Goman dağında Türk bayrağı

Eveet, uzun yaz tatil bitti… İş başı yapma zamanı. Dört hafta önce ile bugün arasında ne fark var? Pek bir fark yok esasında…
Eveet, uzun yaz tatil bitti… İş başı yapma zamanı.
Dört hafta önce ile bugün arasında ne fark var?
Pek bir fark yok esasında…
İçte, UBP hala daha liderlik yarışına hazırlanıyor…
İrsen Küçük ile devam mı, yoksa Ahmet Kaşif daha mı iyi olur…
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu mu UBP’de hâkim olmaya devam edecek; İrsen Küçük yeni bir dönem başlatabilecek mi yoksa UBP AKP’nin Kıbrıs uzantısı haline mi gelecek?
Büyükelçi Akça müstemleke valisi gibi davranmaya devam edecek mi?
13 maaş ödenecek mi, zam var mı zam?
CTP hala daha niye seçimi kaybettik; Cumhurbaşkanlığını Mehmet Ali Talat niye kaybetti; AKP bize sırtını niye döndü arayışında…
Çakıcı hep aynı çakıcı… Kimseyi bulamazsa herhalde ayna karşısında kendisiyler kavgaya devam ediyordur…
Demokrat Parti yaş gününü kutladı, 1 Eylülde geliyoruz dedi… Geldi mi?
Yoksa “toparlandık” mı nihayette?
Bir arayış var toplumda… Siyasette boşluk giderek büyüyor ve meşhur sözdür siyaset boşluk kaldırmaz, birileri dolduruverir… İster müstemleke valisi, ister Ankara’daki bir bakan veya başkası… Boşluk olursa doldururlar, niye doldurdular diye bağırmanın âlemi yok, birbirinizi yiyeceksiniz diye boş bırakmasaydınız kardeşim!

* * *

Hatırlayacak bizim yaştakiler. Bizim çocukluğumuzda yoktu öyle plastik veya metal oyuncaklar. Olan da çok pahalıydı, bizde de ailelerimizde de para yoktu. Hani gfeçen günlerde birisi “herkes aynı maaşı alsın” diye bir öneri getirmişti ya, o zamanlar herkes aynı maaşı alırdı; Türkiye’den. Sıradan memur da, müdür de cemaat lideri de aynı maaşı alırlardı. Zaten işin çivisinin çıkmasının bir sebebi de o Kıbrıs Türkleri arasında. Amir-memur ilişkisi falan kalmadı bu eşit maaş uygulaması dolayısıyla. Yani, bu işe tekrar kalkacaksanız iyi düşünün derim.

Neyse, o zamanlarda oyuncak yoktu… Yoktu ama biz de çocuktuk ve bir şekilde “benim babam, dayım falanım daha güçlü” tarzında oyunlar oynar, yarışlara girerdik. Yani, “kim daha uzağa işer” yarışmaları tam gaz gündemdeydi… Çocuk psikolojisi!
O günlerde bizim arka bahçeye nereden gelmişse bir buzdolabı kutusu gelmişti… Kocaman bir şey. Ne muhteşem olmuştu ama! Uzun bir süre o buzdolabı kutusu sayesinde bizim evin arka bahçesinde evcilik oyunu oynamış ben ve kardeşler de hep “yıldız” olmuştuk… Nasıl da kıskanıyordu mahallenin diğer çocukları bizi? Tabii bir süre sonra ne kutu kaldı ne de oyun, tekrar eşitler arası ilişki kuruluverdi mahallede…
Sonra nereden bulmuşsa dedem bir kırmızı demir tren lokomotifi oyuncak getirmişti bana… Ne sükse yapmıştım ama… Bir süre sonra komşu çocuklardan birisinin annesi oyuncak lokomotifi paylaşamama kavgalarımızdan bıkıp kör kuyuya atınca güzelim kırmızı mücevherimi ne bunalım geçirmiştim, sormayın… (O komşunun ne kadar terliğini bulduysam ocağa atıp yakmış sonra nur içinde yatsın bir süre babaanneme iltica etmiştim).
O zamanlar 1974 öncesinin Rum kuşatması altında yokluk daha doğrusu hiçlik koşullarının Kıbrıs’ında idik… Şimdi şu “beraber yaşarız” veya “eskiden ne güzeldi” diyenler var ya, akıllara hayret, nasıl da unuttuk o mezalimi, yıllarca süren yokluğu, yoksulluğu, güvensizliği…

Bizim nesil ve öncekiler iyi hatırlayacaktır, Lefkoşa’daki barikatlarda iki de bir Rum kesiminden bir şarkı yükselirdi: “Bekledim de gelmedin, hiç mi beni sevmedin… Söyle, Söyle….”
Nasıl burkulurdu içimiz o şarkıyı duyunca… Nasıl küfrederdik Anavatan’a Anavatan’da iki kez müdahale kararı alıp iki kez vazgeçen hükümetlere…
Sonra? Sonra 74 oldu. Türk askeri adaya geldi. Bu sefer biz başladık megafonlardan “Bir gece ansızın gelebiliriz” şarkısını olabildiğince hoyratça Rum kesimine bağırmaya…
“Man Dakka duka” yani “Kapıyı çalarsan, kapını çalarlar” diye bir Arap atasözü var. Aynen öyle… Sana yapılmasını istemiyorsan yapmayacaksın…
Sonra, durduk mu “Bir gece ansızın gelirim” şarkısıyla? Olur mu hiç? “Biz daha uzağa işeriz” diye iddia etmedik mi?
Çizdik dağa kocaman bayrakları… Çıldırttık Rumları…
Sonra, at üstünde Atatürk heykeli diktik Metehan kapısına, yönü Rum kesimi! Mesaj açık, “Geliriz haa!”

* * *

İşte bunları hatırladım gazetelerde PKK haydutlarının Türkiye’nin 400 kilometre karesinde hâkim olduğu saçma iddiasında bulununca bir kendini bilmez siyasetçi Türk askeri Şemdinli’nin Goman dağı tepelerine Türk bayrağı çekti haberlerini okuyunca…
Yahu koca devlet eşkıya ile kim daha uzağa işer yarışmasına girer mi? Olur mu böyle saçmalık?
Arkadaşım, dostum Enis Berberoğlu Pazar günü genel yayın yönetmeni olduğu Hürriyet’in birinci sayfasındaydı bir fotoğrafıyla… Goman tepesinde bir masa, üzerinde bir i-pad ve çiçekler, Eniz kahve içiyor… Aşağıda Şemdinli görülüyor…
İşte bu… Sivil, medeni ve net bir cevap hem o terörist ağzıyla konuşan haddini bilmez siyasetçiye hem de eşkıyaya… Ne diyor Enis o fotoğrafla? Biz barış istiyoruz. Ciddiyiz. Kararlıyız. Korkmuyoruz. Tek bir taş bile vermeyiz.

Sağol Enis, güzel iş…
Bu haber 355 defa okunmuştur

:

:

:

: