürce yaşayabilmek ya da farklı beklentiler içine girmek. Eminim ki herkes farklı farklı nedenler üretebilir. Malum hayal gücümüz son derece geniş ve yaratıcı.
Şimdi... yanlış sebeplerden dolayı evlenen çiftler yanlışlarla dolu bir evliliği sürdürmeye çalışırlar ve bir zaman sonra da bu evlilik bir kısırdöngüye girer. Bu arada unutulmamalı ki herkesin doğrusu başkasının yanlışı olmaya adaydır. Fakat her ne sebepten dolayı evleniliyorsa ve sonu tatsızlığa doğru ilerliyor ve hüsranla sonuçlanıyorsa o zaman bun “yanlışların” irdelenmesinde yarar olduğunu düşünüyorum.
Şimdi bana gelen çiftlerde en sık gördüğüm “kavga” ve “ayrılma” konuları içerisinde iletişimsizlik, ilgisizlik (özellikle çocuk doğduktan sonra) ve cinsel tatminsizlik. Aslında sanıyorum ki bu üç sorunu tek tek ele almak lazım ancak köşem yetmez buna... Yazı dizisi oluşturabilirim aslında... Belki ileri bir tarihte... Neyse... Konumuza geri dönelim.
Çiftler arasına bir tatsızlık girdiği zaman sadece çiftler etkilenmiyor. Hem çevresinde bulunan bilumum kişilerle ailelere de sıçrıyor bu tatsızlık. Sonuçta ailenin ve ailelerin düzenleri bir şekilde bozuluyor. Karşılıklı oturup asla objektif bir perspektiften bakılamıyor... Herkes kendince haklı çünkü. Bundan sonra ne oluyor? Çekişmeler başlıyor. Hani şu ip çekme oyunu vardır... İngilizce’de “tug-o-war” denir... İki takım birbirlerine karşı bir halata abanıp güç gösterisinde bulunurlar ve güçlü olan takım zayıf olanını kendi tarafına çekmeyi başarır. İşte çiftler bir zaman sonra bu modele uygun olarak, farkında olmadan güç çekişmesi yaşamaya başlarlar. Tabii bu arada güçlü kimse o kazanıyor yani burada hangi eş usanırsa, o kaybeden taraf oluyor. Çatırdamaya başlayan evlilik ortak bir noktada buluşamadığından dolayı inceldiği yerden kopuyor. Sonrası da zaten malum... Laf göndermeler, evlerin ayrılması, mahkemede boşanma davası ve çocuk varsa da bu seferişin içerisine velayet davaları da giriyor. Yani anlayacağınız bir zamanlar pembe bulutların üzerinde uçarken bir anda karşınızdaki insanı şeytanın ta kendisi olarak görülmeye başlanılıyor.