Türkiye Cumhuriyeti 89 yaşında

Bugün mutlu bir yıldönümü; Türkiye Cumhuriyeti’nin 89’uncu yıldönümünü kutlayacağız.
Bugün mutlu bir yıldönümü; Türkiye Cumhuriyeti’nin 89’uncu yıldönümünü kutlayacağız. Büyük önder, cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat vurguladığı gibi Türk devriminin en büyük başarısı, en temel eseri olan cumhuriyet’in yıldönümü bu gün… Herkese kutlu, mutlu olsun.
Umarım 89 yılını kutladığımız bu günde cumhuriyetin polisi yıldönümünü kutlamak üzere ilk meçlisin önüne toplanacak, Ata’nın kabrine kadar yürüyecek, birlikte bu günü coşku ile kutlayacakcumhurun üzerine gazla, su toplarıyla, coplarla saldırmaz…

Ne günlerden geçtik geldik nerelere vardık acaba daha neler göreceğiz? Cumhuriyetin sivil kutlanması, hipodromdaki resmi törenlerin yanı sıra ilk meçlisin önünde kutlama yapılması cumhuriyetin hükümeti tarafından kışkırtma olarak görülebiliyor, cumhuriyetin valisi tarafından yasaklanabiliyor…
Esasında sivilini değil, tüm Cumhuriyet Bayramı törenlerini iptal etmenin bir değil birçok sebebi var. Zaten giderek alışmadık mı ne varsa cumhuriyete veya Atatürk reformlarına dair kutlanmasının, törenlerinin iptaline, en azından gözden ırak, halktan kopuk salonlarda kutlanır gibi yapılmasına…

Bölücü terör içi boş, hedefi olmayan, muğlak açılım ve saçılım siyasetiyle azdırılmış her hafta onlarca eve yangın düşüyor, can parçası evlatlar kara toprağa veriliyor… Ülkenin dört bir tarafında 80’den fazla hapishanede 600’den fazla mahpus ölüm grevinde, üstelik bir çoğu tam 46 gündür… Suriye’den gelen “konuklar” 105,000’i geçmiş. Bunlar “resmi” olanlar, en az yarısı kadar bir rakam da sorma gir statüsüne getirilen sınırdan ellerini kollarını sallayarak ülkeye girmiş, kendi imkanlarıyla barınıyorlar. Lübnan’daki patlama ve diğer olaylarla, Hatay’daki, Gaziantep’deki ve diğer birçok yerleşkede yaşanan küçük büyük çeşitli olaylarla Suriye iç savaşı giderek bir bölgesel çatışmaya evriliyor… Diğer yandan sanki bir Sünni-Alevi savaşı, Arap-Kürt savaşı çıkmış gibi bir hava var… En kötüsü, bölücü şer örgütü siyasi uzantılarının meşrulaştırmaya çalıştığı “intihar” saldırıları stratejisiyle her türlü toplantıyı ciddi güvenlik riskine çevirmediler mi?
Teslim mi olmak lazım? Risk var, öyleyse eve kapanalım, kılımızı kıpırdatmayalım, teröre, tehdide boyun eğelim mi diyeceğiz?

Ankara Valisi çok önemli “çok gizli istihbarat” aldığı için sivil törenlere yasak getirmiş. Tabii ki Ankara Valisi halkın güvenliğinden endişe duymalı. Emniyetin sağlanmasından elbette ki sorumlu. Peki, tehdit algısı, istihbaratı var diye törenler, kutlamalar mı iptal edilmeli yoksa yeterli güvenlik tedbirleri alınarak tehdit izole edilmeli, ortadan kaldırılmalı mı?
Akıl ve izan lazım. Malum “Okullarda sorun varsa okulları kapatırsın sorun da biter” mantığı Osmanlı’nın son dönemindeki atalet anlayışının mirası cumhuriyete. Tehdit ihbarı mı var, törenleri iptal et… İşgüzarlığın, teslimiyetin daniskası… Yapamıyorsan ver istifanı, onurunla emekli ol. Neymiş, tehdit varmış, Birinci Meclis önündeki sivil kutlama, Anıtkabire yürüyüş yasaklanmış… Olur, emrin olur vali bey… Kardeşim sen ne için maaş alıyorsun? Hükümetin her isteğini, istediğini sandığını, isteyebileceğini düşündüğünü sırf hükümete yaranmak için yerine getirmek için mi? Yoksa tehdit istihbaratının gereğini yapıp, emniyeti sağlayıp, halkın cumhuriyetini kutlamasını sağlamak artık vali beylerin görevi değil mi?

Üstelik, vali yasağı getirirken anayasa ile çelişen, anayasaya göre iç hukukun üzerinde olan uluslar arası hukuk kuralları ile çelişen gösteri ve yürüyüşleri düzenleyen ceza kanununa, anayasaya atıfta bulunuyor. Halbuki öncelikle yapılmak istenen ve yasaklanan gösteri değil, kutlama ki ceza kanununda bile “gösteriler bu kanundan muaftır” ibaresi var. Ayrıca anayasada gösteri hakkının anayasal bir hak olduğu ve kısıtlanamayacağı amir hükmü var.
Bunlar işgüzarlık… İktidarı da zor duruma sokan, sıkıntı veren saçma sapan işler. Ne olacak? Vaz mı geçecek Ulus’ta Birinci Meclis önünde kutlama yapmak isteyen NGOlar, ana muhalefet partisi CHP?
Geç kardeşim, geç… Bu kafayla bir yere varamaz, kimseye yaranamazsın.

UBP için önemli dönemeç
Kongre salonunda askıda kalan sonuçlanamayan UBP kurultayına mahkeme bir son verecek; ya alınan sonuç uygundur Başbakan İrsen Küçük yeniden seçilmiştir diyecek, ya da tüzüğe aykırı durum var bu hafta sonu tekrar seçimli kongreye gidiyorsunuz diyecek, UBP genel başkanını ikinci turda seçecek. Ya İrsen Küçük 14 farklık öndeliğini devam ettirip veya artırıp seçilecek, ya da Ahmet Kaşif görevi devralacak…
Ali Veli, Veli Ali… Kim UBP genel başkanı ve dolayısıyla başbakan olacak tabii ki önemli. Önemli ama bu iş o noktada bitmeyecek. UBP’de ciddi bir ayrışma yarattı bu durum. Şimdi sonuç kimin veya hangi ekibin lehinde olursa olsun yaraları sarmak, bütünlüğü tekrar sağlamak lazım.

Lazım da nasıl yapılacak? Kavganın kimlerin arasında olduğu tesbit edilmeli öncelikle. Yarışanlar gerçekten Küçük ile Kaşif mi? Yoksa Küçük’ün arkasında başkaları, Kaşif’in arkasında başkaları var bir “Proxy war” yani “dolaylı savaş” mı yaşanıyor UBP’de?

Yoksa savaş UBP’de değil esasında KKTC’de hakim olma savaşı mı?
Büyükelçi Halil İbrahim Akça nerede bu savaşta? Ankara nerede? Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu nerede?
Benim bazı fikirlerim var… Var da sözünü sakınmamakla tanınan ben bile diyemiyorum, demeye çekiniyorum… Korktuğumdan değil, “Olmaz be kardeşim bu kadarı da” diye düşündüğümden…
Sadece şunu söyleyeyim, KKTC’nin açılımı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir, Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti veya Türkiye Cumhuriyeti kolonisi değil…

Bilmem anlatabildim mi?

Bu haber 360 defa okunmuştur

:

:

:

: