Türkiye savaşa girmez… Girmemeli…

Suriye’deki iç savaşın Türk sınırına iyice dayanmasıyla Beşar Esad yönetimine bağlı askerler muhalif Suriyeli güçlere saldırayım derken 20 Eylül gününden bu yana sıklıkla Türkiye topraklarına da havan ve top mermileri göndermekte.
Suriye’deki iç savaşın Türk sınırına iyice dayanmasıyla Beşar Esad yönetimine bağlı askerler muhalif Suriyeli güçlere saldırayım derken 20 Eylül gününden bu yana sıklıkla Türkiye topraklarına da havan ve top mermileri göndermekte.

Gerçi Türkiye’ye düşen her merminin Suriye ordusu tarafından ateşlendiği yolunda elde yeterli kanıt yoksa da sınırın birçok noktasının muhalifler veya asiler eline geçtiği dikkate alınırsa olasılıklardan çıkarım yapılarak varılan sonuç faturayı Esat rejimine çıkartmakta. Zaten ne Esat rejimi resmen “biz yapmadık” diyor, ne de muhalifler kendilerinin sorumlu olabileceğinden bahsediyor. Muhalifler yapmış olsa bile herhalde “biz yaptık” deyip kendi kendilerini ayaklarından vuracak değiller ya…
Şam’dan gelen “izahat” ve gayrı resmi bilgiler ise esas itibarıyla Türk topraklarına düşen mermilerden yönetime bağlı askerlerin sorumlu olduğu ama bombalamaların kasıtlı olmadığı, askeri deyimle “collateral damage” yani “ikincil zarar” olduğu yolunda… Ne demek isteniyor yani? Kısaca, başka hedeflere ateşlenen bombaların sınırın neredeyse sıfır noktasındaki Türk yerleşkelerine “kazara” düşmekte olduğu, verilen zararın da dolayısıyla “ikincil” veya “istenmeyen” zarar olduğu yolunda.
Peki bir şey fark eder mi? Türkiye daha mı az kızar bombalar kasıtlı değil de kazara düşüyor ise Türk topraklarına? Yani ölen Türk vatandaşları dirilecek, yararlılar hemen iyileşecek mi “Suriye kasıtlı bombalamamış sizi” denilince? Yoksa, o kadar ikaza rağmen neredeyse üç haftadır her gün birkaç kez Türkiye topraklarına “serseri mermi” ve “serseri bomba” düşüyor ise Şam’ın “kazara oluyor” izahı herhangi bir şekilde kabul edilebilinir veya Esat rejiminin “samimi davrandığı” kanısına varılabilinir mi? Elbette ki hayır…
Türkiye’nin sözlü ve yazılı uyarıları fayda vermemiş, Şam rejimi Türkiye’nin hassasiyetlerini kulak arkası yapmayı, bildiğini okumaya devam etmeyi tercih etmiş… İşte beş vatandaşımızın hayatını kaybettiği sekiz vatandaşımızın da yaralandığı Akçakale bombalanma olayından sonra gündeme gelen “tezkere” meselesinin geri planında yaşanılan büyük acının yanı sıra bütün bu değerlendirmeler de yatıyor…
Her ne kadar, maalesef, Cumhuriyet Halk Partisi ve muhalefet etmek ile Türkiye’nin ulusal çıkarlarında uzlaşmak arasındaki ince çizgiyi algılamada sorunlu bazı çevreler Türkiye’nin caydırıcı gücünün tezkere ile artırılmış olacağını kavrayamadılar… Sadece o mu, caydırıcı gücü artırılmış ve gerekli olması durumunda hasım davranış içindeki ülkeyi taa kalbinde vurabilme imkânıyla donatılmış Türk hükümetinin doğal olarak savaşın içerisine çekilmesinin, itilmesinin zorlaştırılması Türkiye’nin çıkarına değil mi?
Dahası, tezkere ile caydırıcılığı kuvvetlendirilen, üstün askeri gücünden çekinilen Türkiye’nin hem kendi halkını, topraklarını, çıkarlarını daha etkin koruması hem de olası diplomasi çabalarında daha aktif rol üstlenmesi daha mümkün olmaz mı?
Maalesef bütün bunları “Türkiye savaş istiyor” paranoyası sayesinde ikinci plana atmak ve hatta görmezden gelmek sadece “muhalefet muhalif olmak içindir” kaba izahıyla anlatabilmek mümkün değildir. Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni eleştirelim. Doğrudur, ben de oldukça sıklıkla söylüyor ve yazıyorum başta Suriye politikası olmak üzere AKP hükümetinin tüm dış politikası resmen çuvallamıştır. Ancak, eleştiri başka şeydir, Türkiye’nin hayati çıkarlarında birleşmek, yumruk olmak başka şeydir.
Olmaz efendim… Ben de elbette ki barış istiyorum, savaşa karşıyım. Ancak, her gün suratımıza tokat atar gibi “kazara” birkaç bombayı Türk topraklarına atacak birileri, vatandaşlarımız katledecekler ve biz “diğer yanağımızı döneceğiz” bilmem kaçıncı defa “isteyerek olmadı, yanlışlıkla oldu” izahını yiyeceğiz! Hadi be, bu ülkenin, bu halkın bir onuru var ve ondan da öte kendini savunma hakkı var. Hükümetlerin birincil vazifesi hakların en önemlisi olanını, yani yaşama hakkını garanti altına almasıdır.
Peki AKP iktidarı savaşa mı girecek bu tezkereyi kullanarak?
Eleştiriler doğrudur. Bu tezkere o kadar geniş yazıldı ki bırakın dünya savaşını Mars’a bile savaş ilan edebilir isterse AKP hükümeti “ikazlarımıza rağmen topaklarımıza Mars’tan göktaşı düştü, bu cezasız kalamaz” anlayışıyla. Tezkerede hiçbir sınır yok. Suriye’nin adı bile geçmiyor. Hükümete nereden gelirse gelsin düşmanca hareketlere misliyle mukabele etme ve hatta cezalandırma yetkisi veriliyor. Bu böyle olmamalıydı. Tezkerenin kapsamı daraltılmalı, yetkiler netleştirilmeliydi. Ama, bu tezkerenin savaşa girmek için bahane edileceği, AKP iktidarının savaş niyetinde olduğu anlamına gelmemelidir. Nitekim MHP de aynı değerlendirmeler içerisinde tezkereye “evet” demiş ve hayırlı davranmıştır. Maalesef CHP bu değerlendirmeyi yapamamış, “eleştirilerimize rağmen ulusal çıkar hatırına evet diyoruz” diyememiştir. Yanlış olmuştur.
TBMM oturumunun açık bölümünde ve daha önce ve sonra yapılan beyanlarda vurgulandığı gibi “Türkiye’nin niyeti savaşa girmek değil, savaştan uzak durabilmektir” sözüne sadık kalınacağına inanmak durumundayız. Nihayette iktidarıyla, muhalefetiyle, yandaş basınıyla muhalif basınıyla hepimiz aynı gemideyiz ve böyle sıkıntılı iklimde böyle sıkıntılı denizlerde yol alınırken biraz daha insaflı davranabilmeli, birlik içinde davranabilmeliyiz.
Türkiye Suriye bataklığına, savaşa girmemeli…

Bu haber 292 defa okunmuştur
  • Türkiye savaşa girmemeli Baflı  Lefkoşa - 13.10.2012 Lütfen Ediz Tuncel'in 'Türkiye Ateş Çemberine Kapılıyor...' yazısını okuyup neler olup bittiğini anlayalım. Benim yazınıza cevabım şöyle: Eğer Türkiyeye devamlı top mermisi atılıyorsa, bu mermilerin nerden geldiği tespit edilip o hedefler yok edilir. Ama eğer bir iki top mermisi düşmüsse ve kimlerin attığı belirlenemiyorsa (ki durum budur), o zaman belki de muhalifler tarafından provokasyon için yapılmış olan bu saldırılara, Esat askerlerini veya diğer masum sivillerin ölmesine neden olabilecek misli ile karşılık vermek yanlıştır, yazıktır, günahtır. Türkiyenin büyüklüğüne değil, insanlığa sığmaz.

:

:

:

: