Acılar üzerinde bir korku imparatorluğu

Atlılar köyü, 57 kişi. Muratağa ve Sandallar köyü, 89 kişi. Ayvasıl, 22 kişi. Topluca kurşuna dizildiler.
Atlılar köyü, 57 kişi.
Muratağa ve Sandallar köyü, 89 kişi.
Ayvasıl, 22 kişi.
Topluca kurşuna dizildiler.
Kazılan toplu mezarlara gömüldüler.
Yaşlı, genç, çocuk, kadın, erkek hepsinden vardı.
14 Ağustos günü bu defa yer Taşkent’ti.
Kaçırılan 90 Türk erkeği.
Yaşanan utanç dolu soykırım.
Hele Erenköy destanı unutulabilir mi?
Denizlerde can verenler, binlerce kişiye kafa tutan gerçek “Kahramanlar”.

Dahası yok mu?
Tabi ki var.
Yaşanılan korkular, çekilen acılar, ruhsal bunalımlar, parçalanan aileler, hasret kalınan özgür ve korkusuz günler.
Ve en acısı; Akıbeti bilinmez olanlar.
Taşkentli Ömer.
Babasını hiç görmemiş.
Adı Osman.
Ömer hiç tanımadığı babasına “Ölmüşse Allah rahmet eylesin, bir yerlerde ise Allah razı olsun” diyor.
Ömer’in oğlu oldu. Babasının adını verdi. Artık o da Osman.
Tanıyamadığı dedesinin adını taşıyor.
Hala daha paylaşılamayan bu toprakların altında insanlar aranıyor.
Hepsi bitti diye bir devlet kuruldu.
Artık kendi evimizin efendisi olacaktık.
Kararlar alacaktık. Kendi kararlarımızı uygulayacaktık.
Sonuç ortada “alacaktık- yapacaktık- mıştık- muştuk- sakarya- millet- şükran”.
Şimdi bunları neden hatırlattım?
Düşmanlık yapmak için değil.
Bazı duyguları körüklemek için hiç değil.
Nereden geldiğimizi, neler yaşadığımızı unutmamak için.
Bu coğrafyada verilen var olma kavgasının o kadar kolay olmadığını en kestirmesinden akıllara düşürmek için.
Bu ülke şu an sahipsiz.
Ne yönetenler, nede gerçek sahibi halk bu topraklara sahip çıkmıyor.
Ve bugün adaleti, hastanesinde ilacı, okulunda istikrarlı bir sistemi, sokaklarında, caddelerinde, şehirlerinde, köylerinde, denizlerinde can ve mal güvenliği olmayan hem içeride hem de dışarıda itibarı yerle yeksan bir halk var.

Yaratılan bu korku imparatorluğunun mimarlarını kutlamak lazım.
Bir halk ancak bu kadar kötü yönetilebilirdi.
Bir kez daha ve farklı bir açıdan sorayım; Bunları neden seslendiriyorum, nedir bunları aklıma getiren.

Ülkenin gündemine, konuşulanlara, tartışılanlara, yaşananlara bakmak yeterli.
Petrol dolum tesisi yapılacakmış bu ülkeye?

Neden?
Hükümet kararı varmış (!)
O hükümet ki dünyanın süper gücü olmuş (!) bir ülkeyi yönetiyor.
O hükümet ki çevresini, dağlarını, yollarını, ülkesini, insanını bile koruyamıyor.
Ve petrol dolum tesisi için karar alabiliyor.
İlk başta saydığımız olaylar, yaşanan acılar bu coğrafyanın gerçekleridir.
Bu gerçekler üzerinde fuhuş cenneti, kara para cenneti, kumar cenneti, partizanlık, adaletsizlik, ayırımcılık, kanunsuzluk, başıboşluk ve daha birçok rezilliğin cenneti yaratılmış.

Ne diyor Başbakan adayımız Sağlık Bakanımız Sayın Ahmet Kâşif; “Gelecek nesillere bırakacağımız yegâne mirasımız UBP’dir”.
İşte bu!

Ne diyor Başbakanımız “Büyük UBP Projesi ve soruyor nasıl bir UBP istiyoruz?”.
Ve devam ediyor;

“Hedefimiz 2014 genel seçimleridir. Hedefimiz bu seçimlerde partimizi çok daha üst seviyelere taşımaktır. Hedefimiz 2014 seçimlerinde UBP’nin bir veya iki milletvekili farkıyla değil, daha büyük bir çoğunlukla iktidar yapmaktır. Görüyoruz ki muhalefet partileri de doğal olarak birinci parti olacağı peşinen kabul ederek çalışıyorlar. Siyasal hesapları ancak UBP’nin küçük ortağı olabilme hayalleri üzerine kurulmuştur”.

Allah versin ama acı tablo. Ülke ve halkın geleceği için fiyasko.
Öncelik şu dur; Halka ne vereceksiniz?
UBP’ de ne değişir bilemem ama bildiğim halk için bir şey değişmeyeceği.
Çilesi ödediği bedeli hala daha bitmeyen, projeleri, çocuklarına torunlarına bırakacakları yegâne mirasları, umutları, beklentileri unutulanlar var bu siyasi iktidar kavgasının gölgesinde.

Kimdir onlar?
Her şeyin bedelini bazıları lüks içinde yaşasın diye ödeyen. Ölen, öldüren, göç eden bu halk.
Bu noktada ne lazım?
Artık topyekûn silkinme.
İsyan mı? Asla.
Öncelikle “Siyasette reform şart”.
Siyaset ve siyasetçinin akıl almaz hırsına bir örnek;
Çin’in ilk imparatoru QinShiHuang.
Ölümden sonra da iktidarını koruma tutkusuyla kendisini öteki tarafta korumak için tam teşekküllü bir ordu kurmuş.
Tam 8 bin kişilik.
Rütbeleri, yüzleri, boyları, saçları her şeyleri farklı, yani gerçekçi.

Ama topraktan.
Anlayan anlar.
O Çin’den 5 Haziran 1989’ da ki Çin’e geliyoruz.
Günlerce yapılan gösteriler, aydınlar, işçiler, öğrenciler hükümetçe dağıtıldı. Ölenler oldu.
Genç bir protestocu dört tankın önünde siper oldu. Tek başına durdurmaya çalıştı. Bu olay dünya tarihine geçti.
Bu direnişlere örnekleri çoğaltabilirsiniz.
Üstelik yakın zamanlarda yaşananlarla.
Bilinmesi gereken siyasetçinin iktidar tutkusu ile halkın direnme iradesi aynı orantılıdır.
Herkes geçmişi aratan bu çarpık düzenden sorumluluk adına payına düşeni kabullenmelidir.
İlk başta halk kendine, toprağına ve geleceğine sahip çıkmalıdır.
Bu haber 568 defa okunmuştur

:

:

:

: