tele-KOMİK-nikasyon

Memleket siyasi hesaplarla çırpına dursun hayat devam ediyor.
Memleket siyasi hesaplarla çırpına dursun hayat devam ediyor.

Aslında ülkenin genelinde hayat durmadı.

Nefesler de tutulmadı.

Sadece hayret ve ibretle bir izleme durumu mevcut.

Anasının kötü taklidi olmaya özenen bir demokrasi anlayışı.

“Ben ne dersem o olur”.

“Güç bende”.

“Karşıma çıkana acımam”.

“Ben kimseye ihanet etmedim”.

“Beni destekleyenler işten atıldı”.

“Aday olduysam ne olmuş, daha öncede aday oldum”.

Gerçek olan konuşulacak çok bir şey yok.

Bunları her gün için tartışmakta artık magazinsel bir iş.

Her daim tartışılır.

“Kamuda etkinlik”.

Kamu kurum ve kuruluşlarının, devlet dairelerinin iş yapma kapasitesi.

Durumumuz çok da parlak değil.

Ağır, aksak ilerleyen bir bürokrasimiz ve kamu etkinliğimiz var.

Ve bu bürokrasi ve etkinlik iliklerine kadar siyasi tercihe bulaşmış.

Hal böyle olunca düdüğü elinde tutan sadece kendisi için çalıyor.

Makam, mevkiler, tayinler hatta sürgünler yaşanıyor.

İş becerisi, eğitim düzeyi, halkla olan ilişki yeteneği hiç önemli değil.

Önemli olan arabanın aynasında asılı olan kurdelenin rengi.

Ülkede iş imkânları kısıtlı.

En büyük işveren devlet.

Siyasetçinin en büyük kozudur.

Devlet kurumlarında istihdam.

O kurumlar ki şimdilerde özellikle aşırı istihdamlar sebebiyle göz önünde.

Hiç unutulmayacak KTHY, en güzel örnek.

Ve sırf iyi yönetilemediği için zarara uğratılan ve özelleştirme için sıraya giren kurumlar.

Mesela; Elektrik Kurumu veya bunu kabullenen Telefon dairesi.

Elektrik kurumu türlü senaryolar ile adeta belirlenen sona direnmeye çalışıyor.

Peki, Telefon dairesi, daire çalışanları, idari yönetim ne yapıyor?

Özelleştirme durumunu içten gelerek, bunu sindirerek kabullendiler mi?

Çalışanların hangi dairelere gönderileceği belirlendi.

Yani tamamıdır.

Herhangi bir kaybımız yok anlayışı mı bu noktaya getiren.

Çalışanlar bunu kabullendiyse elbette yapacak bir şey yok.

Hizmet vermedeki anlayış nedir?

Beklentiler karşılanabiliyor mu?

Bu soruların cevaplarının olumlu olması zor.

Yaşanan örneklere göre bunu söylüyorum.

Daha önce bu köşede paylaşmıştım.

Bir işyeri ve bu işyerine telefon hizmeti iki buçuk aydır verilmiyor.

Zararı düşünün.

“Birçok kez arıza kaydı bildirmemize ve telefonla görüşmeler yapmamıza rağmen hiçbir sonuç alamadık”.

Mesajında böyle söylüyor Zübeyde Gencer.

Ama daha ilginci, daha komiği ve aslında daha da kötüsü var.

Ünlü yazar Aziz Nesin’in hikâyelerini aratmayacak türden.

Mehmet Ali Geçer.

Mağusa da ki evine telefon hattı bağlatmak için ilgili daireye müracaat eder.

Gerekli ödemeleri yapar ve kendisine “36-52-260” numaralı telefon hattı verilir.

Yıl 2006’dır.

Fakat ne hikmetse telefon hiç çalışmaz.

Daireye gider, durumu anlatır.

Aldığı cevap “hat yoktur” olur.

Üstelik borçlu da çıkar.

Kullanmadığı, hatta hiç bağlatamadığı telefon hattının 78,55 anapara, 62,05 de faiz borcu ile beraber toplam 140,60 TL hat kirası borcu bulunmaktadır.

Bu para da ödenir.

05.04.2007 tarihinde ilgili daireye bir dilekçe yazılır.

Bu hattın diğer evime aktarılması mümkün mü?

Aktarılma işleminin karlığında da 400 TL ödenmesi gerekmektedir.

Bu gün oldu dilekçesine cevap bile alamamış.

Mehmet Ali Geçer Türkiye deki evime telefon bağlatmak için müracaat ettim ayni gün telefonum bağlandı diyor.

Gerçekten komik bir o kadarda ibret verici bir olay.

Sonuç ne olur bilemem ama güven anlamında kurumlarımızın karnesi pek de iç açıcı değil.

Bu noktada genelleme yapmadığımın da altını çizeyim.

Ve en başa döneyim.

Hayat her şeye rağmen devam ediyor.

Zaman bize aldırmadan akıp gidiyor.

En önemli nokta hizmettir.

Alınan değerin karşılığını vermektir.

Bunun için de zamana ve teknolojiye ayak uydurmak, geriye değil ileriye gitmek gerek.
Bu haber 617 defa okunmuştur

:

:

:

: