Sonuç; mahkemelik

Ulusal Birlik Partisinin 19. Kurultayı dün yapıldı. Kurultayda iki aday vardı. Ve iki adaydan biri bu yarıştan kazanan olarak çıkacaktı.
Ulusal Birlik Partisinin 19. Kurultayı dün yapıldı.
Kurultayda iki aday vardı.
Ve iki adaydan biri bu yarıştan kazanan olarak çıkacaktı.
Kurultaydan galip çıkan Genel Başkan ve Başbakan Sayın İrsen Küçük oldu.
Tartışmalı bir sonuçla.
Öncelikle Ulusal Birlik Partisine, ülkemize ve bu ortamda yara almış demokrasi ve siyasi hayatımıza hayırlı olsun.
Bu sonuç sürpriz mi?
Hayır, bu sonuç çok da sürpriz değil.
Ama adayların yakın oy oranı ortama bakıldığında sürpriz oldu.
Yürütülen kampanya sonucunda Sayın Küçük’ün daha rahat kazanması gerekirdi.
Sayın İrsen Küçük bu yola çıkarken Sayın Cumhurbaşkanından bağımsız hareket etmesi gerektiğini anladığı ve kararını verdi.
Emanetçi değil, kalıcı olacaktı.
Bu süreçte parti içinde engellerle karşılaştı.
Elindeki imkânları kullanarak bir denge oluşturmaya çalıştı.
Kurultay da yeniden adaylık kararından sonra kendisine karşı oluşan karşı cephenin belirginleşmesi ile zorlanacağını tahmin etti.
Ve Türkiye hükümetini yanına almak için her türlü tavizi verdi.
Ve esasen benim itiraz noktam da burada oluştu.
Tabi ki bu itirazlarım ve eleştirilerim Sayın Küçük’ün şahsına değildi.
İtiraz ve eleştirilerimin merkezinde bir bütün olarak hükümetin çalışmaları vardı.
Mesela; Petrol dolum tesisi hükümetin düşüncesi olarak ortaya çıktı.
Sağlıkta ücretlendirme ve kalitesiz hizmet yine bugünkü hükümetin başarısızlığıdır.
Aldıkları birçok karar, uygulamaya çalıştıkları bazı düşünceler mahkemelere takıldı.
Olumsuzlukları çoğaltabilirim.
Ama bu noktada kurultaya dönelim.
Yaşanan süreçte ilk olan birçok şey yıllarca unutulmayacak.
UBP’nin 19. kurultayı bir iç seçim havasından çok bir genel seçim havasına sokuldu.
Partiye geçici süreliğine başkan, KKTC’ye ise geçici süreliğine başbakan olan Sayın Küçük en başından itibaren bu makamlarda kalıcı olmak için aylar öncesinden çalışmaya başladı.
Daha öncede yazdım.
Katıldığım her platformda altını çizdim.
Sayın Küçük çıktığı bu yolda hedefini KKTC Cumhurbaşkanlığı olarak belirledi.
Dün yapılan kurultayda 21 Ekim’den sonra birlik mesajları verilmesini beklerken adaylarca yapılan konuşmalar belirli noktalara odaklandı.
Yani belden aşağılara vuruşlar devam etti.
Sayın Cumhurbaşkanı önce haklı bir sitemde bulundu.
Salonda eski başkanların olmadığı gibi kendi posteri de yoktu.
“UBP’ de dün vardım, bugünde varım” diyerek gereksiz bir mesaj verdi.
Konuşmasının sonunda yaptığı birlik ve beraberlik çağrısı salonda bulunan herkesten alkış aldı.
Sayın Başbakan ileriye dönük icraatlar yerine hep Türkiye’yi ön planda tuttu.
Sayın Kâşif’i Türkiye’ye nankörlük etmekle suçladı.
Daha sonra konuşan Sayın Ahmet Kâşif ise yine icraat değil, eleştirilere cevap vermekle şekillenen bir konuşma yaptı.
Sayın Kâşif önce “Biz başka milleten miyiz?” diye sordu.
Daha sonra ise “Türkiye’ye şükranlarımı sunuyorum” diyerek Sayın Küçük’ten farklı düşünmediğini göstermeye çalıştı.
Şaşalı konuşma salonu ve gösterişli organizasyon en önemli noktada sınıfta kaldı.
İşin esası olan oy verme işlemi sırasında, sandıkların yetersizliği ortaya çıktı.
Oy verme sürecinde kuyruklar ve kargaşa yaşandı.
Ve en sonunda bitti derken olan oldu.
Kurultay mahkemeye taşınacak.
Bu gün 22 Ekim.
Bugünden itibaren yeni başlangıçlar bekleniyor.
Ülkenin sorunları olduğu yerde duruyor.
Şimdi kim kazandı, kim kaybetti diye düşünmemek mümkün değil.
Peki, bundan sonrasında ne olacak?
Mahkeme aşamasına gider mi? Sonuç değişir mi?
UBP içinde hükümet çalışmalarını da etkileyecek sıkıntılar yaşanacak mı?
Parti içinde kazananlar ve kaybedenler diye bir kutuplaşma olacak mı?
Bu kırgınlıklar tamir edilebilir mi?
Yaz tatili boyunca okullarda eksiklikler giderilmedi ve hala daha bugün eğitim sistemimiz tam olarak çalışmıyor.
Asgari ücrete yıllardır artış yapılmıyor.
Kamu kurumları denetimsiz, başıboş, bir vurdumduymazlık almış başını gidiyor.
Sokaklar güvensiz.
Uyuşturucu ortaokul seviyesine kadar düşmüş.
İntihar olayları sıradanlaşmış.
İnsanların alım gücü düşmüş.
Bir yetkilin söylediğini, bir diğeri yalanlamış.
Kurultay diye diye yaklaşık bir yılı saçma sapan bir süreçle harcadık.
Bu giden zaman ülkenin geleceğinden çalınmış bir kayıptır.
Bir de bunlara “istikrar” aldatmacası kılıf yapılınca bu hükümet bugüne kadar ki en kötü hükümet unvanını aldı.
Bu süreçte herkes bir yerlere çekilmeye, herkese bazı yakıştırmalar yapılmaya çalışıldı.
Tekrardan altını çizelim;
Bizim şikâyetimiz kişilerden değil bir bütün olarak hükümet çalışmalarındandır.
Hükümet başarısızsa ki bunda herkes hemfikir, hükümetteki isimler değişince bu bir artı olmayacaktır.
Şimdi esas konu bu mesele daha uzayacak mı?
Yeterince zaman kaybedilmedi mi?
Bundan sonra ne olacak?
Son sözü mahkeme mi söyleyecek?

Bu haber 871 defa okunmuştur

:

:

:

: