Ziraat Bankası Parayı Al ve Git mi Diyecekti?

Neredeyse kangren haline gelen LTB sorunuyla ilgili yaşananlar toplumda adete akıl tutulması olgusunu hakim kılmaktadır.
Neredeyse kangren haline gelen LTB sorunuyla ilgili yaşananlar toplumda adete akıl tutulması olgusunu hakim kılmaktadır.

Tanınmamışlıktan dolayı dünyadan izole olmamız sorunlara bilimden, akıldan ve mantıkdan da izole davranmamızı herhalde gerektirmez.

İşimize geldiği zaman demokrasi, özerklik ve bağımsızlık taleb ederken işimize gelmediği zaman ise üretime, kaynağa ve kazanca dayanmayan çıkarlar peşinde koşarak demokrasiden de özerklikten de vazgeçmeyi yeğlemekte ve statükoya sıkı sıkıya sarılmaktayız. Bunun en bariz örneği LTB’nin bugünkü durumudur.

Avrupa Birliği özerklik şartından da anlaşılacağı gibi belediyeler “yerel hükümet” kimliği adı altında adem-i merkeziyetçi yapı taşımalıdırlar. Bu çerçevede, idari ve mali açıdan özerk olması öngörülen belediyeler kendi yağlarıyla ciğerlerini kavurma becerisini göstermeleri gerekmektedir. Haklı gösterilemeyecek sebeplerden belediyeyi sürdürülebilir olmaktan çıkaranların bunun sorumluluğunu hükümete yüklemelerinin hiç bir dayanağı bulunmamaktadır. Bu bankaların batmasından banka yöneticileri ve sendika temsilcilerinin bizzat Merkez Bankasını sorumlu tutmalarına benzemektedir.

Benzer şekilde, belediyeyi sürüdürülebilir olmaktan çıkaranların başında olan yönetim ve sendika neredeyse ortak eylem yapıp hükümeti günah keçisi ilan etmektedirler. Bu resmen aymazlıktır.

SAYIN LTB BAŞKANI VE SENDİKA YÖNETİCİLERİ LÜTFEN AJİTASYON YAPARAK BAŞTA LEFKOŞA HALKINA İŞKENCE ÇEKTİRMEKTEN VE BİZİ DÜNYAYA REZİL ETMEKTEN VAZGEÇİN. BİRLİKTE NASIL BELEDİYEYİ RAYDAN ÇIKARTMIŞSANIZ ONU TEKRAR RAYINA YERLEŞTİRMEK SİZİN ASLİ GÖREVİNİZDİR. Bunu başkasından babalık yapmasını bekleyerek statükoculuğun kolaycılığını seçmeyin. Belediyeyi merkezi bütçeden devamlı kaynak bularak yürütebileceğiniz hayalciliğinden de vazgeçin.

Lefkoşa belediyesini sürdürülebilir kılmak için gelirlerini artırmak ve başta personel gideri olmak üzere tasarrufa gitmek gerektiğini mantıklı davranan herkes idrak edebilir. Bunu ise herkesten önce LTB başkan ve sendika başkanının idrak etmesi gerekmekte ve beklenmektedir.

Tabi ki, LTB’nin bugünkü yapısı ile alınacak her türlü palyatif tedbir sürdürülebilirlik için yeterli olmayacaktır. Devasa hale gelen borç yükünün yeniden yapılanması şarttır. Bu yapılanma için ise Başbakan gerekli babalığını yapmış ve Ziraat Bankası’ndan böyle bir yapılanmanın önünü açmıştır.

Ancak, böylesi büyük ölçekli kredilerde bankacılık ve finans sektörünün dünyadaki temel işleyişini bilmeyen bazı ekonomistler dahi sapla samanı karıştırmaktadırlar. Bu tip kredilerin geri dönüşünü garanti altına alabilmek için özellike siyasi kimliği olan belediye gibi kurumlardan bankalar kısıtlayıcı müeyyideler (restrictive covenants) taleb etmekte ve bunu hukuki ve idari olarak teminat altına almaktadırlar. LTB için düşünülen Ziraat Bankası kredisinde ise temel dert belediye yönetmek değil verdikleri kredilerin geri dönmesini sağlamaktır. Şöyle ki, verilecek yaklaşık 90 Milyon TL’lik kredinin geri dönüşünü sağlamak için belediyenin devamlı olarak borç ödeme kapasitesi taşıması gerekmektedir. Bunun için ise belediye gelirlerinin artırılarak rasyonelce kullanılması, giderlerinin ise kontrol edilmesi ve optimal olarak harcanması gerekmektedir. Bu çerçevede, başta net işletmne sermayesi, likidite, borç aktif oranı, personel giderleri oranı ve yatırımlar gibi ilgili limitlerin devamlı olarak belirli sınırların dışına çıkmaması şarttır. Bugüne kadar populizm ve siyasi müdahalelerle batırılan LTB için Ziraat Bankası’nın bu müeyyideleri yerine getirmek için hukuki ve idari olarak müdahale hakkı elde etmesinden daha doğal birşey olamaz. Elbette, Ziraat Bankası bu krediyi kullandırmak için can atmamaktadır. DOLAYISIYLA, BANKACILIK VE FİNANS SEKTÖRÜNÜN TEMEL İŞLEYİŞ İLKELERİ İLE BELEDİYELERE DÖNÜK DEMOKRATİK YAPIYI BİRBİRİNE KARIŞTIRMA CEHALETİNE KAPILMAMAMIZ GEREKMEKTEDİR.
Bu haber 1383 defa okunmuştur

:

:

:

: