Cevap Arayan Sayıştaylık Soruları

İstihdam konusu mübarek UBP kurultayından dolayı bambaşka bir hal aldı. Devletin ilgili kurumlarına karşı güvensizlik had safhada.
İstihdam konusu mübarek UBP kurultayından dolayı bambaşka bir hal aldı.
Devletin ilgili kurumlarına karşı güvensizlik had safhada.
Bu ortamda hakkını arayan ve sesini duyurmaya çalışan beş genç insan mücadeleye devam ediyor.
Sayıştay kurumuna atanan ve bölümleri gerekçe gösterilip işbaşı yaptırılmayan bu gençlerden özelde bana genelde tüm ilgililere mesaj ve soruları var.
Bu noktada bu gençleri hiç tanımadığımı belirtmek isterim. Bana düşen elçi olmak. İşte söz konusu mesaj ve sorular;
“Kamu Hizmeti Komisyonu skandalının patlak vermesinden ve KHK Başkanının da “tüm sınavlar şaibeli” açıklamasından sonra, yakın geçmişte gerçekleşen bu sınava da şaibe karışmadığını düşünmek biraz saflık olur kanaatindeyim.
Bu yazı üzerine yapmış olduğum araştırmalarda, söz konusu 7 kişinin tamamına yakını Sayıştay yasasında belirtilen denetçi olmak için gerekli koşul olan bölümlerden mezun olmadıklarını öğrendim. Ayrıca yakınlarının hepsi de iktidar partisine mensup kişilerin olduğunu öğrendim.
Ben de aklıma takılan soruları, medya aracılığıyla okurlarla paylaşarak, yetkililere sormak istiyorum.

1- Bu kadar skandalın ayyuka çıktığı bir ortamda, başsavcılık bu ciddi iddiaları değerlendiriyor mu? Yoksa harekete geçmek için yine başbakan talimatı mı gereklidir?
2- Sayıştay başkanı Osman Korahan, mezuniyetleri tutmayan bu kişileri nasıl olur da Sayıştay’a kabul etmiştir?
3- Söz konusu 7 kişiyi kabul ederken, işe başlatmayıp mahkemeye verdiği, sınav kazanan diğer 5 denetçiyi neden kabul etmemiştir?
4- Bu ciddi iddialar sonrası, başsavcılığa başvuracak mı? Yoksa kendi kızının da öğretmenlik sınavında şaibeye karışmasından dolayı susup oturacak mı?

Ekte size Sayıştaylığa sınav sonrası atanan tüm isimleri yolluyorum. Oradan bakıp, sizde söz konusu yazıda yazılan bu isimlerin, 'saraycı' yakınının çocukları olduğunu göreceksiniz. Ben bile kendi çapımda yaptığım araştırmalarda ulaştığım bilgiler; adı geçen şahıslardan bir tanesi, Türkay Tokel’in yeğeni, diğer bir şahsın babası emekli Sayıştay üyesi ve çok sadık bir 'saraycı'. Hele siz bir dürüst gazeteci olarak araştırma yapın bakalım altından neler neler çıkacak...”
Bu mesajı Mehmet Salih isimli bir okur gönderdi. Elbette bilgime gelen bazı isimler var. Ama bu isimleri direk suçlu ilan etmek bana göre doğru olmaz. Bu anlamda bu isimleri şu anda bu köşeye taşımak istemiyorum.
Şimdi işbaşı yaptırılmayan beş genç insana kulak verelim;
“Erçin Bey merhaba;
Bize inandığınız, desteklediğiniz için kendimiz ve ailelerimiz adına çok teşekkür ederiz. Artık geçen süreden ve gelişen bu olayları gördükçe sabrımız kalmadı.
İlk yolladığımız yazıyı revize ettik ve daha agresif bir yazı yaptık. Lütfen aşağıdaki yazımızı dikkate alınız.

Tekrardan teşekkürler size.
Size ekte, şaibelerin olduğu iddia edilen öğretmenlik sınavından sonrası, başsavcılığın vermiş olduğu hukuki görüşü yolluyoruz.
Ayni başsavcılık, hiçbir iddianın olmadığı Sayıştay sınavında, niye Sayıştay başkanlığına bizim için ayni görüşü verememiştir?
Peki, usulüne göre yapılan sınavlar sonrası, öğretmenlerin atamalarının yapılması ve işe başlamaları yasa gereğiyse ve dava sonucunda atama kararları geri alınabiliyorsa, niye bizim için ayni görüşü yazamamıştır?
Bildiğiniz gibi iş başı yaptığımız gün Sayıştay başkanı ve üyesi, bizi ayrı olarak makam odalarına çağırarak bizi işe başlatmayacaklarını sözlü olarak bildirmişler, hemen ardından da atama kararlarımızın iptali yok sayılması talebiyle KHK aleyhine Yüksek Mahkemede dava açmışlar fakat ummadıkları şekilde yenilgiye uğramışlardır. Açmış oldukları dava Yüksek Mahkemece ret ve iptal edilmiştir.

Elinde atama kararlarımızı geçersiz kılan hiçbir mahkeme hükmü olmayan Sayıştay başkanlığı, bizi 7 aydır, hukuk dışı olarak işe başlatmama ısrarını sürdürmektedir.

Bileğimizin hakkıyla sınav geçmenin ödülü olan 7 aydır açlığa, kaderimize terk edilişimiz; bir suç işlemişiz gibi, tecavüzcüler, hırsızlar ile ayni binada adalet arama mücadelemiz devam etmektedir.
Başsavcılığın yapmış olduğu çifte standart değil mi? Madem vermiş olduğu tüm bu görüş, yasalara dayanıyorsa, yasalar herkes için “eşit ve ayni” değil mi?
Sayıştay Başkanlığının 7 aydır sürdürmekte ısrar etmiş olduğu hukuk dışı işlemin bir cezai yaptırımı yok mu?

Söz konusu daire ve kurum, doktorluk münhallerı sonrası, başbakanlık tarafından etki altında tutulmaya çalışılıyor mu?
Son olarak da, üzerimizde çirkin oyunlar oynanmaya, bu oyunlar da gün geçtikçe daha çok gün yüzüne çıkmaya devam mı ediyor?”
Evet, bu konu kamu vicdanında daha çok tartışılacağa benziyor. Bildiğim tek doğru ne yapılacaksa bir an önce yapılmalı.
Bu haber 950 defa okunmuştur

:

:

:

: