Tatilin dayanılmaz ağırlığı

Yukarıdaki başlık, biraz “ Var olmanın dayanılmaz hafifliği” gibi, birçoklarımızın elinden düşürmediği ünlü Çek yazar Milan Kundera’nın kitabının adı gibi oldu.
Yukarıdaki başlık, biraz “ Var olmanın dayanılmaz hafifliği” gibi, birçoklarımızın elinden düşürmediği ünlü Çek yazar Milan Kundera’nın kitabının adı gibi oldu.
Tatil deyip geçmeyin. Daha geçenlerde yazmıştım. Tatile gitmeden yapılan hazırlıklar, beklentiler, umutlardan.. Harcanan zamandan.
Ve de tatile varıldığında karşılaşılan manzaradan, hayal kırıklığından.
Bunları okuyup da tatili kötüleyeceğimi sanmayın.
Tatil, hepimizi heyecanlandıran, heyecanlandırmasa da sevindiren, şöyle içten bir “ Ohhh” çektiren, dinlenme, kafa boşaltma, hayatla biran da olsa araya mesafe koyma.
Sevdiklerinizle 24 saat olabilme, onları görme, hasret giderme fırsatı.
Evet sizlere tatilde olduğum Bodrum’dan yazıyorum.. Ege’nin incisi, antik çağın Halikarnas’ından ..
Burası, benim Türkiye’den ayrıldıktan sonra en fazla zamanımı geçirdiğim yer..
Nerelisin diye sorduklarında , İstanbul’u söyledikten sonra, “ Ancak en fazla kaldığım yer Bodrum.. Biraz Bodrum’luyum galiba” dedirtecek kadar da benimsediğim, günlerce kaldığım güzel yer..
Her şey gibi o da durduğu yerde, bıraktığımız gibi durmuyor.. Bir sene öncesini mumla aratacak kadar insanı şaşırtan bir yer..
Bugün size Bodrum’u anlatacak değilim.. Görenler, görmeyenlere şimdilik anlatsın.. İleriki günlerde buralardaki değişiklikleri ara sıra ileteceğim bu köşeden..
Ancak, buraya gelene kadar geçirdiğim aşamayı size yazsam, inanmazsınız..
Herkes gibi tatil telaşı, bavula konulacaklar, yazın gereksinimleri , ufak tefek armağanlar, giymeyi dört gözle beklediğiniz bir sürü kıyafet, ayakkabı, terlik, aksesuar..( Yarısından fazlasını giymeden geri götürdüğünüze bahse girerim)
Sinek ilacı, şimdi kene ilacı (Türkiye’ye gidiyorsanız), böcek sokmasına karşı kremler, güneş yağı ilaçları ve bir sürü akla gelmeyen kalabalık..
Avrupa Karavan Firmasının yaptığı araştırmada ortaya çıkan tatil öncesi 18 günlük hazırlık süresi, hiç de yabana atılmayacak cinsten..
Bavullar yapılıp, anahtarlar kilitlenince hepimiz bir rahat nefes alırız. Tabi kilonuzu tam ayarlayabilirseniz ne ala.. Elinizde benim gibi bilgisayarınız, fotoğraf makinanız yoksa şanslısınız..

Havaalanına 2 saat önceden varabilmek için yolculuktan 3 saat önce evden yola çıkar.. Alana varıp, check-in için sıraya giriş..Alan görevlisinin , “Bavulu siz mi hazırladınız ? Emanet eşya aldınız mı? Elektronik alet var mı ? Tamire gitti mi ? “ ve bir sürü sorusuna yanıt verirsiniz..

Ahret sorularından sonra, sıra size gelip, bavul veya bavullarınızı tartıya koyarsınız..
Pasaport ve bilet önce burada arz-ı endam eder.. Bavullar tartılır, boarding card verilir, eğer birkaç kilo fazlanız var da, ses çıkarmazlarsa sevinirsiniz..

Yok eğer, ev taşır gibi tıkıp, tıkıştırdıysanız, hele hele kilonuz 32 kg’ı aşıyorsa, vay halinize..Bunun üzerindeki yükü, İngiltere alanlarındaki bagaj görevlileri kaldırmayı reddettiğinden, ( Ehh onlar da bizim gibi insan, onların da beli ağrıyabilir), bavulunuzu boşaltmanız istenir..Fazla bagajınız için, kilo başına bizim buralarda 6 sterlini gözden çıkartmanız gerekir.. Kiloyu hallettikten sonra önce “departure” yani giden yolcu salonuna girmek için yine kuyruğa girersiniz.. Önce uçağa biniş kartınıza bakılır..

Asıl kuyruk bundan sonra başlıyor, dikkat...
Önünüzdeki en az 40-50 kişiden sonra sıra size gelir, üzerinizde kemer, metal, madeni ne varsa, ayrıca ceketinizi çıkarıp, elinizdeki çanta ve başka ne varsa, plastik kutulara koyup, metal detektör’den geçersiniz.
Tabi ya saç tokanız, ya taşlı terliklerinizden mutlaka ama mutlaka ses gelir. Hemen cinsiyetinize uygun görevli gelir, hem eliyle, hem detektörle sizi kontrol eder.
Çanta, telefon, para ve kemerinizi geri alırsınız. Veya şansınız yoksa her şeyiniz didik didik edilir..
Daha bitmedi... Bundan sonra pasaport kontrolünden geçersiniz.
Tam “ Ohh, şimdi rahata erip, Duty Free’nin hakkını vereceğim” diyecekken, ayakkabılarınızı çıkartacağınız bölüme gelirsiniz. Yere serilen yumuşak, ancak herkesin ayakkabısız bastığı yerde, ayakkabılarınızı çıkartıp, kontrol bandına koyup geçersiniz.
İngiltere’den Amerika’ya giden bir yolcunun ayakkabısının topuğuna gizlediği bombadan sonra, Amerika, İngiltere, Türkiye gibi birçok ülkede bu uygulama yapılıyor.

Eh, kemerler takılmış, ayakkabılar ve ceketler giyilmiş. Artık gerçekten Duty Free’nin tam göbeğine düşmüşsünüzdür.
Sağdan, soldan sizi cezbeden kokular, tatlar, görüntülere teslim olup, olmamak artık size kalmıştır.

Alışveriş yaparsanız, uçuş kartınızı her seferinde göstermek zorundasınız.
Uçağa biniş kapısında bu kez bir kere daha pasaport ve uçuş kartınızı gösterirsiniz görevlilere. Eğer kaybetmediyseniz.
Uçakta, biniş kartınıza bir kere daha bakılır.
Ve siz kan-ter içinde koltuğunuza oturduğunuzda, neredeyse 2–3 saatin geçtiğini fark edersiniz.
Tatil sizi daha başlamadan yormuştur... Bu işlemlerin benzerini, vardığınız noktada tersinden yeniden yaşarsınız. Kaç kere pasaport, biniş kartı çıkarttınız, bir sayın.
Sonunda kalacağınız yere geldiğinizde, yorgunluktan gözünüz hiçbir şeyi görmez. Birkaç günde ancak havaya, suya alışır, tatile geldiğinizi fark edersiniz.
Tatilin ağırlığı yok diyenlere… Formülünü lütfen bize de verin.
Bu haber 141 defa okunmuştur

:

:

:

: