Onlara kısaca Şehit veya Gazi diyorlar

ABD Dışişleri Bakanlığı bir rapor yayınlamıştı. Ağustos 2012 de.

ABD Dışişleri Bakanlığı bir rapor yayınlamıştı.
Ağustos 2012 de.
Konu terör.
Bu rapora göre terör olayları dünyada azalırken, Türkiye de artıyor.
Rapor çok güvenilir bulunmayabilir.
Hatta taraflı, kamuoyunu yanıltıcı ve elbette bilinçli yapılmış gibi de düşünülebilinir.
Raporun içeriğinde şöyle bir istatistiki bilgi var.
Dünyada terör saldırıları 2011 yılında %12 azalarak son 5 yılın en düşük seviyesine gerilemiş.
Türkiye de ise 2010 yılında 40 terör saldırısı yaşanırken, 2011 de bu sayı 91 yükseldi.
Yani %100’ün üzerinde bir artış söz konusu.
Terör, Türkiye’nin son dönemlerdeki en önemli gündem maddesi.
Türkiye iç sorunlarının çözümüne yönelik ortaya koyduğu çabanın en az iki katını da çevresinde gelişen olaylara harcıyor.
Suriye olayı terör olaylarının artmasında önemli bir etken.
Suriye olayının bir de maddi külfeti var.
Suriye’den gelen sığınmacılara her türlü olanağı sağlayan kamplar kuruldu.
O kamplar ki Türkiye de bazı siyasi parti milletvekilleri bile kapıdan içeriye alınmamış.
Bunun yanında birçok ülkeye yardım etmeye çalışan bir Türkiye var.
Bu görüntüsü ile güçlü, dünya devi bir ülke portresi ortaya çıkıyor.
Türkiye’nin istikrarlı bir şekilde büyümeye başladığı, bu anlamda hızlandığı dönemlerde terör saldırılarının arttığı da önemli bir nokta.
İşsizlik oranında önemli bir azalma olmuş, yeni Anayasa tartışılıyor.
Ama terör saldırıları hızlı bir artışa geçerek her şeyi gölgede bırakıyor.
Bu iş nasıl çözülecek?
Bir gizli iç savaş gibi yaşanan olaylar, çatışmalarla mı, yoksa siyasi bir çözümle mi son bulacak?
Esas soru terör sorunu çözülmek isteniyor mu?
Bunu elbette bu işi bu noktalara getirenler düşünecek.
12 Eylül askeri darbesinden sonra 6 Kasım 1983 de Türkiye yeni bir döneme girdi.
Askeri darbeden sonra ilk seçimler yapıldı.
Hemen akabinde 15 Ağustos 1984 de PKK ilk silahlı eylemini gerçekleştirdi.
Eruh ve Şemdinli’de saldırılar yaşandı.
Bir asker şehit olurken, 3’ü sivil 12 kişi yaralandı.
31 Ekim 1989’da rahmetli Turgut Özal Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı seçildi.
Bu seçimden bir ay sonra Hakkâri de çoğu kadın ve çocuk 28 sivil insan katledildi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Özal rahmetli oldu.
Cumhurbaşkanlığı makamına Süleyman Demirel getirildi.
24 Mayıs 1993 de toplanan MGK hükümete silahlı eylemlere katılmayan terör örgütü üyelerinin affedilmesi önerisini yaptı.
Önerinin açıklanmasından sonra Bingöl-Elazığ yolu kesildi.
Terhis olan silahsız 22 asker ve 7 sivil vatandaş öldürüldü.
TRT 9 Haziran 2004 de radyodan ilk Kürtçe yayını yaptı.
Aynı gün kapatılan bir siyasi partinin eski milletvekilleri tahliye edildi.
Aynı dönemde terör örgütü şiddeti yeniden tırmandırma kararı aldı.
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için 21 Ekim 2007 de referandum yapıldı.
Aynı gün Hakkâri de, Yüksekova ilçesinin Dağlıca köyünde gerçekleştirilen saldırıda 12 asker hayatını kaybetti.
Bu olaylar elbette tesadüf değil.
Ve daha çok örnekle de bu ispatlanabilir.
Türkiye’nin güçlenmesi mi istenmiyor? Yoksa Türkiye’nin bölünmesi mi isteniyor?
1984 yılından bu yana devam eden bu iç kanama bir şekilde durdurulamıyor.
Çözüm önerileri sunmak bir şey değiştirir mi?
Bilemem.
Mutlaka 28 yılda birçok yol denenmiştir.
Sorunun çözümüne yönelik en önemli görev tabi ki Türkiye yönetimine düşüyor.
Türkiye kapanmayan yarasına çözüm bulamıyor.
Türkiye Cumhuriyeti, devleti elbette ayaktadır.
Ama yıkılan evler, ocaklar vardır.
Her daim altını çiziyorum;
İnsan hayatı en değerli hazinedir.
Kim ve dünyanın neresinde olursa olsun, insan önemlidir.
Söylemesi çok kolaydır.
“Şehit” “Gazi” veya “Öldürüldü” diye.
Ama özünde insan hayatından bahsediyor.
Kısacası bu kadar kolay değildir.
Olmamalıdır.
Düşününüz ki;
Dünyaya bir evlat getirdiniz.
Büyüttünüz, okuttunuz.
Derdini çektiniz, askere gönderdiniz.
Sonra acı bir haber.
Söylenen kısaca evladınız şehit oldu.
Vatan sağ olsun denilebilir.
Zaten öyle de deniliyor.
Ama söylendiği gibi basit değil.
Bu durumun acısını, ağırlığını hayatı boyunca sırtında taşıyan insanlar da var.
Onlara kısaca “Gazi” deniyor.
Sonra onlarda unutuluyor.
Ateş düştüğü yeri yakarmış.
Bize düşen sadece sabır dilemek.
Ama o da bir yere kadar.

Bu haber 707 defa okunmuştur

:

:

:

: