Mazbatalarda Cezaevi Çözüm Değil

Yazılarımı genelde geceleyin yazarım. Ortam daha bir sessiz ve daha bir sakindir. Bu yazıyı geçtiğimiz cumartesi gecesi saat 22.20 sıralarında yazmaya başladım.
Yazılarımı genelde geceleyin yazarım.
Ortam daha bir sessiz ve daha bir sakindir.
Bu yazıyı geçtiğimiz cumartesi gecesi saat 22.20 sıralarında yazmaya başladım.
Gün boyu yaşanan ve gündem olan konulara baktım.
Bir gün daha bitmek üzereydi ve bildik konular dışında farklı bir şey yoktu.
Zaman ne kadar acımasız ve geriye dönüşü ne kadar imkânsız diye düşündüm.
Sabah erken saatlerde Lefkoşa 9 Eylül ilkokulunda Mustafa Kemal Atatürk’ün 74. Ölüm yıl dönümü için düzenlenen anma törenine katıldım.

Pırıl pırıl çocuklar.
Ellerinde çiçekler, dillerinde Atatürk şiirleri.
Yarının iş sahipleri, öğretmenleri, işçileri, memurları, yöneticileri.
Zaman ilerliyor.
Nesiller değişiyor.
Dünün çocukları, bugünün yetişkinleri.
Yıllar önce okul sıralarında oturanlar, bu gün aynı sınıflarda öğrencilikten öğretmenliğe terfi etmişler.
Zamanın acımasızlığına bağlı olarak, hayat da acımasız.
Herkese adil davranmıyor.
En kötüsü yıllar önce tartıştığımız konuları, bugün olmuş hala tartışıyoruz.
28 yaşında bir insan.
Özel bir bankada çalışıyor.
Maaş asgari ücret.

“Geçinemiyorum” diyor.
“Maaşımın yarısı zaten benzin parasına gidiyor. Ben nasıl ev kurup bir yuva sahibi olabilirim ki? Borçlanıp ev alacak olsam ödeyemeyeceğimden sonum hapis olur”.
Evet, artık dert yuva kurmak değil.
Şimdi dert yuva kurmak için atılan adımlar sonucunda mahkemelik olmamak.
Bu ülke gençlerine ne verebiliyor?
Ya da genel olarak bu ülke insanına ne verebiliyor?
Durum gerçek anlamda son derece ciddi.
İnsanlar ev almaktan, borçlu olmaktan korkuyor.
Korku “borcumu ödeyemezsem sonum hapis olur”.
KKTC’de ekonomik çıkmaza bağlı olarak artan olaylar var.
En kötüsü de insanların kendi canına kıyması.
KKTC’de siyasi erk kilitlenmiş durumda.
Hiçbir icraat yok.
Meclis çalışmıyor.

Bekleyen yasalar ve yapılması gereken yığınla iş kimsenin umurunda değil.
Dün Star Kıbrıs’ın manşet konusu idi.
Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Başkanı Sayın Hürrem Tulga mazbatalardan dolayı bin kişinin cezaevine girmek üzere olduğunu ve 10 bin kişinin de sırada olduğunu söylüyor. Ve mazbatalarla ilgili KKTC Meclisinde bekleyen yasa tasarısının bir an önce onaylanmasının gerekliliğine işaret ediyor.
Ülke ekonomisinin gerçek göstergesi açıkça ortada.
Ve istikrar göründüğü kadarıyla sadece mazbatalardan dolayı yaşanan olumsuzluklarda var.
Yani artık “borç yiğidin kamçısı değil, artık borç yiğidin boynundaki ip”.
Dillere dolanan bir düşünce var.
Dünyada yaşanan ekonomik kriz.
İyi de bu sadece devletin ve bazı kurumların işine geldiği zamanlarda ortaya çıkan bir durum mu?

Belediyeler batar, görevlerini yerine getiremez suçlu dünyadaki ekonomik kriz.
Devlet borcunu ödemez suçlu dünyadaki ekonomik kriz.
Peki, vatandaş borcunu ödeyemediği zaman bu dünya krizi ortadan kalkıyor mu?
Kaldı ki bu mazbata sorunu tamamen çağ dışı ve ilkel.
Bir insan borcunu ödeyemiyorsa cezaevine girdiğinde nasıl ödeyecek?
Borçlu cezaevinde, borç yerinde hatta faiz işlemeye devam ediyor.
Hani sonuç?
Kim kazandı?
Cezaevinde olmak borcu siliyor mu?
Hayır.
Yani çözüm değil.
Bir süre önce Yüksek Mahkeme Başkanı Sayın Nevvar Nolan ile bir söyleşi yapmıştım.
Söyleşinin konu başlıklarından biri de mazbata konusuydu.
Sayın Nolan’nın konuyla ilgili söylemlerinden bir kısmını yeri gelmişken yeniden hatırlatmak isterim;
“Çok zor bir durum. En önemli etken faizlerin kontrolsüzlüğü. Faizler çok yüksek. Bana çok acı veriyor. Ve kimse darılmasın şahsen benim vicdanımı rahatsız ediyor. İnsanların bu kadar yüksek faiz altına girmesi beni rahatsız ediyor. Lütfen kimse herkes serbest iradesi ile yaptı demesin. Aklı başında hiçbir insan bu korkunç faiz yükünün altına kendi iradesi ile girmez. Bu işte bir yanlış var. Düzeltilmesi lazım. Alacaklıda haklı, hakkını istiyor. Her iki tarafında penceresinden bakmak lazım. İnsanlar hapse giriyor ama bu sorunu çözmüyor. İnsanlar bir ömür bu borcu ödeyemez. Peki, ne olacak? Ömür boyu hapis mi kalsın insanlar. Çözüm değil. Olmuyor”.

Herkes durumu farkında.
Bugün uygulanan yöntem gerçek anlamda çözüm değil.

Tablo bir bütün olarak gözden geçirilmeli.
Banka faizleri, kredi verme koşulları, kredi talebinde bulunanın geri ödeme güvencesi tüm bunlar ele alınmalı.
İngiltere’de borcu yüzünden mahkemelik olan bir Kıbrıslı Türk anlatmıştı;
“Tüm işi batırdım. Ne var, ne yok sattım. Borcu ödeyemeyince banka mahkemeye verdi. Mahkemede hâkimin ilk sorusu bankanın avukatına oldu. Bu adamın neyine güvenerek bu borcu verdiniz?”.
Kısacası kimse masum değil.
Borçlu burcunu ödeyemediği için suçludur.
Ama bir verip yirmi alanlarda suçludur.
Tüm taraflar büyüyen ve kangren olan bu olaydan payına düşeni almalı.
Birileri sürekli kazanıp, birileri sürekli kaybedecekse hiçbir yasa hiçbir yöntem bu sorunu ortadan kaldırmaz.



Bu haber 623 defa okunmuştur

:

:

:

: