‘Allah Kıbrıs Türkü’nü korusun’

“Kıbrıs Türk’ü, erginlik yaşına ulaşmış bir halktır. Vasi altında daha fazla yaşamaya tahammülü kalmış değildir. Artık medeni insanlar sırasında kendimizi görmeyi ve bizi alakadar eden meselelerimizi kendimizin halletmesini özlüyoruz”.
“Kıbrıs Türk’ü, erginlik yaşına ulaşmış bir halktır. Vasi altında daha fazla yaşamaya tahammülü kalmış değildir. Artık medeni insanlar sırasında kendimizi görmeyi ve bizi alakadar eden meselelerimizi kendimizin halletmesini özlüyoruz”.
Bu sözler Kıbrıs Türk halkının lideri rahmetli Dr. Fazıl Küçük’e ait.
Dr. Küçük bu düşünceleri 1951 yılında seslendirmiş.
Yani bundan tam 61 yıl önce.
Altmış bir yıl önce İngiliz idaresinde olan Kıbrıs adasında bir var olma mücadelesi vardı.
Kıbrıs Türk halkı ile Rum halkı arasında eşitlik hakkı için süren ve yıllarca sürecek bir kavganın sancıları yaşanıyordu.
Türkler İngiliz hükümetinden adil yönetim bekliyordu.
Evkaf’ın, okulların, belediye yönetimlerinin, müftüsünü tayin etmenin isteği ve bu anlamda Türklerin iradesine saygı isteniyordu.
Zamanla kazandık.
Mehmet Dana Efendi seçimle Kıbrıs Müftüsü oldu.
Bu bir ilkti.
Yıl 1953’tü.
Rahmetli Dr. Küçük bu olayla ilgili “Müftü yalnız din reisimizdir, bir din başkanıdır. Siyasi meselelerimizde söz söylemek hakkı ise bütün halkındır” diyordu.
Mücadele devam ediyordu ve hedef Evkaf’ın Kıbrıslı Türklere devredilmesi idi.
Yine rahmetli Dr. Küçük’ten bir alıntı ile devam edelim;
“Bizim her derdimize deva olabilecek bir Evkafımız vardır. Belki de servet cihetinden Rum kiliselerinden daha da zengindir. Yalnız bunun idaresi halkın elinde olmadığından maalesef bu zengin müessesemizden onluk bile istifade edemiyoruz. Aksine olarak üç beş memurun maaşının temini için elde edilen gelir kâfi gelmeyerek her sene elimizden bir parça daha toprak çıkıyor”.
Yaklaşık seksen yıl başka merkezlerde yönetilen Evkaf, 15 Nisan 1956’da Kıbrıs Türk Halkına devredildi.
Tabi ki kısaca ve alıntılarla anlattığımız bu olaylar kolay ve tesadüfü olmadı.
Yıllarımızı aldı.
Bir halkın topyekûn mücadelesi ve birlikteliği bugünün kuzey Kıbrıs’ını yarattı.
Bugünün kuzey Kıbrıs’ı aslında sağlam temeller üzerinde olmalı ve bu derece sarsılmamalıydı.
Rahmetli Dr. Küçük’ün 1951 yılında işaret ettiği gibi artık ergenlik dönemine ulaşmış bir halk ise bugünümüz nedir?
O yıllardan, bugünlere nasıl geldik?
Yarım asırdan fazla bir zaman sürecinin öncesine gittiğimizde önünde hedefleri olan, kendine adım adım amaçlar edinen ve kazanan Kıbrıs Türk Halkı iken şimdi tüketmekte ve sadece seyretmekteyiz.
Mücadele yılları olarak anılan o yıllarda kendi kararlarını kendince almanın, kendi toprak, mal-mülk ve kurumlarını yönetme özlemi duyuluyordu.
Okullarda Türkiye’den gelecek öğretmen ve kitaplarla eğitim yapılmasında ısrar ediliyordu.
Yukarıda anlattığım gibi dini konularda Türkiye’den bilgili insanların gelmesi talep ediliyor ve tüm bunlar dönemin yönetimine güven duyulmadığı için yapılıyordu.
Dönemin hükümetine neden güvenilmiyordu?
Çünkü İngiliz yönetiminin adadaki Türk halkını yıllar içerisinde erozyona uğratacağı korkusu vardı.
Türkiye’den koparılma endişesi vardı.
1974’e kadar adaya Türkiye gelecek diye beklenti ile yeşertilen bir umut söz konusuydu.
Bugün içinse bu topraklarda büyük bir umutsuzluk hâkim.
Yıllar geçti korkular ve endişeler bitmedi.
KKTC’nin 29. Yıldönümün de yine “irade”’mizi tartışıyor ve sorguluyoruz.
Yıllarca mücadele verip söke söke aldığımız kurumlarımızı yönetemiyor, hepsini devretmek için sıraya koyuyoruz.
Yıllar önce olduğu gibi bugün de kendi meselelerimizi kendimiz çözmenin ikilemini yaşıyoruz.
Bu anlamda mücadele etmiyor, tam aksi bunu talep ediyoruz.
Yine aynı düşünceler ve yine idarecilere güvensizlik var.
Kıbrıs Türk halkı ve bu bağlamda 29 yaşına gelen KKTC hala ergenlik çağını atlatamadı.
Zaman geçiyor ama büyümüyor, küçülüyoruz.
Seçimler yapıyor, hükümetler kuruyoruz.
Devlet organlarına, kamu kurumlarına sahibiz.
Yönetemiyor ve batırıyoruz.
Siyasi iktidar kavgası uğruna tüm değerlerimizi harcayıp, mücadele bile göstermeden tükeniyoruz.
Liderlerimiz daha öncekiler gibi halka güven verip peşinden götüremiyor.
Önce halk düşüncesi; önce menfaat ve benden olanlar yaklaşımını aldı.
KKTC 29 yaşında ama henüz emekleme çabası bile yok.
Acaba rahmetli Dr. Küçük bugün yaşananları hayal edebilir miydi?
Yoksa son nefesinde “Allah Kıbrıs Türkü’nün yanında olsun, onu korusun” derken içinde bugünlere dair bir korku mu vardı?
Bu haber 973 defa okunmuştur
  • cemile güntay   - 14.11.2012 İstanbullu dostum uzaktan zurna sesi datlı gelir her zaman
  • O kadar da değil Osman Bolat  İstanbul - 14.11.2012 İnsan bazen içinde olunca bütünü görmekte zorlanır. KKTC'nin durumunun kötü olduğu, geleceğinin karamsar olduğu fikrine katılmıyorum. Orada sapa sağlam bir Türk Devleti var...her şeye rağmen. Konuşan, eylem yapan, siyasi mücadelesi olgunlaşmış, demokratik bir devlet var :) Daha güzel günler yakın olsun.

:

:

:

: