Kıbrıs Türk Edebiyatından…

Bir ulusun kültüründe, yazın hayatı, yazılı ve görsel basın çok önem taşır. Geçmişini bilmeyen toplumlar, doğal olarak, geleceklerini de neyin üstüne inşa edeceklerini bilemezler.
ALİ NESİM

Bir ulusun kültüründe, yazın hayatı, yazılı ve görsel basın çok önem taşır. Geçmişini bilmeyen toplumlar, doğal olarak, geleceklerini de neyin üstüne inşa edeceklerini bilemezler.
Bu nedenledir ki, Kıbrıs Türk toplumu da edebiyat, kültür ve sanat geçmişini bilmek zorundadır. Tarihe şöyle bir göz atacak olursak; toplumsal didişmelerden, göçlerden, kaçışlardan ve savaşlardan başını bir an bile kaldıramamıştır Kıbrıs Türkü…
Yine de Türkiye Cumhuriyeti Atatürk tarafından ilan edilir edilmez, tüm devrimleri büyük bir hevesle hayata geçirmesini bilmiştir. Atamızın izinden yürümüştür. Harf devrimi, kılık kıyafet devrimi, takvim ve saat… yenilikleri hemen benimsenmiştir.
Kıbrıs Türk’ünün sosyal, kültürel ve düşünsel hayatına ışık tutmak amacıyla araştırmacılar, kolları sıvamış edebiyatımızı araştırmaya koyulmuşlar.
Bu konuda duayen kabul ettiğimiz HARİD FEDAİ, MAHMUT İSLAMOĞLU, MUSTAFA GÖKÇEOĞLU, OĞUZ YORGANCIOĞLU… gibi isimleri görmekteyiz. Ardından da Ali Nesim, Erdoğan Saraçoğlu, Şevket Öznur gibi isimlerle, üniversitelerde akademisyen olan gençlerimizin kültür araştırmaları üzerine çalışmaları başlar.
Aslında araştırmacı yazarlık, sanıldığı kadar kolay iş değildir. Yıllar süren araştırmalar, derlemeler, kaynak kitaplar ve kaynak kişiler… Çok emek, çok zaman ve çok sabır isteyen uğraş… Elbette gönül verenler için bunların hiçbir önemi yoktur.
Ali Nesim’le tanışıklığımız aslında çok çok eski… 1975 yılında ADA’ya adım attıktan birkaç ay sonra, önce geçici, sonra temelli olarak Lefkoşa Türk Lisesinde edebiyat öğretmenliğine başlamıştım. Orada felsefe- sosyoloji hocamız Ali Bey’di.
Sosyoloji, felsefe, mantık, psikoloji okutulurdu o yıllarda. Artık liselerde ne yazık ki, (Hocanın bir yazısında değindiği gibi, artık nesiller düşünmesin, kıyaslamasın, itiraz etmesin diye belki…) okutulmuyor artık…
ALİ NESİM, Girne’nin Zeytinlik Köyünde doğar. Lefkoşa Türk Lisesini bitirdikten sonra, ver elini Ankara, der. Ankara Üniversitesinin Dil-Tarih- Coğrafya Fakültesi Felsefe- Sosyoloji Bölümünü bitirir. 1963- 1965 yılları arasında köylerde ilkokul öğretmenliği yapar. Ardından, önce 20 Temmuz Lisesi ve Lefkoşa Türk Lisesinde öğretmenlik ve müdür muavinliği yapar. Daha sonra Talim Terbiye Kurulunda görev alır. Bir ara Devlet Tiyatroları Müdürlüğü de yapar. Emekliye ayrıldıktan sonra da Yakın Doğu Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlar.
Ülkesinin, bu toprakların, özellikle de ZEYTİNLİK Köyünün ve ZEYTİN AĞACInın sevdalısıdır. Asırlık, güngörmüş zeytin ağaçlarıyla hasbıhal (sohbet) etmeye bayılır. Sonunda muradına erer ve tükenmeyen emekler sonucunda korumaya alınır sevgili ağaçları… Festivallerle duyarlı yüreklere ulaşır.
Günümüzde hemen her yörenin, köyün, kasabanın bir festivali vardır; nesi meşhursa, o ürünle ortaya çıkılır. Eğlenceler düzenlenir, kültür etkinlikleri hazırlanır: Pekmez,çilek, harup, zeytin, lale, pulya, patates… Folklorumuz, türkülerimiz, yaşatmaya çalıştığımız geleneklerimiz gösterilir, anlatılır gençlere…
Eserlerinde temiz bir Türkçe kullanır yazar. Şiirsel anlatılara kayıverir ansızın. Ama en çok da YAŞAMIN FELSEFESİni dillendirir, usanmadan…
ALİ NESİM’in araştırma yazıları, destansı zeytin ağacı şiirleri ve araştırma- inceleme yazıları vardır.
ESERLERİ:
Kıbrıs Türk Edebiyatında Sosyal Konular ( 1986) araştırma
Batmayan Eğitim Güneşlerimiz ( 1987) inceleme
Yaşamın Güzelliklerini Keşfedin ( 2006) deneme- öykü
Zeytin Ağacının Feryadı ( 2012) manzum öykü
ZEYTİN AĞACININ FERYADI
Manzum bir uzun öykü de denebilir. Zeytin ağacının ağzından anlatılmış hem destansı hem teatral nitelik taşıyan bir destan…
“Ben bir zeytin ağacı!
Dağ başında… ovalarda… tarlalarda…
Yaşam dolu, sevgi dolu, umut dolu.
Mis kokulu
Gümüş yapraklı
altın yağlı”

Bu kitap daha önce 2010 yılında 1. Baskısını yaparken sadece Türkçe- İngilizce olarak basılmıştı. Ancak bu yıl genişletilmiş baskı olarak çıkan kitap 4 ayrı dilde hazırlanmış. Türkçe, İngilizce, Almanca ve Rumca…
“Ağaçlar bize küstü
Meyve vermiyor
Bulutlar bize küstü
Yağmur yağmıyor…
Neredesin fidanlarım, çiçeklerim…
Kuşlarım, arılarım…
Bu topraklarda artık
Zaman akmıyor.”

Zaten Ali Nesim, uzun yıllar Kıbrıslı Türklerin kültürel ve sosyal yapılarıyla ilgili pek çok makale yazmış, çeşitli konferans ve sempozyumlarda bildiriler sunmuştur…
Bir zeytin ağacının ağzından betonlaşmanın, ağaç katliamının acı anlatımı… Yavaş yavaş çölleşme…
“ Nedendir bilinmez;
İnsanlar çoğaldıkça bizler azaldık
Bizler azaldıkça insanlar çoğaldı.
İnsanların evleri…
İnsanların yolları…
İnsanların yerleşim alanları
Çoğaldıkça bizler azaldık…”

Kitap Zeytinlik Festivali süresince özellikle yabancılardan çok ilgi görüyor. Bu yıl Zeytin Festivalinin 11. si kutlanıyor. Sevgili Ali Nesim, kitabını imzaladığı sanat çadırında, oturduğu masanın arkasında bir de fotoğraf sergisi açtı. Ağırlıklı olarak zeytin ağaçları var.
“N’olur artık
Ağaçlar kesilmesin
Ağaçlar sökülmesin
İnsanlar ölmesin
Ağaçlar ölmesin
Acımız son bulsun!
Ve
Mutluluk!
Mutluluklar hepimizin olsun.”

Kitabın son sayfalarında 14 fotoğraf yer almaktadır. Yol yapımı nedeniyle katledilen, orman yangınlarında kavrulmuş zeytinler, acımasızca yolunmuş ağaçları gösterilmektedir. Son fotoğraf karesinde yazar, birlikte olduğu dört çocuğun şahsında çok sevdiği ağaçlarını, özellikle zeytin ağaçlarını gelecek nesillere bırakır.

YAŞAMIN GÜZELLİKLERİNİ KEŞFEDİN:
Bu kitabı, deneme öykü ama şiir tadında anlatımlar içeriyor. Şiirsel düzyazı gibi bir şey yani…
“ Bir yerlere tutunmaktır yaşam… Dağılmamak… Var olmak. Bir bardak su içine damlatılan bir damla zehir gibi dağılmamak… Var olmak. Dağılır insan gider. “
“ Uç uç böceğim. Uğur böceğim benim, uç… Uç ve yaşam ver bana kanat çırpışlarınla. Benekli kanatlarınla bana yaşama tutunma şansı ver…”
Her sayfa başka bir yaşama bakışı benimsetir gibi.
“ Kendinizi küçümsemekten vazgeçin.
Önce aynadaki yüzünüzü değiştirin.
Sonra beyninizin küçülmüş, kirlenmiş, eskimiş çarşaflarını…
Dünyayı ele geçirin! Kendi dünyanızı! “

Bir başka sayfada şöyle diyor, yazar:
“ Alın elinize tarağı… Geçmişinizdeki umutsuzlukları söküp atın yaşamınızdan.
En iyi şampuanı sevgidir güzelliklerin. Çitileyin. Baştan aşağıya her şeyinizi çitileyin.
Bilin ki bedeninizin her hücresinde aktif yaşam var… Sevgi dolu, aşk dolu, başarı dolu bir yaşam…
Tüm kötülüklerin inadına…”

Yaşama dair yüreklendirici saptamalar… Hayata tüm gücüyle tutunma ve pozitif bakış…
Kitabın en başında önsöz- niyetine deyip bir şiirle başlamış Ali Nesim…
BEŞPARMAK DAĞLARINDAKİ SESSİZ ÖĞRETMENİME…

“ Sen ey! En büyük sessiz öğretmen.
Konuşmayan ağzım… söylemeyen dilim.
Her şeyi sende gördüm… senden öğrendim
Seni örnek aldım hep, sana özendim.
Seni senden kıskandım, yüceliğine
Sessizliğine
Alçak gönüllüğüne imrendim.
Öğreten oldun hep isteyene.
Hep verendin.
Hep yol gösterendin bilene…
ŞAHMARAN
Bu kitap da 1989 yılında basılır. İçinde uzunlu kısalı 13 öykü yer alır. Kitaba adını veren en sondaki öyküdür. Aslında öykülerin pek çoğu da yaşanmış öyküler hatta anılardan yola çıkılarak öyküleştirilmiş anlatılar…
Kitabın sayfalarını gelişigüzel çeviriyorum. Sayfa 48… BİR ÖZLEMİN DOĞUŞU adını taşıyan öykü… Sayfalar arasında geziniyorum, hatırlamaya çalışıyorum. Sayfa 53’te Süleyman Uluçamgil’den onun genç yaşta kaybından doğan üzüntüyü, şehit oluşunu anlatıyor öğretmenleri…
Bir başka sayfada BAYKUŞUN MÜJDESİ isimli öyküsü çıkıyor karşıma… Önceden okumuştum ama unutmuşum. İnsanı derinden sarsıyor anlatılanlar… Öyle gerçek gibi ki! Belki de kendi yaşadıklarından ya da birilerinden dinlediği bir olay…
Bir başka öykü de DESTİNE HANIM… Ne güzel bir öykü o… İnsanın içine işliyor. Okumalısınız… Benim gibi daha önce okuyup da unutmuş olabilirsiniz… Mutlaka bir kez daha okuyun…
Yazarlar, yaşanılanın ötesini görebilen, yarımları bütünleyen insanlardır… Yetenek denen Tanrı vergisi böyle bir şey işte… Yazan, üreten herkese sonsuz saygıyla…

Bu haber 270 defa okunmuştur

:

:

:

: